-
op.397: esra dökmen – satır başında duran valizden*

göründüğü için mecbur #işbirliği diyeceğimyoksa bildiğin işe yaramaz bir tutkal bu.ayrıştıramadığım kağıtlar bir büyük için buralarda bekliyor dönüşümü.ancak böyle yapıştırmaya çalışılırken kurtarılmaz bazıları. çünkü öğrendik evren eşittir “ben bakmıyorum soyun” hamamı. anlaşmayı develerde taşıtıyor havalarımimkânsız! eveleyip geveliyorum, sahte belge aklıyor da kontamine olamıyorum.kim kaçmaz yorgunum demelere fil ayağından çimene mühür bu.basıyorum burada tastikleri g’ye. uygundur.şekil b. üs aç uykusuz trigonometri ve ütüsüz…
-
op.396: ahmet salık – dünyanın (var olmadan önceki) yokluğunda*

Bir insanı bir evle cezalandırmakKimsenin aklına gelmemişti daha.Var olmamak, yok olmamaktanDaha tatlı bir ihtimaldiDaha kar yağmamıştı olmayan ağaçlaraDaha, daha demeyi öğrenmemiştik. Ve Rodrigo çalmamıştı konçertosunuKemanlarda yaylar gerilmemişSessizliği doğurmamıştı ölüm.Daha kitaplar düşmemişti yerlereDaha rastlantıyı tasarlamamıştık. Mesele değildi sesler ve sessizliklerEtin ateşte pişebileceğini hiç düşünmemiştik.Daha nasılsın demeyi öğrenmemiştik birbirimizeDaha iyiyim demeyi. İyi görünmeyi. Daha son hâlini vermemişti dünyayaHiç kimsenin…
-
op.394: aydın akyüz – shelley’nin şiir savunusu*

“Şiir, insandaki tanrısallığı çürümekten kurtarır.” Percy Bysshe Shelley (1792-1822), söz (şiir)’üne doyamamış ve henüz otuz yaşındayken boğularak hayata veda etmiş bir şairdir. Eşkâli tanınmadığı için cebindeki bir şiirle teşhis edilmiş, cesedi yakılarak boğulduğu İtalya’nın sularına savrulmuştur. Shelley, İngiliz romantiklerindendir ve aynı zamanda iyi bir düşünürdür. Ateizm taraftarı şiirler yazdığı için Oxford’dan kovulmuşluğu vardır. Kovulmuş kovulmasına…
-
op.393: adem üren – harakiri*

Bende biraz tuz olsaydı eğer kadere inanırdım Berlin’de ve ocak söndüren bir kışta sokağa çıkmamaya inanırdım korkuya inanırdım Ben ellerimi kullanmayı bıraktım sana yazacağım bir mektupta. işte sana mutlu bir komünist/ çizilmiş bir yüz/ aynı ressamdan dünyaya dayanılan bir ev daha/ kalbimin kurnaz sevdasıdüşünme, yaşamak elbette hiçbir seye benzememektedir. Ben bu saatten sonra musa da olamam ne asam var ne deniz ben artık preste ve radyoda ben artık gün içinde ve ortasında ben artık bir…
-
op.392: mustafa damar – kenan başkomiser*

Sabah sabah gördüğüm ilk manzaramın bir kadının göğsüne saplanmış bıçağın ucundan dökülen kanlar olması, kahvaltı yapmama engel değil artık. Hatırlıyorum da ilk mesleğe başladığım dönemler, böyle bir manzara yeri geliyor, iki – üç gün yemek yememi engelliyordu ama artık çok dert etmiyorum. Yardımcım Recep komiser gelene kadar bu düşüncelere dalıp gitmiştim. “Maktulün ismi, Arzu Kireç.…
-
op.391: uğur ünen – ruh arabası*

Perdelerimi çekerken son bir bakış atıyorum dışarıyaGündüzlerimi söndürüyorum uzanırken karanlığımaBu gece evimde sağanak var Soluk ışıkları göz kırpıyor olasılıklarınDalıyorum kendime, birkaç gün aramayınGerçekliğimi yeniden yazacağım Bu gece olmazsa yarın Ne tuhaf bu bulantı Kırk beş yıldır bende ne yaşandıHayatımın okunamayan tabelaları arasındanİlerliyor ruh arabam yolunaVaramadığım durakları hiç gerek yok anmamaBu gece hayallerimi umursamaktan vazgeçiyorum Kimsesizlik içime işliyor, alışıyorumEvi olmayan bir çocuk gibi yağmurdan Artık kaçmıyorum, anılarla ıslanmaktan…
-
op.389: cevdet güner – büyük olmak*

