-
op.48: üzgünüm bu aşk da olmadı sana

umut yalım, şubat 2021 Üzgünüm Bu aşk da olmadı sana. Hiçbir kâlbine düzgün oturmadı. Ne de Rengine uyum sağladı kâlbinin. Bence Yağmur suları biriktir şimdiden. Anca Ağlarsın belki bu ikindi vâkti. Köstence Malı ve yelkovanı kırık bir sâât gibi durmak istemiyorsan artık. Başlıklı bir şiire başladım. Artık başlıkları da uzun tutuyorum. Artık ba şlıklar da bir parçası şiirin. Hep üzülmüşümdür kısa başlıklı şiirlere. Yarım bir kol ya da yenmemiş bir e kmek gibi…
-
op.47: aynada otopsi – vııı

yiğit ergün, ocak 2021 şimdilik bana tanınan sınırlara üzgünüm. özgürlüğün tanımını yapmanın zor olduğu neş’esiz meşgale günlerim. keçilerinden gına gelen meşesiz bir patikadayım. boynum giderek omurgasını esnetiyor. kaynar başlıklı acılarla alelacele sevişiyoruz. bilmem bir yerden tanışıyor muyuz? salıncağı felsefenin kasıklarına bağlayıp, solungacı aşkın gırtlağına dikip, delik bir mavnada karavana yol alıyoruz. iki incir düşünce hemen…
-
op.46: defterimden alıntılar -bölüm altı: adem üren ve sevgilim, ağzımda akdeniz

çağla nalbantoğlu, ocak 2021 kitapların ön sözünü okumayı sevmeyenlere bile okutacak cinsten bir ön söz ile başlıyor üren. sevgilim, ağzımda akdeniz‘deki şiirlerini şöyle tanımlıyor: ” güç ve onu elinde bulunduran her babanın, dövülme, her devin mutlaka bir gün küstürüldüğünün şiirleridir. ” syf 9, MUSTANG: hadi dedim cehennem kadar ateşliyim ve yağma hadi dedim krizden inceyim…
-
op.45: efe elmastaş’tan samizdat tarihi üzerine fankit

Özgür yayıncılık denildiğinde ilk akla gelen türlerden biri de Samizdat olarak bilinen Rusya’daki yeraltı yayınlarıdır. Sovyet Devrimi sonrası 1940 yıllarında bir yayın türü olarak tarih sahnesindeki yerini almaya başlayan samizdat; baskıcı yönetim süreçlerinde çeşitli örgütlenmelerle sesini halka ulaştırmıştır. Zor şartlar altında üretilen ve okuyucuları aracılığıyla dağılan bu yayım çabası, kuşkusuz, ülkemizdeki birçok fanzinin ve yeraltı yayıncılığıyla uğraşan…
-
op.44: bir dizi pakt ya da annemin boğazındaki o yavrum tümörü

enes sarı, kasım 2020 açıldığı halde aşılmamış yol uğradığında yolcuya ziyaretin kısas’ı makbuldür diyerek vicdanı ile cüretini baş başa bırakıp beni gördün, beni gösterdin fakat yürütemedin ayakları yoktun fakat işaret edilen her noktada bir kendini bulmuşluğa, işaret edilen her yeri evine benzetme çabası ve her evin alçısına geçerek yolun bölünmüş bütün uzantıları sirayet edecek yolcuya. haliyle, vücudun ağırlaştığı anlarda yüklü taşıtlarla dönülür kavşaklarşeritin ortası seçilir boşlukta bu aşikâr, varılacak durak aşk olsa da vasıtası kârkapının çalmayan tarafında biriken ince uzun parmaklar ve ince uzun yollar bir vücut çıkaracak uzuvlarımdanartık yürüyemeyeceğim fakat başka ayaklar sallayacak beni başka yollarda. yönelime irade karışmamışsa idaresi zor olacaktır yönetimin bölüş ve parçalanış yapbozun önümüze serdiği resimdeki kesik damarlara tekrar tutunma mecburiyeti beni sizler yarattınız umarım yaradanı aratmazsınızbeni sizler yarattınız umarım kendimi aratmazsınız korkusuyla bir daha parçalanmagitmeler kadar kolay olmayan gelmeler çekimlenir burada: bu geçmiş zaman hikayesiher gelecek geçmişinden çekinir bu tarihin rivayetiyani rehavetin yeri hazırlanırsa erkenden yeryüzündedoğduktan sonra doğrulmamız zaman alacak fakat sonunda emekleyecek her yetişkin. baktığında kâle alınmayan kale olunca kırık duvarlarının ardında bataklıkta onu aşabilmek için gösterilen gayretin görünmez olduğunu bilerek yer, çekimine mağlup olarak kendi yalnızlığına çekilecek. hayatın hayalarını ovaladıkça çıkması beklenen ecinne sürüklerken ecele, kulaçları tersine atmak dikine yüzmek deriyi bu şekilde incelterek derinlerden yüzeye yani köyümden havai kentlere diz çökerek ya da oturtarak dizlerime, ya pakt ya da annemin boğazındaki o yavrum tümörüannemin boğazındaki o yavruların terörü silinmedikçe dizelerimdebir vücut, artık çıkacak uzuvlarımdanartık üreyemeyeceğim fakat başka ayaklar sallayacak yavrularımı başka ağızlarda.
-
op.43: kaçış bileti

