-
op.155: kenan albustanlı, secouer

kuş topluyorum, dağ kesiyorum içimden koltuk takımı yakıp sıvaya Sovyet Rusya anlatıyorum tarih mümkün, çatlak tabağa kırılmayı anlatıyor ve nasıl kararlı gözünden düşen o kızgın kızıl karanlık dahil yerim sarsılsa, diyorum kendine kırıntı kanaviçe toprak diyorsun, sarsılsın maymundan geldiğine inanmayan sanatkar ruhlu deist gibi peygambere dönem zaman kültürüne ayak uyduran yarı gri yarı felçli yarın…
-
op.154: eray erkin, ültimatom

ben bu hayatın neresinde mevcudum? bir bakmışsın otuz yıl geçmiş fındık toplayan püsküllü teyzeler kalmamış oldukça liberal koyunlar otonomlaşmış arılar metalik yüzüm buruş buruş peki ya şimdi diğer insanlar olsaydım ne düşünürdüm? belki stanford üniversitesinde merdiven altı akılalmaz deneydim sonraki vakit notre dame de paris’in kül oluşuna rast gelmişimdir bir yanım doğu almanya’da sosyalist diğer…
-
op.153: aykut akgül, şarap ve el parçaları

ensemdeki evsiz kesik patlamış mısırın üstüne sıçramış kan öbekleri imkanı yok ama alt tarafı pay istiyorlar çiviler çiğniyor yavaş yavaş kafesin içindeki papağan gözlerinden başlıyor bilinci kaybolmaya balkonlar ve maymunlar aşkına yanaşma kınından yalnızca bir piyanoyu parçalamak için çıkacak kılıçlara ışıl ışıl mışıl mışıl tıpış tıpış inan bana aklından bir sayı tut ve ışığı kapat…
-
op.152: nihat altun, jilet kesiği

Sıkı, alengirli ve kıskandıran bir kemik sıyıranım vardı. Bir ağzı kapalı, diğeri zehir zemberek keskin… Saman kâğıdını bırak, suyu kesecek çelikten yapılmıştı. Zamanla kopmaz bir uzvum olmuştu. Neredeyse onunla yatıp kalkacak raddeye gelmiştim. Kılıfsız bir halde taşıyordum belimde. O varsa yanımda, kan içen bir orduya kafa tutabilecek cesarette erişirdim. Zaman kötü, sırtını dönme bahtsıza. Kedisi…
-
op.151: yiğit ergün, borderline sonat

I. el de sensin âlem de şu tepede esen rüzgâr sensin içinde yandığın yangın, altında kaldığın çığ boğazının düğümlendiği ezber senin her gün sabah manşetlerini dolduran omurganın sahibisin bilinçaltımın altını üstünü getiriyor gidişin buna felsefede anlam arıyorum, anlam arayışımı sikeyim felsefesinden öte gitmiyor, varken yoksun. yokken varım. paradoksu odunsu bir ikilem, kamuoyunun politik filtre kancıklığı…
-
op.149: usame yördem, fazla ölü taklidi yaparken az yaşamak sesi

Zihnimi kiraya verdim: özlemine; bir şey etmiyormuş, anladım. Neredeyse ölüyordum, bu filme neden bu kadar ağladım? Birlikte aynı yalanları konuştuğumuz zamanki gibi Yan yana ama uzak sözcük seçimlerindeyiz. Sanki bir şeyler olsa başka türlü olacakmış Gibi Bir his. Sende de oluyordur, yersiz özgüven, izinsiz kat, bir şeyler olabilirmiş de buna bir şey engelmiş gibi bir…
-
op.148: memozan, lemmy kilmister için

bir iskele söküğünde büyük baba bekliyoruz kıçımıza sokmanı viskiye buladığın o orta parmağı kalbimizde bir çatlak sızı orta parmağa tapan orta çağlı lejyonerleriz büyük baba hepimizin ihtiyacı uçları bilenmiş maça ası silah henüz icat olmadı büyük baba yoksa harbi sıkardı küllerini bastığın kurşunu ıslak saçımıza kırık kollarımız kaldır kafanı utanma gökyüzünde sana son bir kuruş…
-
op.146: emre ay, ihlal

katı kavganın dalgın caz tadı yanı başındısakındın zamanı kalın karanlık makamındanacı kanı takıldı aklına çağ tanıklığının darmadağınaçık sanılan kapıların ardı artık yalın yanardağı esmer bir ezgi delilikte beklenir dedikrengi derin kesik tenin eksildi beklenmedikbeylik beyit sesin esirliği bezgin eskidinefes keskin değil kesik deli sessiz serinlikten beri övülür ölü sözü gördüm kördüğüm güngüz bölündü dün bütün…
-
op.145: çağrı topsöken, olasılıklar, istatikler ve çöpçüler

