-
op.417: Ahmet salık – La belle indifference!*

Hiçbir şeyim yok ve iyi değilim, bu hâl!Bir ağaç, nasıl gün ışığına doğru yavaş yavaşBükülmüş, kırılmışsa, çıplaksa kış ortasında, zaten Ben boğucu olmayan bir deniz bilmiyorumBilmiyorum bıçaklar neden bu kadar parlak, uçurumlar baş döndürücüNasıl denir, sizin dilinizde Hiçbir şeyim yok ve iyi değilim, bu hâl! Dünya çok güzel bir masal ama berbatAnlatılır, bir balığın sırtında, iki…
-
op.416: melek zehra balcı – kayıp adres*

Derin bir sessizliğin dibi bile olsa en sedasız olanlar bile rahatsız edebilir ruhunu. Farkına varmaz saniyen, nasıl değişebildiğine. Aynada bakıp geçmekle olmaz, belli ki sağaltılmışını görmek, ne kadar bakarsan o kadar nihan, ne kadar bakarsan diğer günden daha yabancı, kendi kendine. Gözlerinin etrafında sis var bazı günler, en yakınındakini bile göremediğin. O sisin yaratıcısı sen misini? Etrafın ne zamandır senden gayrı oldu? Gerçekliğin…
-
op.415: Emrah Fırat, -cı*

yaşamım sıfır noktasından yaşamın sıfır noktasına bakıyorum aynaya:bir yabancı kuantum mekiği/ newton elmasıhavva acıktı, adem çoktan yediçatı buz kesmiş, sarkıt sarkıt ışıltıyabancı duruyor her şey ve sfenksler soruyorsfenksler sorduklarını biliyorlar mı kideş tuzu, duvarı geç rüzgar çarpıyor, yağmur öpüyor şehri kediler susuyor, kediler neden susar geçenbir kuğu öldü, içime gömdümduralım sadece/ duralım kuğularaiçim bir kuyu/ duralım kuyulara kan-adı…
-
OP.414: Mustafa yıldız – inatlaşacağım kanımdaki diktatörle*

fesleğenlerin sancılı, endişeli kokusunu bilir misinizama öyle değilanızların alçaktan bakışları arasında gezen hafızam.ve bir keçi gibibir keçi gibigeçtim kuru damarlı ellerin patikalarındanomuzlarına tırmandım yaşlı kadınlarımıntek katlı evlerin balkonu mu olur demedimdüştüm.ezdim çocuk bakışımı, hilal kaşımıbir keçi gibibir inat gibi günaydın dedim diye mutsuz komşumun tek tanrılı dinleriille de allahımın bereketini isteryine alamazlar aşınmış yüzümden bir şeylerumutsuz…
-
op.413: talha kutay – meşe ağacının tanıklığında*

Hafif serpiştiren yağmur, toprağı yumuşatmıştı. Islanan toprağın kokusu, hoş bir lezzet vermişti doğaya. Tıpırtı sesleri arasında sağa sola kaçışan tavşanlar, bu lezzetten payını alıyordu. Toprak, sabit duran her şeyi kucaklayacak kadar hoşgörülüydü. Palamutlardan, yaşamdan kopan papatyalara ve cesetlere kadar… Ne kadar çok hikâye barındırıyordu toprak. Bir palamudun hikayesi mesela, haşmetli bir meşe ağacı olma gayesiyle…
-
OP.412: ada çelen dilmen – elmas ve toz*

“Şerefe!” “Aşka ve de dostluğa!” Şıngır mıngır. Gluk gluk. Takır tukur. Genizlerimizi cayır cayır yakan ve yemek borumuzdan midemize sıcacık eden, kadınların bordo renk ojeleriyle tutup tokuşturduğu, ufak acıları unutturan ve kederlere katık olan bütün o viskiler. Serin ve gürültülü apartman barları. Yıldızlı geceler ve yanaklardan süzülen gözyaşları. Buruk ve fırtınalı kahkalar, bağırarak ve de…
-
OP.410: ilke kıratlı – dalış refleksi*

