op.325: ayşe ok – tedai*

Sana fayda veren
Bana zarar veremez mi?
Sana yaşam veren oksijeni
Bir de turşuya sor?
Oksitlenmemişsen anlayabilir misin?
Sirkenin içindeki lahanayı.
Yağmurun değdiği bir demiri?
Gözünü yeni kırpan yavru serçeyi!
Kedi kumu topaklanırsa
Yaşam vardır o kapta.
Kaplumbağaya boya çalan insan gördüysen
Yaşam bulabilir misin o kainatta?
Severek başlanan severek bitecek mi?
Hırsın kendini de eritecek.
Her zaman özütüne döneceksin.
Biraz nefes, biraz ruha sahipsin diye
Konuşamayanlara zul edemezsin mesela!
Bencilliğinle tek eline alma dünyayı.
“Büyüyenler gider
Reşit olmadı mı hüzünler?”
“İğnenin deliğinden geçemeyecek
Uzun elbiseden sarkan ip.”
Size nezaket ile seslenip
Kabaca davransam,
Gölgeniz bunu size
Aktaramayacak kadar kuru.
Sizi değil, kendimi kandıracağım
Ve bunu sadece ben bileceğim.
Yüzyıllar önce kitapları yazanlar
Yorgunluğu, özlemi, acıyı;
Şefkati, nefreti, öfkeyi;
Sakinliği, akıllanmayı, tecrübesizliği;
Her yazar, her insan
Aynı yol sonuna varıp
Farklı kelimeler ile anlattı- anlatacak:
Kimi organların yanına iliştirerek.
Kimi zamanın yavaş aktığıyla.
Kimisi de tesadüfler ve mucizelerle…
Hikayenin sonunda
Kendinizi duyacaksınız.
“İyiliğini vitrine koyanlardan olma.”
“Sıvası dökülmüş düşünceleri
Mala ile düzeltmek fayda etmeyecek.”
Sağlamlaştırman gerekecek.
Yaranamıyorsun işte bu yerküreye.
Günler ‘zamanın işçileri’ gibi.
Peşi sıra gelip geçip başa sarıyorlar.
Binlerce yıldır zaman aynı akmıyor.
Mesafeler de zaman gibi
‘Mesafesizlik’ ise zamanda yolculuk misali.
Eşiğinin bir tık ötesine geçiyorsun:
Sabır eşiği, acı eşiği.
Çocukken annenin ‘yavrum basma eşiğe.’
Kenarında kehribar sarısı,
Kulbu naylon renkli ip ile sarılmış
Tohumları üzerinde kurumuş süpürge
Yaslamış belini duvara
Tozlanacaklara nöbete koyulmuş.
Suyun ve havanın
Bedava olduğunu yazan şairlerin
Masumluğunu sakla yüreğinde.
Sahi ne idi yorgunluk?
Kişiye özel kurdelalı paket olabilir mi?
Uzun yoldan sonra dizlerini bükememek?
On sekiz bin adım atmak mı?
Belki de anlatmak istediğini anlatamamak.
Sürekli izah yapmak mı?
Muhabbetinden keyif almamak mı?
Çocukluğunda eksik kalmış-
Bir duygu mu yoksa kırk yaşında hala?
Birbirini yoran ama birbiriyle dinlenen.
Dengesiz kalabalığın intibakı.
Özlemek ne idi:
“Anılar o kadar taze ki
Soyulmuyor dışı.”

Yorum bırakın