Etiket: öykü
-

OP.494: PINAR AKYÜZ ATMACA – BİR KİŞİ EKSİK*
Babam öldüğünde henüz on iki yaşındaydım. Bir ay sonra anneme sürekli aynı cümleyi kurdular: “Ölenle ölünmez.” O zamanlar bu cümlenin tam olarak ne anlama geldiğini anlayamamıştım. Şayet ölenle ölünmüyorsa yaşayanla gerçekten yaşanabiliyor muydu? Ya da ölenle ölmeye değecek bir sevgi…
-

OP.493: ZOZAN SARICA – YERYÜZÜNDE BİR YERDE*
Saat 14.10 suları… Esen sabah yeli, çam ağaçlarının reçineli kokusunu alıp denizden bize doğru getiriyor. Hava henüz günün bütün ağırlığını üzerine almamış; hafif, serin ve biraz da mahmur. Çamların arasından gelen koku, çocukluğumdan kalma bir anıyı uyandırıyor içimde. Sanki dünya…
-

OP.489: KÖR SEÇİM I*
erman şahin: her şeyi unutbir fotoğraf kadar kaldünyada yüzüne güz ekilmiyor bu mevsimdeevlerin boncuk kuşları dile geliyor esra dökmen: Günlerdir kelimeler etrafında şerit yapıyorum.Sismografik haritada yapay duruyor diye dilim,Her yazdığımı siliyorum.Elbet öldüm bir zamanlar demek içinBilince taşıyor suyum, fıçıdan kavı…
-

OP.485: sylvan clownson – /solucan*
Evimin yakınlarında teorik fizik adına bir nevi kanıt niteliğinde bir sokaklar zinciri var. Bir teoriden ilham alarak o kestirmeye ‘solucan’ diyoruz. Fizikle hiç alakası olmayanlar için, iki nokta arasındaki en kestirme yol. İlk nokta benim evim. Diğeri, evde değilsem bulunduğum…
-

OP.478: talha kutay – şaharım*
Günün ilk ışıklarının henüz ufka düşmediği bir vakitte evden çıkıp sahile doğru yürüdü. İçindeki ağırlığın biraz olsun hafifleyeceğini umuyordu. Hava ayazdı. Gece boyunca serpiştiren yağmur kaldırımları ince bir ıslaklıkla kaplamıştı. Yine uyuyamamıştı. Zaten son zamanlarda uyku kendisine pek uğramaz olmuştu.…
-

OP.460: nilden içağasıoğlu – arafın mührü*
Şehir, paslı bir dişli gibi gıcırdayarak dönen yozlaşmış bir çarkın dişlileri arasında eziliyordu. Elena, cinayet büronun en keskin zekalı dedektifi olarak bu mekanizmanın içinde rasyonel kalmaya çalışan tek parçaydı; yalanı bir kilometre öteden sezer, delilleri bir sarraf titizliğiyle işlerdi. Önündeki…
-

op.420: berşan koca, çekeceğim filmler için konu buluyorum – 1*
Bugün yedinci günüydü Ayşe’nin. Bundan tam sekiz gün önce, her zamanki gibi kırlarda çiçekler toplayıp, mutluluk şarkıları söylüyordu. Karnında çoğalan kelebeklerle koşuyordu. Durmaksızın gülüyordu. Gülmekten başka bir mimik yerleşmiyordu bembeyaz yüzüne. Sabahları erkenden kalkıyordu Ayşe. Önce çiftliğin işlerinde annesine ve…
-

op.413: talha kutay – meşe ağacının tanıklığında*
Hafif serpiştiren yağmur, toprağı yumuşatmıştı. Islanan toprağın kokusu, hoş bir lezzet vermişti doğaya. Tıpırtı sesleri arasında sağa sola kaçışan tavşanlar, bu lezzetten payını alıyordu. Toprak, sabit duran her şeyi kucaklayacak kadar hoşgörülüydü. Palamutlardan, yaşamdan kopan papatyalara ve cesetlere kadar… Ne…
-

op.403: ada çelen dilmen – boşluk zamanlarında*
Böyle günlerde pek uyanmak istemiyorum. Böyle günler derken; annenizin mutfakta pazar kahvaltısı hazırladığı, ağabeyinizi yüksek doz uyuşturucudan kaybettiğinizi öğrendiğiniz, hoşlandığınız çocuk tarafından sınıftan çıkarken aniden öpüldüğünüz, babanızı sabah dört gibi sallanarak gizlice eve girerken yakaladığınız veya alarm kurmayı unuttuğunuz için işe geç kaldığınız…
-