Güneş, asfaltın üzerinde titrek seraplar yaratıyor, kasabanın sokaklarında sessiz bir huzur dolaşıyordu. Deniz kenarındaki bu küçük kasaba, yaz tatilinin getirdiği o tembel dinginliğe bürünmüştü. Evlerin beyaza boyanıp güneşten kavrulmuş duvarları, bahçelerde hırsız gibi dolaşan kedilerin sesleri ve ara sıra esen rüzgarın getirdiği tuz kokusu, bölgenin değişmez manzarasıydı. Gelelim karakterlerimize. Emir 11 yaşındaydı. Uzun boylu ve yaşına…
-
op.388: feyza menteş – irtifa ya da kor*

Ben de ara sıra oturuyorum tımarhanemde. Pencerem olmadığı için başımı duvarlara yaslıyorum. Başımı duvarlara yaslayıp, kim geçiyor diye sokaklarımdan bakıyorum. Başımı duvarlara vura vura kovuluyorum bu mahalleden de!Öteyi göremiyorum, buğun ötesini merak etmiyor deliliğim. Kanıma işlenen hiçbir şey ve özellikle cesaretim, bana bir çıkış yönü sunmuyor. Tanrı da indirmiyor gökyüzünden bir yağmur ya da kubbe. Aramız…
-
op.387: erman şahin – yalnızlığın parmak izleri*

Oku diye değil Hatırla diye başlıyor zamanBir evden geriye sayarak Yüreğimden çok uzakta, taşındığım hikâyeler Kalabalıkların diktiği cümlelerin bedeniDilime göre değil Ellerimin yalnızlığına, sesimin evsizliğine alıştıkçaKâğıttan gemiler yaptımBaşımızı hiçbir fotoğrafa yaslayamayacak arkadaşlarıma Omuzumdan indiremediğim tabutlar Uykularımı bölüyor Gözlerimin en çok o aralık yağmuruna benzediğiniSana söyleyemedim, anneBoş sandalyeye hep kendim oturdum Yaş aldım sözcüklerimin utangaç çocukluğundanKekemeydi anılarımKalabalıkların arsız kahkahasının Yüzüne çekti perdesini …
-
op.386: emre gürkan kanmaz – cameo*

Büyümeyi anlamam lazımAğaçların soyunup dökündüğü mevsimleriHer sabah kahveyle kahvaltının sırasınıKarıştırmamasını öğrenmem lazımKafamı güvende hissetmem için kuma yazılıpAğzımı sözcüklerin içerisinden çıkarmam lazım Şehirlere getiren yolları hesaplamam lazımGittiğim yerde tabut gibi dursam sıkılmamKültürleri incelesem, incinmiş zamanlarıKendime bin dereden su getirtsemŞarap getirtsem, tat getirtsemOluşu düşünmem lazım Sırt çantamda uyurum, ağaçlardan yerimSelam veririm hayvanlara ürkütmedenHer gece kendimi kendimden imlerimSes bitmem, toprağı dinlerim Unutmayı öğrenmem lazımKağıda…
-
op.385: eray erkin – distopik ya da reel*

gördüğümden biliyorumbahsettiklerimi sol kulağın üstünden paspal fakat süratli duyduğunuzdan böyledirhiç kimsenin herkes olma manası yok elbetteyeşeren gökyüzüne mavi yansıtan yağmur damlasının belirdiğisoğuk iklimin güçlü erkek travmasındayaşadığın objenin kaskatı gerçekliğini söyledimişte bu bir amaçtır otonom sıra bekleyen mali kaygılar belirdiğindehangi sakin duygudan bahsedebilirsiniz?ya da hangi günün perşembe olacağının doğruluğunu ince bakışlar mı belirleyecek?inanmıyorum bu illüzyona artıkgecenin bir yarısında beliren…
-
op.384: berşan koca – üç günlük ömür*

“Denizsiz bir denizci gibiyim” dedi Çetin. Döktü altıncı kahvesini turuncu saksıya. Silkindi. Başını sandalyenin başlığına yerleştirdi. Ense kökünü gövdesinden ve kafasından ayırdı. O yoğun boşluğa tekrardan daldı. Etine bir ağrı saplandığında, ağrıyla uğraştığında, zonklamalar ve uğuldamalarla çarpıştığında ilkin bu yola başvururdu. Bedeninde boşluklar arardı. Etin olmadığı, kemiğin, damarların, sinirlerin, eklemlerin, ağrıların, yaraların ve berelerin olmadığı silik parçalar isterdi.…
-
op.383: koray feyiz – saat*

Burada benimle olmayacağınızı bilseydim, o kahvaltı için uyanırdım. O yürüyüşe çıkacaktım, o şakayı yapacaktım. O röportajı atlardım, kampa giderdim. Hasta olduğunuz zaman sizi ziyaret ederdim, gece kalırdım. Dönemimizin kaybolacağını bilseydim, ağır ağır yürürdüm. Yavaşça sınıftan çıkıp sizinle güreşirdim. Az önce yanımdan geçen birinci sınıf öğrencime merhaba demek için kulaklığımı saklayarak sınıfa yürürdüm. Başım dik bir şekilde ona doğru gider…
-
op.382: rıdvan şahin – yokluğunda*

