-
op.207: bilgehan tuğrul, öpüşen geyikler de vardır*

beni beklemen gerekirdi çünkü insan sevdi mi öyle yapar çamaşır iplerinden kolye takmaz insan sevdi mi kendini asmaz elbiselerini kurutur üzerinde kanakalem çalışmaz beni de alman gerekirdi iki resmi yan yana yakarak çünkü insan sevdi mi haricinde terk eder biliyorum birkaç yıl sürdü belki sorun neydi biliyorum sendin bir vesikalıktan fazlasını bıraktığın için için rahat…
-
op.206: sevda altınkaya, soydağı*

Dünya, ne kadar içten dönüyorsun anlatİçinden yıkılırsa bir resimRenklerin ağzında kan kalmaz mı yeşilden geriyeAnlat, eski bir çocukluktan başlaNeden sabrı kalmamış yerküremin/ biliyorumDurmadan anlattığım içinDinlemiyor hayatın hiçbir kulağı beni Dünya, ne kadar içten dönebilirsin en fazlaİçinden kıyılmaya başlarsa bir poetikaÇarpık kentlerin yüzüne tükürmez mi estetikBiz kıyısında kaldığımız her denizinSularından önce boğulan boşlukÖlümden aklını kaçırmış bir…
-
op.205: adem üren, şikayetname*

yıkıldı gövdemde bu bir hipodromdurne yarışın bitimine/ne zulme ne ölümeteslim olabileceğim bilekler yoktur bende nemrut kadar uzağındayım her şeyinbir sevgiye ıslak ağızla yaklaşsamöldüreceğim kesin. düşünmedim hiç böyle kesileceksemdölden diye bir günbu cenap bu et bu açlık aynı anda okunmuyor. çiviyi çiviye çakan/şarkıyı açan/ sesi kısanradyodan ölümsüzlüğü ölümle açıklayanalnındaki kara putlardan daha karayıkılacak bir evin muzafferisin…
-
op.204: yusuf uzun, ihtimal süngüsü*

Beklemek, olanaklara yenik düşmekse eğer kısır bir döngüde, kendi döngüsüne sıkışmış şehrin tekerrür taşları arasından sızan suyun biriktiği çukur bulunmak ister birileri tarafından. Çünkü bu suyun altında nefes tutmakla eş değer geliyor bazen var olmak ve bu uğurda hükmün çabasına teslim olmak. Ufkun kapalı şeritleri arasında yol alışın katmerli sancılar ile birlikte insana çarptığı sert…
-
op.203: eray erkin, helicobacter pylori*

yöneldiğim her yaşantının bir önceki günü yaşamadığı ne malum?sizi alt satıra eledim bu yüzdenmideme mikrobunuz yapıştıdünyanın yüzde ellisinde var ama kaçında doğuştan yaşar bu şeyben alıştım buna orta seviye yaşantının üst ve alt kargaşası yokturne avam ne kast bildiğin sınıfsızbir esneklik konusu sanırım sıfıra sabitbir gün dem vuruyorumbir gün ab-ı hayat çeşmesinden içiyorumfakat aynı güne…
-
op.201: usame yördem, burada olmalıydın anları*

O’na… Keşke bu kadar keşke dememiş olsaydım. Bir dal olur kırılan ve yerde; insandan olma, ona tutunmak şöyle ayrık dururdu, kaybın icadıyla ve hayatıyla.Orada durur ve şöyle derdim hayta hayata: aşılmadık şeylerin ilki, bana ne demişti? Burada olurdun ve aksardı hep cümleler.Sanki başka türlü olacakmış duyguları, belki zamanları, geçmeyen şeyler ve bungu,Çağırtılar ve yanındayımlar; artık…
-
op.199: mehmet sezgin sarı, kar şenlikleri*

Erdem’eve annesizliğine çocuklar sağarken evlerin dökülmüş sıvasınıkolay değildir on dördünde ölmekgömülmek bir yanardağ ağzına ki dünyaizlanda’da çakmak taşı olmayan yolcukalemlerin kırılışını, topallayan seneleri,çuvala koyarken eylülüöksüz sevgimiz geçiyor ellerimden dikiyor göğsünü yara kabuklarındanmavisi dökülmüş her okul önlüğükör sancısı ışıklı yoldanve yaban elmalarının otlara kalanındanbir bir dökülürken avuçlarım işte kalbimbiraz blues, Charlie Chaplin birazdans etmelisin ayaklarına inatsen…
-
op.198: cevat galip tan, kuzguncuk’u ben yaktım*

Kabul ediyorum.Bütün bankları ben yaktım Üsküdar’da.Hele Üniversite Sokağı’ndakiler yok mu?Cayır cayır yandılar iki kibrite.Bütün sokak lambalarını da ben devirdim.Evet efendim,Kuzguncuk alev aldı benim yüzümden.Sirenler benden dolayı çaldı.Her yer yandı kül oldu bir anda.Söylüyorum,Ağaçları kesen bendim.Yuvalarını bozan kedilerin,Huzursuzluk çıkaran,Bağıran çağıran,Aradığınız şu adam bendim.Kuzguncuk’u ben yıktım,Ben yaktım.İşte itiraf ediyorum.Tarifi imkansız haldeyken,Çok görmeyin bu yaptıklarımı.İhbar ederseniz eğerCanınız sağ…
-
op.197: öner fırat tarakçı, geçip giden gösteri*

