kristal bir avize gözlerin sesindeki sırra meyil verdiğim
bir rüyada kayboldum, rüyamı
rüyasında gören bir meleğin gözlerinde boğuluyorum, fakat
burada hiç ışık yok… ikonalar sessizliğe gömülü…
soğuk damarlarla, katedrallere çivili güvercin
yakıcı bir dansla kırılıyor dönerek,
küreklerin simetrisi yürümekte şimdi
soğuk siyah kumaşlarla, kumlarla sıcak
ve hep buz yapışkanlığında, ikonalar sessizliğe, ışınlarla
ışınlar hep dumansı
dumansı ve yitici, yazarak renklere değin…
olabiliriz seslerle sözcüklerle dumanla ve bulutlarla
…
en çok da uykuyla,
neden buradayız hala?
uyanmış, tekrar uykuya dönmek için sızlanıyor gibi
güzelmiş ama güneş bazıları için, üzerinde asılı kaldıkları
yanmakta olan bir kükürt gölü.
boynumun boşluğundan yok anlamı yüzlerin,
perdeyi yırt ve yanıma gel, teninden
gözlerine değin, gözlerinden kirpiklerine
aynadan bir zemin üzerinde bağdaş kurmuş otururken, başın
öne eğik dut dallarıydı, dalları rüzgarda birbirine sürten…
bekleyişin kendini örtülü geceye bırakıverdiği göz seyirmesinde dudakların vardı
ben de tekil olamayacak kadar eşlik ettim açık olan gizemi
uyanırken bile
dilin bittiği yerden dokunuş başlar öteye adım yok ötesi
bir şarkı dinliyor gibiyim uzanıyorum anarşik belinden tut beni
sessizlikten yoruldum sensizlikten de yoğruldum
birlikte ağaçlara bakalım akıl uçları kırılıyor bak
kalp sade ve saydam, her şey kırılacak yürek uçlarına doğru
öteye adım yok
ötesi…