Üstüme düşeni yapamam. Çünkü üstüme düşen her şey bana hükmetmek içindir. Üstüme düşüp bana istediğini yaptırmaya çalışan bu tutumu direnerek değil, gerekirse yok olmaya razı gelerek reddedeceğim. Geceleri yalnızım. Geceleri kuşlar da yalnız, yuvalar soğuk. Yapmam gereken çok şey var; yaptığım hiçbir şey yok. Pekâlâ, öyleyse ipin kaç boğum geldiğine dikkat etmemiz gerekir mi? Boynum…
-
op.144: ebubekir narinciak, dilimin cinneti

beni kendi sokağında gör yadırga kör bıçağı bilerken ağzımda biriken kanı ödüm kırılırken, annem susarken, bir kedi bir denize bakarken ve bir çocuk intihar etmişken beni yadırga kaburgamdan aşağı inen ilk su damlasını sen hisset bak genzimde güvercinlerin kanıyla sevişen yeni yetmeler, işgüzarlar, patronlar var her hakkım bir sözleşmedir alnıma bak ve oku beni bağışladığın…
-
op.143: r’ulaş karakuş, nar kanarken

i. bir kırbaç gibi şakıyan şu güz karanlığı ve kaygılı gecenin ayartıcılığı… serçe parmağımda uyuyan kentler büyüttüm acıyla ve hüzünle yunulmuş saatler dakikalar… şiirlerin ömrünün uzadığını gördüm yana yana. yana yana! yanmalar icat ettim kendime yarı soyunuk gecelerde güzel yanarım bilirsin harfler kucağımda ayaklanırken. bu dünyaya ait değiliz sevgilim bu derisi…
-
op.141: uğur küçükkabaca’nın yarım yüzlü karnaval’ı

bin katlı hüzne ölüler dayanır ancak biraz kısalt şu geceyi hem ne radikal bir burnun var hem ne çöl gözlerin sanılır ki biraz önce yatağından doğrulup dünyanın üzerine eğilen bu karaltı bu günde bilmem kaç kere kimera kendi ülkesinde fırtınalar estirecek! ……………………………………..bir babanın erken ölmesi çocukların hepsine şiirdir çatı çatılmış yerlerde öğüt öğütür çocuklar neyiniz…
-
op.140: memozan, suzan avcı’ya

nasıl da soktun bıçağı böğrüme o akşam lüks bir otelin lobisinde dikince aynı şişeden likörü ne filmler sikimde ne kırmızı halı fır dönerken etrafında o mor tokalı ihtiyar yavşak ve elia kazan nasıl da kafalayıp seni yaktıysam sigaranı ne ödüller sikimde artık ne camda unuttuğum kokuşmuş botlarım ne vuslatın götü aynı şişeden dikince likörü öpüşmüş…
-
op.139: cem onur seçkin, katil

Annesi bir hayat kadınıydı ve daha 16 yaşındayken Charles Manson’ı dünyaya getirdi. Charles, çocuk yaşlarda annesinin cezaevine girmesinden dolayı hırsızlık yaparak geçindi, sokaklarda kaldı ve sokaklar onun evi oldu. 18 yaşındayken kendisi de tutuklandı. Cezaevinde bir arkadaşı tarafından bıçak tehdidiyle cinsel istismara uğradı ve ıslah evine yerleştirildi. 1954 yılında şartlı tahliye ile serbest kaldı. Kadın…
-
op.138: esra koyuncu, beni bul ve kazıkazan

bırak kaybolan başka hayatlar olsun kan ve bıçak görmeden gövdeni senin yatay ve dikey kızıllığında dolanan her daim benim, şüphesiz işte bu hayata gebeyim doğumdan emekli toprağını üzerime savuran dünyadan yeniden ve yeniden doğuran dünyaya nöbetlerim var, çetelesini tutan dudaklarımda nöbetlerin var beni bul ve kazıkazan
-
op.136: aykut akgül, suyun yanması

milyarlarca surattan oluşan boşluk bütün girdaplar bir şeylere azmettirici tekmelenerek paramparça olmuş sifonlar cenneti saç tellerinden haşmetli mezarlıklar yaptık şehvet o bilindik süslü cevaplarıyla dağıttı olanca kalabalığı diş fırçanı havluna sarıp kaldırdım az önce ve biri bana neden giyindiğimi anlatsın neden tabanlarında her kestirme yolun çamuru var neden erkek spermleri bulamıyorum damağında hiç ruhunu kaç…
-
op.135: çağla nalbantoğlu, rastlantısal çiviler

Her zaman yaptığım gibi, çabucak tekrarladım. Rutin denilebilir buna, ritüel ya da ribozom. Sağ üst köşeye gün ay yılı sırasıyla, ortayı hizalayacak şekilde saati. Altına da iki küçük final çizgisi. Una luz en el silencio – sessizlikte bir ışık – çalıyor. Çayırlardaki kovuklarından bale yaparak çıkan kırk yaş üstü bekar hanımlar gibi hissediyorum. Elllerinde birer…