Kurulur döngü her şekilde, kapandır Tuzaktır bu ketler! görünmez yaşamımaYine de var edecektir kendiniBilince danışılmadan, severiz bu pisliği Atarım toprağa göğün taze ve bakir tohumlarını Ahlakın revir odasında Steril nevrozlar Geçirgen karanlıklarVe yasEski bir yaşamın yamalı gövdesine bu matem Suluyorum tohumlarımı günbegün Ki soluğa kavuşayım tek celsedeBir avuntunun farkındalığıSikindirik bir umut yalnız acıyı uzattı Ana…
-
op.196: hazar izgi,*

ben düzdümsaçlarından kıvrıldımyıkılmamış duvarların önünde yığılmıştım dizlerinesormadın da kimliğimibaştan aşağı kirdimkinliydin kim bilir kimlerehuzur dedinderdini ihbar ettin gözlerimeyok şikayetim de hep sona giden sözlerinekaybettik gözlerimizin ferini önce kahve sonra biraayaküstü serilmelerimi gözümden görebilseydin kendinitekrar edilmezdi gömülmelerinne çiçek dikebiliyorum üstünene bir dirhem derim.
-
op.195: aykut akgül, yüz karası*

yarasından söktüm ben bu şiiri bensizken ilmihali sarkıyordu imgelerinin belleğimin tuttum bütün yataklarını yaktım bir gece ihtimallerden ülkeler gezdim sırtımda kasabalı bir kambur gırtlağıma dayanmış banka ekstreleri sararmış dişlerimle yenildik huysuz kahkahalarla yumruklaşmış çocuklar kurgular ve rüşvetle çalışılan mabetler gördüm gözlerim vicdanımın yüz karası kapılar çarptım pencerelere perdelere fırlayan izmarit közleri doğurdu parmaklarım hangi taşı…
-
op.194: sevda altınkaya, öyle bir çıldırmak

Çıldırdım ve içimde tutuyorum çıldırdığımı Atlar koşturuyor yaramın üzerinde Tımarlanan acılar yüzükoyun uzanıyor -bataklığıma Şimdi yeniden başlamak için Hiçbir şeye ihtiyacım yok Her şey bitti, her şey bitecekti Törpülendi aşklar ve gökyüzü Dümdüz bir hüzün kaldı, dümdüz bir sancı Dümdüz bir olmayış, dümdüz bir vazgeçiş Kuşaklar arasında yüzler silindi Kimlikler kendinden başka herkese benzedi Normal…
-
op.193: usame yördem, ondurucu

“Unutulmuş gibiyim ben. Ve insan bir bakıma unutulmuş gibidir. Bilmem ki, nasıl anlatılmalı. Yalnız bile değilim.” (Edip Cansever) Annesini kaybetmesinin üzerinden on gün geçmişti. İçinde bir boşluk büyüyordu. Zihnindeki bütün düşünceler yarılıyordu sanki çepeçevre. Ne yapacağını bilemiyordu. Babasına bakıyordu. Ne yapacağını bilememenin en büyük riski, her şeyi yapabilmeye aday olmaktı. Farkındaydı. Gözleriyle “Neye teşebbüs ediyoruz…
-
op.191: atakan aydın, adult drivers

Evet, bulundum şehre, zehir katan insanlarla Geçtim, kesik damarların çirkin suratların yolundan Bir fahişenin günlüğünden alındı adım, merhaba dendi Yolum aydınlatıldı insan evladı olmayan yalanlar Aittim. Öyle dendi. Her şey normaldi evvel, doğdum ve atıldım bu fikre Acıdım ilkin bana açılan Ben olamayan sabahlara… Soruyorum, açılmaz mı kibrit tutan bir küfür Dikiz aynasından yansımaz mı…
-
op.189: aykut akgül, basbariton baş ağrıları

bir yaranın kabuğunu parçalar gibi sarılıyorum onadoğruluk alışkanlıktır ve yollar da çürürkargaşalar duyacaksın bu şiirlebuyruklar, parıltı ve maskelersana havada vurulan bir kuşu tasvir edeceğimyani uçamayacağız, istersen hazırlan nasıl olsa en iyi bildiğim şeydir seni duymakve hep bildiklerimden yana olmuştur uzaklarbir bıçağın ses verdiği cinnet elbette klişedirdemir yolları zamandan yapılmıştır örneğiniç organlarımız ise sıradan bir mezbaha…
-
op.188: şehriban yaman, kaybolan

Zarrab, tombul ellerini saatlerdir suyun altında tutmasına rağmen, üzerindeki kırmızı çiçekler bir türlü silinmemişti. Gittikçe tedirginliğinin yarattığı korkuya teslim olmaya başladığını hissediyordu. Her zaman yaptığı gibi ne zaman bir ümitsizlikle karşı karşıya kalsa çareyi duvarlara yumruklarını geçirerek ağlamakta buluyordu. Bu kez de öyle olmuştu. Artık daha fazla dayanamıyordu kafasındaki düşüncelerin ağırlığını hiç zevk alamadığı bir…



