Kategori: edebiyat
-

OP.436: kaplan – orada değilim artık*
yol ortasında yalnız bir çınarın gövdesine düşülmüştür— şenlikli akşamların susulmuş yalnızlıkları bu gök kubbenin altında kaybolmuştur yitik bütün şeyleri bu çınarın altına gömebilirdik ve yakabilirdik hattâ yanmış diğer şeyler gibi zamandan arınmış aksak bir gün batımında bıçakla oyulmuştur, kana kanaya yazılmıştır …
-

OP.435: tuba tanrıverdi – çıplak kırmızı*
ne kadar parlaksınız bayım su bile kamaştı soğuk karanlığınızdan ben akıyorum çıplak ve umursamaz yüzdüğümce sığlaşıyor evreniniz haz suyun en eski dili büküyor yaldızlı doyumsuz kibrinizi ne kadar parlarsanız parlayın büyüyor gövdesi sesimin büyüyor bayım saçlarımı bırakıyorum suya kıpkırmızı yumuşak keskin kırılgan yırtıcı arzu temas değil mesafe ister…
-

OP.434: ersin kurt – pastel*
Fırtına an kolluyorİmkânsıza yöneltme gemilerimiBu arabesk bulutlarla baş edememÜstelik bozkırımı dahi inşa etmedim henüzBurada yazlar hep cehennem,Baharlar tümüyle güz…Hiç olmayanı yeniden deneyemem. Eskiden yerindeydi gücümüzZamanında az mı kovaladımÖpmek için doğru kurbağayıHatırla, kaç kez bir ayakkabınEksik döndün davetlerdenKalbini çelmek için fotoğraflar…
-

OP.433: emre gürkan kanmaz – aynı kitaptan iki tane almışım*
Aynı kitaptan iki tane almışım geçenSarhoş gezmiyorum ne zamandır çay içiyorumZamanın eteğini kaldırıp altına bakmıyorumYoluma bakıyorum haftaiçi çalışıyorumAma aynı kitaptan iki tane almışım şaka gibi Aşkın ötesinde bir duygu var senle aramızdaSenle aramızda kaymak kıvamında nedensiz bir sevinçYapay zekanın yaptığı…
-

OP.432: esra koyuncu – ayarsız mesafe*
kalemim oynatamadığım yerden kırılıyor dünya soğuyor buz gibiyiz soğuyan parmaklarımda nehirler donuyor dünya doluyor “sus” gibiyiz üstü açılmış kalabalıklardan birinden diğerine atlamayalı uzun zaman oldu erken çağırılan her bir bedeni günlere bölünmüş yaşlarla uğurlattı zaman işte bu yüzden denk gelmemeliyiz bundan böyle biz daha fazla sulandırmadan bu ayarsız mesafeyi kopçasını çözmeden gözlerimde dünya maskarası olmadan histeri nöbetlerinin denk gelmemeliyiz birbirimize biz —kendim ve biz
-

OP.431: arda erdoğmuş – mizacımın kurgusu*
Bilmem kaç ay oldu eskitmeyeli birkaç satırı. Mizacımın kurgusu beş karış ayyukta. Ar damarı çatlamış bildiğim benim. Tekniğim daha güçlü hayata dair, Tıpkı ilkbaharda büyümeye bakan yaban buğdayı gibi. Haykırışım bi halkı temsil etmiyor, Hanemin sesi, daha sen, ben gibi. Ben, beni ben yapan canavarıma küstüm; Artık bir helva…
-

OP.430: adem üren – baraye*
sen ancak bu geçişte çatal karası yüzünle ancak durumu özetleyen her şeyin kısmetinde uzanırken ve kaybederken ve her şeye kayıtsız kalırken de güzelsin odalarını Allah’la dolduran bir evin kendisidir ellerinde tuttuğun çiçekleri senin sanışın ne kapın çaldı ne evin yıkıldı ne sorular sordum da bu ülkeyi…
-

OP.429: feyza menteş – yükseliş ve düşüş*
Sona tek bir ağız kalıyor. Dişleri dökülmüş kocaman bir ağız, kokuyor. Sonunda bir çığlık duyuluyor. İfadelerle çoğalmak, tam bir facia. Nesilden nesil-e işleyen kir. Bütünleşip bir araya geldiğinizde siz, kök ağacının dallarındaki bütün mırıltılar, uğultunun içinde bir sesin daha gürlemesi…
-

OP.428: atilla kaan kavrak – prangalı salıncak*
Çıkarımlarıma hapsettim seni, prangaları olan bi’ salıncakta; Düşünürken kayboldum sorularda. Halbuki, bariz tutkular söz konusu, muğlak hikâyelerin yüklemlerinden taşan. Sebepsiz yere meçhule istikametimiz. Tanıdık geliyor yaşanmışlıkların. Yanlış anlaşılmışlığın sanki ayna tutuyor benliğime. Mânasız, sonu belli olmayan, sarmal düşüncelere…
-