Avuçlarıma iğneler batıyormuş geç anladım Topuzu kara, on milim arayla Bundan her kesik birbirinin yarasını içmeye hevesli Bundan derim kanını güneşte kurutmuş Bundan avuçlarımla kendi karnımı deşip yolun ortasına fırlatmıştım Gece inmişti, sonra hiç uyumadım Böyleymiş, durup dinlenelim, biraz zahmetli Azıcık rüya görelim, kargaşaya mahal vermesin Göğsüm bir çekim nefes Sözüm bir ateşlik Üfledim oyuklarından derisi toprağa geçenlerin Al-ver-boz-yarısını kabul edelim, dönmeyeceğim Tutuştu bir…
-
op.409: emre gürkan kanmaz – yeliz dölü bir kusmuk*

Çıkmadık candan umut kesilmezÇıkılmadık dağdan aşağı düşülmezÇıktığın zaman tepene başın ağrırBenimle çıkar mısın? İçindeki alevi söndüremiyor sularSular seller gibi biliyorsun yangınlarıVe kızıyorsun içinde yok kum fırtınaları Kendine kızmaz mısın? Çalakalem yazıyorsun yüzüne gülmeyiÇalıçenen yok belki bu yüzden insanlaraVe bana şapkanın altından bakıyorsun altından kalbinleBizi çalar mısın? – Elin çabuk mu? Çaldığı müzikleri biliyor zamanÇalınan müzikler genelde…
-
op.408: erman şahin – gam gazeli*

|. gözlerinin buzulları çözüldüğünde yüzündeki kış çatlakları kadardı ölüm unutulmuş bir evin saksısındaki kurumuş çiçeğe verdiler adını sen de öyle gitmişsin dünyadan biz de öyle kalmışız dünyada susuz ve sessiz göğsündeki yarayla eridi kemikleri annenin helalleşmedi kimse annenin gözlerindeki kuraklıkla ||. ayaklarından sürdüler sokakların yüreği çıplaktı bıçak biledik ar damarımıza…
-
op.407: zülâl menekşe – iyi ki geldin su*

yaşam bir akşamüstü eğlencesinden ibaret kalmaz su alacalı kuşlar yem olmayı bekler dallarında mutluluk sadece bir amaçtır su coşkulu hisler baş edemez kavrayışınla düşüne düşüne taş kesilen bu kalbe bir inanç gibi iyi ki geldin su ben insan girmemiş o ormanda yıllarca yaşadım yılanın değmediği eşiği çatallı barakada yanaşanın kanadığı üstü dikenli tabutta tapılacak tılsımlı bir günah aradım av olmak korkusuyla durmadan avlandığım o gelincik…
-
op.406: Şehriban yaman – benim odam güzel herkesinkinden*

“İnsanın sığınağı ne zamandır susmak oldu bilmiyorum. Ama bazı kapılar konuşarak değil, sessizce açılır.” Yıllar sonra oraya geri döndüğümde kapı hâlâ aynıydı: biraz zor açılır, paslı ama inatla yerinden kıpırdayan cinsten. Beni gören bir ev değil de beni hâlâ bilen bir oda gibiydi. Penceresi kapanmış, içerisi rutubetle dolmuştu. Ama nedense en çok orada nefes alabildim.…
-
op.405: bilgehan tuğrul – asılacak kadın (pınar kür)*

ESER VE UYARLAMANIN TANITIMI Asılacak Kadın/Pınar Kür/1979/Türkiye/Türkçe Asılacak Kadın/Başar Sabuncu/1986/Türkiye/Türkçe Kısaca Özet Öksüz Melek, bir konağa besleme olarak verilir. Konakta, konağın sahibi Hüsrev ve eşiyle birlikte, bu yaşlı bir çifte yardımcılık eden bir aile vardır. Yaşlı kadının sağlığı bozulur ve vefat eder. Fırsattan istifade Hüsrev, Melek’i kötü emellerine alet eder. Roman çoklu bakış açısıyla başta romanın ana…
-
op.404: hatike şengül – öküz kadar hatırınız yok*

muhterem kediler, köpekler, canlar…burada uğradığınız haksızlıkkalbimi parçalıyorağzımı açıp hakkınızı da arayamamhapse girmem yasak muhterem kediler, köpekler, canlar…hükümetler pay için dalaşıyoraşıları mı eksik?eğitimleri mi yok?evden kaçmayı planlıyorumödülle bulunur muyum? muhterem kediler, köpekler, canlar…eskiden ekmeğin arasına koyardıkcanı yanmasın diye domatesi, peynirişimdi herkesin elinde kürdansoğuk kanepe tarifleri peşinde muhterem kediler,köpekler,canlar…sahi nasıl kaptırdınıztabelaları büyükbaşlarauzak durun otobanlardanöküz kadar hatırınız yok
-
op.403: ada çelen dilmen – boşluk zamanlarında*

