op.339: zeynep yıldırım – iki yüz yetmiş dört gün*

Sesimi buruklaştıran gün
Göle atılmış eskimiş bir tarak, sazlıklar
Meleklerin kanatlarıyla kuşatılmış bir güzellik aradım etrafımda
Kan oluk oluk gölün üzerinde canlandı birden
Dualarla zırh olmak zulme, bu yüzden
Kendimi taşıdım sızlaya sızlaya, en uzağa

Etim mor, sesim ürkek, dilim dönmüyor
Gazze çiçeği direniş
İsabet etmiyor kurşunlar etimize
Kabuk değiştiriyoruz. Derimiz kederli.
Gözlerimizde ağrı iki yüz yetmiş dört gün
Büyüsü bozuldu
abra kadabra maskesi düştü Batı’nın

Çocukların kalbi atmıyor artık
Ölümü düşünmek yerine
Oyunu, koşmayı ve top oynamayı
İp atlamayı ve gülmeyi
Yeryüzünden tiksiniyorum böyle zamanlarda
Çim değil kan donattı toprağımızı

Ben öfkeli bir kelimeyim
Sayısız ölüm gördü gözlerim
Yaşamaksa yaşıyoruz eksilerek

Sarılıp ağlamak istiyorum Gazzeli Annelere
Çünkü çocuklarının uzuvlarını torbayla taşıdılar
Yürekleri dağ mı taş mı? Susuyorum
Kendimi taşıdım yanlarına sızlaya sızlaya
Nehirden denize özgür Filistin
Gazze diye atıyordu kalbim iki yüz yetmiş dört gün

Yorum bırakın