OP.426: zülâl menekşe – cin*
tüm ovaları serdin ayağıma arzuma dağ çakıldıiçimde kendine güç diyen ihtimaller uzandıbakışlardan taşan sahte fallik heyecanbileklerime asıldı ufuk kadar ulaşılmazgüzeldin çünkü sisli, bir ihtimal ve belkibenliğime sarılan sevgini duyduğumda seningecemde ayık göz alan bizden nefret ettim bana yurt olanın belasıdır taşkınlarımyılan ağmalarım, şeytan…
-

op.425: Esra dökmen – embriyon neden kuzgun sormazlar artık*
çeyrek var etki tepki açmazına gündüz düşünü yor hayra.ortada duran ağaç seni katlamış bir kağıt gibi, sonsuz ücrada.düşünmek kirli okyanusun dibi.kendini bir başka şeye gerçekten verebilir misin. temas etmek için sıra beklemediği insanın, artıkları gökte bir çukur içinde.baş zuhuru gölgede arar durur.uzuv kendini simadan…
-

op.424: koray feyiz – FOUCAULT’NUN DAMARıNı SEZDiREN BİR DENEME; şiirin cinsiyeti YOKTUR… ANDROJENDİR…*
Şiir, sabahı beklemez. Şiir, kendini doğuran bir gece kuşudur; kanatlarının bir yarısı kadın, bir yarısı erkek tüylerinden örülmüş değildir. Onun kanadı, cinsiyetin tarihsel icatlarını silen, etin üstünden geçen bir hafıza rüzgârıdır. Michel Foucault, “cinsiyet” dediğimiz şeyin, biyolojiden çok iktidar ağlarının,…
-

op.423: çağlar kuzucu – beş parmağın beşi de kir olan şiir*
1 Tortulanmış ciğerim baş edebilirmiş gibi pas tutmuş bulutlarlaAklım kalır ortalama bir gökyüzü canavarının yüksekteki hayatında 2 Olmayacak duaya el açarım tanrım teknolojik ve dokunmatikMavi ışıklı tanrım aklımızı okurAnlamaz okuduğunuMahallenin yavru kedilerini sayarım yedi taneTemmuz sonu sıcağında hayatta kalan sokakTam…
-

op.422: aykut akgül – giyotin*
kanıt istiyor zamanzehir, sihir ve tarif istiyor mesajlarbüyümüş çocuklar kadar inkarcıgüverte delecek imgeler kadar metal vazgeçemediğim bir mide bulantısıyok etmek tasvir de etmektir hiçliğivaktim şaşkın, kararlarım fikirsizama anlatamambazı mevzular bahsi geçince anılmadıkları için geçerlikaçtıklarım ifadesizliklerime sığınakben kimsenin bu hikayede ağlamak…
-

op.421: furkan doğan – kamuflajlı defter*
Tüfek taşırken anladım şiirin ne demek olduğunu ve parmaklarımı kestiğinde şiir Hiçbir şair bana ilham vermiyordu Komutan yat deyince anladım gökyüzünün bu kadar güzel olduğunu Ve gözlerime düştüğünde yıldızlar Hiçbir yıldız bana dilek hakkı vermiyordu Öksürük nöbetlerinde saydım ciğerlerimden Ne…
-

op.420: berşan koca, çekeceğim filmler için konu buluyorum – 1*
Bugün yedinci günüydü Ayşe’nin. Bundan tam sekiz gün önce, her zamanki gibi kırlarda çiçekler toplayıp, mutluluk şarkıları söylüyordu. Karnında çoğalan kelebeklerle koşuyordu. Durmaksızın gülüyordu. Gülmekten başka bir mimik yerleşmiyordu bembeyaz yüzüne. Sabahları erkenden kalkıyordu Ayşe. Önce çiftliğin işlerinde annesine ve…
-

op.418: kübra dervişoğlu – Eser Miktarda Dahi Mutluluk Barındırmıyor Gözlerin*
Aynalara dalınca yüzün kırılıyor Bir daha sevmiyorsun kendini Yaşatayım desem yüzümde içinde barındırdığın tüm vedaları Daldığın yüzüm buruşuyor. Aklına dağlar geliyor İncir kaynıyor hafızam. Yansımana bakıp çocukluğunu öğütlüyorsun Bakakalıyorum işte kendini sevebilen birine. Ben hiç oyuk görmedim Kırgınlığını oyan Oysa sen kahrederdin kendini, kırsalardı eğer Uyuklayan rüzgara dalar giderdin Yalnız olan herşey…
-

op.417: Ahmet salık – La belle indifference!*
Hiçbir şeyim yok ve iyi değilim, bu hâl!Bir ağaç, nasıl gün ışığına doğru yavaş yavaşBükülmüş, kırılmışsa, çıplaksa kış ortasında, zaten Ben boğucu olmayan bir deniz bilmiyorumBilmiyorum bıçaklar neden bu kadar parlak, uçurumlar baş döndürücüNasıl denir, sizin dilinizde Hiçbir şeyim yok ve…