Böyle günlerde pek uyanmak istemiyorum. Böyle günler derken; annenizin mutfakta pazar kahvaltısı hazırladığı, ağabeyinizi yüksek doz uyuşturucudan kaybettiğinizi öğrendiğiniz, hoşlandığınız çocuk tarafından sınıftan çıkarken aniden öpüldüğünüz, babanızı sabah dört gibi sallanarak gizlice eve girerken yakaladığınız veya alarm kurmayı unuttuğunuz için işe geç kaldığınız günlerden bahsediyorum. Hayatın içinde trajedilerle güzel anılar vardır, bir de bir boşluk. Kiminin yetmişinde kiminin yirmisinde…
-
op.402: berfin oğuz – bin yıldır aranan ama bulunamayacağından emin olunan o şey*

Bin yıldır aranan ama bulunamayacağından emin olunan o şey. Bütün ömrünü aciz ve işe yaramaz hissettiren. Bir an gözünün önüne gelip tüm felaket senaryolarını tekrar ettiren. Geceleri sabahı aratan, sabahları geceye koşturan. Nereye gidersen git ne kadar uğraşırsan uğraş, senin olmayacak olan ‘O’ şey. Tırnaklarını ellerine geçirip kanatana kadar Allah’a bin kelam dua ettikten sonra bir milim yanına kaymayacak.…
-
op.401: oğuz ertürk – iv. murat kıraathaneleri neden kapattırdı*

taş at –– bize iki çay bir oraletcam çatlağına asılmış bayraksen daha önce ideolojik bir küfür duydun mu taş at –kim üzerine alınırsa orada kalsınbel fıtığı için alternatif yaşam koçu-geçen bir adam manşet olmuş /kimsenin okumadığı yerel gazeteyebütün bunlar bir plan dahilinde “Allah plan yapanların en hayırlısıdır” sallanıyor bu masanın ayağışair kederlerini koymak için bir…
-
op.400: murat halıcı – bilet*

Sakin ol dedi fısıltımBu kadar renk ve helezon öldürür adamıVe yalanBu kadar doğru asılGözlerinle mavi saçlarını tara göğünSonra gözlerini kapatıp kendiniSakin ve usulcaCümle cümleÖlçüsüz kalıpsız kafiyesizTozundan toprağından kurtulmalısınYalanların kadar doğrularındanSarıl yalnızlığınaKelimelerin seni kurtaramadığıTeorilerin ve kendine gülümsemelerinBir orduyla savaşır gibi sarılFarzet ki ışığa duruluğu tenini yakacak kadar yaklaşmışsınZorlanarak zihninin tendonlarıBile bile kendini kaldıramayacağınıGözlerinin içine bak yalnızlığınınBir…
-
op.399: ayşe nur uğur – karga*

Suya okuduğum duaya seni de kattım Sonra çoğalttım o suyu İçtim Yıkandımİçimi dışımı seninle doldurdumBir karga geldi ardından Fermanıma da seni buyurdum Kesilecek boynum dudaklarınla Ve akacak kan ruhumdan aşağıRuhumSana adanmışNe bir ihtilal koparır sendenNe üşüşen başıma karga Bir rüya sanki Dehlizlerin ucundan gözükenO mavi bulut Çıkmamı bekleyenAma her yaklaştığımda taşlayan kargaNe kendime hayrım dokunuyor dehlizlerimdeNe sana kavuşuyorumAh şu karga Nice…
-
op.398: hazar izgi – yazmak istemiyorum artık şiir*

uzun sürecek sessizliğimi bu şiire yoruyorum öyle bi telaş yok içimde yeşerircesine bi kahinden duyacak kahrımıben yazmıştım şu omzumda taşıdığım yaşamanın talihsiz ağrısınışiirlereapaçık doğmuştu günahtârımyanlış duymadınız fazladan günahlarım var elimdesahibinden, okunur, açelinitenhada kabrımamesleğim, günahtârım. öl! vatandaş. sinirimi kussam uslanırdım şu ucu ucuna buluşturduğum ruhumun uğrunauyumak için sokmazdım kuyruğumu uyuşturduğum uzvumaa-U-U-u ve u sevgilim!seni böyle biriktirdim koynumdaseni şöyle öldürdüm veseni şöyle şöyşö. şu son biramı açıver bana…