neslihan yalman, kasım 2020 21. yüzyıl, artık mantık ve netlik aramanın mümkün olmadığı karmakarışık bir çağdır. Fizikbilimci Michio Kaku’nun, insanların ‘’ileri teknolojinin’’ aksi istikametinde ‘‘yakın temas’’ istediklerini dile getirmesi bile gerçeği değiştirmez. Yerküre, milyarlarca yığınından meydana gelen, gereksiz bir çöp sepetine dönüşmüştür. Bu anlamda, insan denilen varlığın da artık bilgisayarlarla, cep telefonlarıyla, yazılımla, internetle, yani…
-
op.42: eighteen to nine

kazım baran yılmaz, kasım 2020 sucithlara lata bir yerde bir yanlış var, misaller bir yerde onanmaz bir kusur, meselalar bir yerde tılsımını yitiren bir ihtimal, belkiler kaybettik ve belli etmedik asırlık sırrını elden duyan bir yabancının ehemmiyete düşman oluş hırsını hızıyla çürüdük hem de kesintisiz diri sandıklarımızın iç ihtilallerine hedef oluşuna benzer örneğin tahrir’de aynı…
-
op.41: geceler bana zulmü öğretiyor

hasan salih kaymaz, aralık 2020 geceler bana zulmü öğretiyor ben sırtımı dönüyorum gecelere doğrusunu bildiğim yalanlardan ve her şeyi düzeltmeye kalkışmaktan sakınıyorum bir yere vardıramadığım cümlelerin tutsağıyım doğrusu korkağıyım ben adını anmaların yok yere üzüntü duymaların tadına oracıkta varıp muhafaza etmek hikmetinden sual olunan vicdanları ne acı, kimseler kadar oturaklı değilim yeşermemiş bir hınç salınıyor…
-
op.40: bi sinema, rosemary’s baby

kerem nadir özcan, aralık 2020 Roman Polanski’nin en önemli filmlerinden biridir Rosemary’s Baby. Yönetmen; ana akımın seyirlik, gerilim, korku türünün olanaklarını, çekildiği yıl olan 1968’de kullansa da bize sadece iyi vakit geçirtmek, Hollywood korku sinemasının slasher filmleri gibi vaatler sunmaz sadece. Alt metniyle birçok şeyi söylemeye çalışan bir filmdir. Rosemary’s Baby, tam da çekildiği yıllarda…
-
op.39: öpmeden ölünecek şeyler de var

serdar topaloğlu, aralık 2020 renksiz sevdalar dayandı bu kez göğsüme rüzgarlarım anlatsın tarihi omurgam kambur ağaçların asrı etimse hazır dünden iltihap kusuyor ellerim / oysa dokunmadım eski kahvehaneler dışında da dolaşmadım hiçbir yeri esnafların yazılmayan tarihi ezberlemek bütün kirli sakalları perçemlerinden ağaran saçlarını …
-
op.38: sadece şiir

yusuf araf, ocak 2021 *Bu yazı, Kasım – Aralık 2019 yılında Vurgu Edebiyat dergisinin 3. sayısında yayımlanmıştır. Popüler kültür dergileri, son on yılı aşkındır edebiyat mecralarında hep tartışma konusu yaratmıştır. Sermayesini ortaya koyarak üzerinden büyük paralar kazanan bu kişiler, gerçek manada edebiyatımızda sömürü alanları yaratarak itibar kaybına yol açmışlardır. “Kafa” dergisi, bu itibar kaybının başını…
-
op.37: kast ajansında yine sıradan birgünün şiirinin şiiri