Ey Tecelli ne zaman edeceksinNicedir bekler olduk yolunu Bir yolunu bulup aşsan tüm engelleri Kaldırsan üstümüzdeki bu zülmet perdesini Nasıl olacağını sen bileceksin Bizim işimiz beklemek seniElimizde beklemekten başka çare kalmadı Asanın hayrına kurtulan güruh Asayı başkasının başına çaldı Ruha yazılan ayetlerin hükmü Masayı sallayan elin sarsaklığına kurban gitti Beri taraftan asaya maruz kalanlar Kendilerine takiyeden bir iman yarattılar Ey Tecelli ne zaman edeceksin Nicedir mavi…
-
op.381: merve hikmet d. – neo-sufi hüzzam blues peşrevi*

günlüğüne bile,ancak ikinci tekil şahısken,değdirebiliyorsun mürekkebi,bak bin parçaya böldüler insanları,kaç (kaç!) bazısını bombaladılar,yuva enkazlarından yarım uzuvlar çıktı, parmak,kafası olmayan gövde,ayak,ninniler söylediler kimilerine,büsbütünken bedenler,hiç ruh çıkaramadı onca hafriyat,sen ve,sırf onlar havlıyorlar diye,adımlarını hızlandırdığın,bütün köpekler,ancak siz bilebilirdiniz salyaçekiminin kuvvetini,ancak siz titrerdiniz pireler karşısında,üç ölçek sis beş ölü arap zamkından,nur topu gibi yerli ve milli kaygılarınız oldu,cadı diye yakılacak kadın bu,çünkü ötekisini bilen iblisini bilir, melanosit hücreleri vardır ya hani,pigment aşireti,dudağının kenarındaki fransız güzellik seni gibi, akıl yanşaktı hep boynunu okşardı, durmazdı bırakmazdı gevşetmezdi,mâna her ikindi akademik cezbelerde,yiterdi giderdi küserdi,sen sonunda zerdüştlerle de bozuşup,ateşin ortasına atlayana dek de uğramazdı,okumayı sevdin ama okuduğun seni sevmedi,bilirdin bütün cümleler virgülle biterdi, the ultimate impossibility,of a full stop, eşinbenzerinyokeşinbenzerinyokyokeşinbenzerin,olmayan eşin hortlak olup kovalarken seni, biriciksin! der bir instagram psikoloğu,biriciksin ama birinci tekil şahıs değilsin, biriciksin ama bin parçanın gömülü olduğu, bin ayrı isimsiz çocuğun mezarını eşeleyemezsin, sadece bir anlığına sen, olabilirsin, sonra yeniden sen, sen, sen, hep sen varsın, hiç sen yoksun,astigmatın boğduğu tek şey ışık değil, kendi vücudundaki senlerin bile tam sayısını bilemezsin, görünmeyen eller ve devlet büyükleri müsaade ederse, en kuvvetli tutkalını alıp, yasaklı bir kelimenin harflerini tutturacaksın, önce ona dalacaksın, boğulacaksın, sonra aynaya bakar gibi,bulacaksın, bulur bulmaz seçkin bir ötanazi kliniğinden randevu alacağım, sonra öleceğim afiyetle, ben, ben ölecek ki,hikayem yaşanacak?
-
op.380: berat kayrak – #ol-

Ağıdımı yaksam yanan ben olurumAşk olsa ölen ben olurumLâl olsam âleme ibret olurumHer fecâate baş olurumToprağa koysalar bir avuç olurumAşsız evimde boş sofra olurumBeterin beterine şah olurumGarip geceye kol kanat olurumAynanın ardında yüzün olurumSırmadan dallarına sır olurumKöklerine tutunan çocuk olurumMedet arayan düşkün olurumGeçen zamana düşman olurumZamansız sana pişman olurum Can pâresiz olur mu?Irmak susuz olur…
-
op.378: esra dökmen – nerede kalmıştık*

özgürü değil suçlusuyuz aşkın yakarışıyız yolların da bilemiyoruz belkifazla lâik miyim lan lanlirikten popbeske kayıyorum amman aman. anlatmak isteyip vazgeçmekten başlayıncaevler uzak geliyor bana artık sıraakın akın gelen çin ordusuna anlattığım tahmin etme oyununda. hoş geldiniz efendimbu neticesi belli duruşmalar da sizi aynı kaynı gibi seviyor diyebilseydimbenzersiz bir ahkâm kesici ilan edilebilirdimchopen’i ayakta selamlar ikenbasitliğin çarpıcı ayrımına bastım…