op.392: mustafa damar – kenan başkomiser*
Sabah sabah gördüğüm ilk manzaramın bir kadının göğsüne saplanmış bıçağın ucundan dökülen kanlar olması, kahvaltı yapmama engel değil artık. Hatırlıyorum da ilk mesleğe başladığım dönemler, böyle bir manzara yeri geliyor, iki – üç gün yemek yememi engelliyordu ama artık çok…
-

op.389: cevdet güner – büyük olmak*
Güneş, asfaltın üzerinde titrek seraplar yaratıyor, kasabanın sokaklarında sessiz bir huzur dolaşıyordu. Deniz kenarındaki bu küçük kasaba, yaz tatilinin getirdiği o tembel dinginliğe bürünmüştü. Evlerin beyaza boyanıp güneşten kavrulmuş duvarları, bahçelerde hırsız gibi dolaşan kedilerin sesleri ve ara sıra esen…
-

op.384: berşan koca – üç günlük ömür*
“Denizsiz bir denizci gibiyim” dedi Çetin. Döktü altıncı kahvesini turuncu saksıya. Silkindi. Başını sandalyenin başlığına yerleştirdi. Ense kökünü gövdesinden ve kafasından ayırdı. O yoğun boşluğa tekrardan daldı. Etine bir ağrı saplandığında, ağrıyla uğraştığında, zonklamalar ve uğuldamalarla çarpıştığında ilkin bu yola başvururdu. Bedeninde boşluklar…
-

op.368: batuhan durak – nuriye insta’dan story izliyor*
Garson elinde pos makinesiyle masamıza doğru hızlı adımlarla yaklaşırken sesimde herhangi bir çatallaşma yaşanmaması adına boğazımı temizledim. Herhangi bir tükürük partikülünün beni gülünç duruma düşürmesine asla müsaade etmem. Ardından duruşumu düzelttim, omuzlarımı mümkün olduğunca yükselttim. Tamamdır. On saniye önceki benden…
-

op.359: furkan doğan – palmiyeler*
Geçim kaygısı aklına geldikçe derin düşüncelere dalıyordu. Düşündükçe sıkılıyor, sıkıldıkça ellerini dudaklarına götürüyor ve ellerinin üstündeki kılları dişleri ile tek tek çekiyordu. Vücudundaki tüm kıllardan nefret ediyordu, kıllarını her çektiğinde büyük bir rahatlama hissediyordu. Eskimiş iki kanepesi, yuvarlak yemek masası…
-

op.330: sylvan clownson – eve dönüş masalları*
Gerçek olayları anlatmaktadır. 1. Kısım – Üç Küçük Çocukçuk İşten çıktım. Metroya doğru yürüyorum. Önümde üç genç erkek konuşuyor. Genç derken endüstri meslek liseli. Biri diğerlerinden daha özgüvenli. Havuza gideceğinden, daha önce de gittiğinden, onları da bir gün götüreceğinden bahsediyor.…
-

op.310: batuhan durak – örneğin davlumbaz diyorum*
Ispanaklı börek. Yumurta sarısı. Arap Yarımadası. Hıdırellez. İçimde ona karşı duyduğum özlem duygusu ne zaman kabarsa, bu yola başvuruyorum. Beynimin hangi bölgesinde, nasıl ve ne şekilde yer ettiklerini bile tahayyül edemediğim birbirinden alakasız kavramları gelişigüzel ortaya saçıyor, bir nevi kusuyorum.…
-

op.306: ilker has – ayrı yoldan rast düşenler*
Çoktan ölmüş çiçeklerin kokusu, yazmaya başladığım an ellerimde yeniden doğdu. Bahçesindeki goncalar büyümek için bekliyorlardı ve genç kadın, bahçenin kapısını açık bırakıp evinden ayrıldı. Bütün hazırlıklarını dün geceden yapan alımlı genç kadın, her zaman yaptığı gibi buluşma yerine saatinden önce…
-

op.258: mehmet can çelikkol, çok canım sıkılıyor*
Ülkü Tamer’in Konuşma şiirine ithafen. Ahmet, yaptığı eylemin nedenini sorgulama arzusu ile yanıp tutuşsam da iyi bir çocuktu aslında. Cenaze boyunca düşündüğüm tek şey buydu. Hatta cenazeden sonrasında bile zihnimi uzun süre rahatsız eden, geceleri uyutmayan düşünceler arasındaydı. Kendini neden…

