Ah şu senin kurgusal kümülatif külahın
Radikal retlere boyun eğen romantik rezervin
Suallerle sere serpe yırtılmış
Suskuna sataşmaktan sararmış kimliğin
Bunlardan bir takımyıldız oluşturmanın neresi
Muktedir mercilere makul?
Biliyorum akil olan senin gömleğinde sakil bir düğme
Toynaklı oynak zihninde herkes işlevsel kul
Biliyorum, üç yüzün, beş yüzün susmayan uğultusu
Parmaklarından akan kirli ırmağın arkasından dökülen su
Alkol karşısında tüm sınıflar eşit, kullanıyorsun bunu
Öfkelerinden büyüttüğün fos feryatlı höyük
Gömdüğün bin çiçekli tarlanın üstünde tepiniyor
Durduğun an düşeceksin,
Bu korku tozlu ruhuna hızlı bir şeytan karıyor
Kalbini dışarıda unutmuşsun, tezgâhta küfür kokuları
Hayallerinin baldaki eli, sırlarını tutan komünist şapka
Ağzındaki kapitalist baklayı geceleri çıkarıyor
Dilinde dikenlerden feyz alan savaş, kan ve figan
Arkandan görünen kara kalpaklı çıldırmış izan
Evrenin sesi sende aciz, sana davullu zurnalı taciz
Duymamak için kafanın içinde keş oğlu bir keşmekeş
Güdüm hayaliyle bağıran çığırtkan, ağzı durmayan duman
Gözlerinde hissizlik, duyarganı yok sayan uyuşma
Adım adım çürüyorsun yanaklarınla
Azar azar ölüyorsun
Çakma aşklarla beslediğin benliğin zayiat
Sözlerin altın fragmanlı bumerang düşlerine
Gözlerinde balığın alık bakışı
“Beni kurtar!” diye bağırıyor içindeki adanmış serseri
Sen kendini kurtulmaktan kaçırıyorsun
Fos çıkan hayallerimin koleksiyonunu gösterdim
Yaralarımdan, karalarımdan bir potpuri yaptım sana
Sana boyanmış pişmanlığım beni geleceğimden vurdu
İnanmadığım ne kadar olumlama varsa alnımda
Safsatalara aldanmış bilincim, altında kaynar kazan
Anılarımdan bulup çıkarıyor bu tanıdık uğultuyu
İçimdeki Tanrı kırıntısının çiçeklere inanışı bu
Yoksa içinde bu kadar çer çöple kim ister
Cehennemden bozma Araf düşkünü bir avuntuyu
op.221: elif burcu özkan, sanrısal*
