ağzımı gererim bir neşter gibi
dilimi seyrelten gebe atlara ah olsun
beni her ne ikna edecekse gün doğsun ve yıkılsın göğsündeki yabancı
bir neşter nasılsa bilendir, bir at nasılsa şahlanır
ben hâlâ ve öylesine suskunum
kandım, göğümle dilim arasında
ne var ediyorsa
ne yok ediyorsa
orada biraz uzak
nasılım, işte böyleyim;
bir ağacın kovuğuna son sözümü söyleyip
bir denize son taşımı atarak halka halka dağılacağım
öylesine yıkılsın ve yansın sözlerim
nasılsa bir taş kadar ağır duruyor kelimeler
bana biraz hasar gerekli;
umut tahlilleri, yalnızlık ölçümleri…
diri diri lezzetli yalnızlıklar gerekli
umutlar ve ekonomik sıkıntılar birbirleriyle çelişsin, ki ben tv reklamları kadar beslemiyorum düşlerimi
yarı fiyatına umutlar vadetmiyorum
ben evrenle çelişen bir atı oynuyorum
ben pili biten bir saati oynuyorum
nasılsa her saat biraz erken
her gün biraz geniş
ben sıyrılıyorum
eflatun bir günün sessiz kapanışına sözüm kadran olsun