umut yalım, mart 2021 Kast ajansı en doğru adamı seçmiş yönetmesi için bizi Yoksa Seçimle gelecekti: hâşâ Oysa Biz Bizi Sevecek Kişiyi Dahi Seçmekten aciziz. Şâhsen Ben de: hep yanlış tarafını seçiyorum usturanın ve Istırabın. Şimdilik şiir iyi gidiyor bence. Devam ediyorum ve Ready Teddy çalmıya Başlıyor Elvis’ten. Umarım Gelecek Vaadedenler Kulübü’nden mezun olamam. Çünkü Lady Gaga gibi olmak istemiyorum. Evimde, atv dizileri izlemek istiyorum. Pardon Değiştiriyorum burayı: Komşuda, Zuhal Topal izlemek istiyorum. – Niye Müge Anlı değil? Çünkü çok korkuyorum: kaybolunca beni bulsun diye Müge Anlı’ya baş Vurmaktan. Zuhal Topal güvenli bölgem. Ne akar ne kokar. En…
-
op.36: safra kuyusu – i/ checkpoint

yiğit ergün, mart 2021 hadi bakalım harikalar, soyunun diyarınızı. açılsın perdeler ufak ufak ve yerini alsın oyuncu. nerede ruhumu dijital amforalara işlettirecek keskin cazibe? o geri sayımların veteranı, oyunun sürpriz kurucusu. şehveti taşmaklı, sesi alacaklı.. o geceyi kaldırımlardan yalayan kanatlı süpürge. tenim uyumsuz gezegene ve sağalmayı bekleyen çok atık var düşümde. yüzüm epeydir gülsüz, toplum çoktandır diken. daldığım bahçe uğursuz, gangbang istiyor sistem. balık bozuk çıkıyor ve bozguna uğruyor listem. ağzımda bereketli hayaller sulanıyor, içimde derin bir…
-
op.35: sessizliğin topal hiyerarşisi

şehriban yaman, mart 2021 Kapandı kapı, içine doğru çekilen son adımımla. Ayrık yaşamların üstünde kesiştiği sıcak lastik kokusu, havanın tazeliğini bozuyordu. Koridora serilmiş halı, topuğundan kan çekiyor gibiydi insanların. Yürüdükçe çekildi kanım. Son damlasını da yitirmek üzereydim sanki. Beti benzi atmıştı ayaklarımın. Ne zaman binsem otobüslere, hep böyle olurdu. Ne zaman otobüs desem bir şeyler…
-
op.34: çalk yahut araf

çağla nalbantoğlu, mart 2021 kemiğim arasına saklanan sıvıyı içeyim diye doğrultup yüzüm üzerindeki o yansıyı, başladım durmaya. alnımdan dökülen kül ile pay edildim yanak içlerine insanların. us denilebilir adıma ya da ah. ayaklarımı sürüyorken ve henüz yanılmamışken hiçbir tarih. atlasımdan sökeyim diyorum kara parçalarını tanrının. ve sussun bu göğü delen şarkısı türeyenlerin, cümleyi en arsız…
-
op.33: bi sinema, hillbilly elegy

umut kaygısız, mart 2021 Ağladıkça yükseldi duvarlar, temelli aşılmaz oldu. Kapısı olmayan bir yere gökten indirilmiş gibiydim ama üzerimde tavan yoktu. Altımda beton yerine toprak olsaydı şayet, kesinlikle kazardım onu. Ama yok, bulamadım. Oraya nasıl geldiğimi, neden oradan bir türlü ayrılamadığımı ve ilk defa ne zaman ağlamaya başladığımı. Hiçbirisinin cevabı bende değildi. Kendimden başkasına sorabilmek…
-
op.30: volga: bütün var olmamış sevgilerdeki baş kahraman

damla nur akkirpi, ağustos 2020 Ölmek sana hiç yakışmıyor Volga. Önce gözlerime bakıp bu dünyadan ve benden delicesine nefret ettiğini söylemen gerekirdi. Sonra avuç içlerinle tükürmeliydin, ezilmekten rengini kaybetmiş olan toprağa. Uçurtma şenliğindeki bütün uçurtmaların ağaç dallarına takılıp yırtılışlarını izlemeden ölmek, Sana hiç yakışmıyor Volga. Bir balerin gibi seni durmadan parmak uçlarına kaldıran şu acımasız…
-
op.27: nadanca

umut palamut, eylül 2020 Varoluşsal sancılar çektiğini sanan insanların sancılar çektiklerini sanmalarının sancılarını biz çekiyoruz. Katlanır sandalyeden, dekoratif at kafasından, amigurumiden, ‘pavırbenk’ ten derin derin anlamlar çıkaranlar var. Çıkaralım mı biz de bir şeyler? Çıkarıp gösterelim mi? Yollara düşmenin şovenizmiyle depresyonlararası seyyahlığa soyunuyorlar. Fiziksel bir transfer bu, sakin olun. Bir yerden başka bir yere gitme eylemine daha ne…

