-
op.278: kenan osmanoğlu – siyah önlüklü, beyaz yakalı, saçları 3 numara teröristler*

Sen ki lam,Gazelinde rüzgar sevişen, atlar vurulanBaşbakanlar seçilen, orospular doğuranNe olduysa oldu sonrasını yolda anlatırım Adını vermedim, bana inanBir anne düşünDüşündün mü, hadi oradanBir baba düştü,Avuçlarında 28 dikiş olanLaf ki pek muteber, sakalları birçok idama gebeDoğduğu kovuktan üleşen bir kokarcayı kaldıran dansaZaten o sabah rahibeler kurşuna dizilmiştirler kiÜrkek reşit oğlanlar sokaklarda direnmeyi seçebilsinSeçebilsin bir namluyu…
-
op.277: elif burcu özkan, kalp gıcırtısı*

Yalnızlıktan ağrıyan yerlerim varKalbimin ortasındaki kopçayı hâlâ alamadılarGittiğim her yerde içimde yas sızdıran boşlukBana yakınmak için bahane oluyor uzaklar Reklam kokan balçıklara mavi yolculuk diye çıktımSes etmeden çivilerimi çakıp kaçacaktımAra kat var, dediler, kot daireyi üzerime geçirdiler İçimdeki tamirciyi duyan, alet edevatsız koştuBir kalp gıcırtısına aortu patlayan adamlarBekleme odasına tekleyen kalpleriyle daldılar Sırtında hançer gizleyenin…
-
op.276: berat kayrak, imkansız olmayan düşük olasılıklar içerisinde seni umuyorum*

Seni her gördüğündeGözlerimi yummuş yakalıyorum.Yakamozda kendiyle yakan top oynayanYalnız çocuk sesleri duyuyorum.Dişlerinin arasından incecik sızan havanınDudaklarında kusursuz formuna kavuşupKulaklarıma konmasınıbekliyorum.Bekliyorum.An gelmiş sesinin pası dahi kalmamışBelli belirsiz silüetin tesellisi. Gününde kapladığım hacmin merakınöronlarımı harekete geçiriyor.İmkansız olmayan düşük olasılıklar içerisinde seni umuyorumBelki bir bulut olarak gelirsin bana,Belki pamuk şeker,Belki çilek. Bazı günler hiç çalmaz telefonumBir sana susmayı…
-
op.275: mert bayram, “insanlık aranıyor – lütfen diri”

Sevgi… “Bir gün sana dünyada katlanılacak tek şeyin sevgi olduğunu öğreteceğim.” diyordu Aylak Adam’da Yusuf Atılgan. Ama hangi sevgi? Nâzım Hikmet’in Tahirle Zühre Meselesi’nde “hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil” dediği mi, yoksa Oscar Wilde’ın Oysa Herkes Öldürür Sevdiğini şiirinde “Çünkü herkes öldürür sevdiğini / Ama herkes öldürdü diye ölmez.”¹ dediği mi? Her şeye…
-
op.274: erkan katırcı, iyi huylu bir iktidarın son günü*

sana hiç teşekkür etmedimbeni sevmediğin içiniyi huylu bir iktidarın son günü bu,suni vaatler eşiğinde uzunca durdumsıradan bir gülümseme iledört parmaklık selamlamalar,bugün “iyi ki”lere yerim yokövünmek gibi olmasınkendimden geçmeyi iyi bilirimkendime gelmekle ilgili isegöz alıcı sorunlarım yok değildirgözlüklerini talep etmek hakkındırince görmek adına, seni pek tabii anlıyorumbeni sevmediğin içinhakikatin er ya da geç ile ilgilendiğini sanmıyorumcebinden…
-
op.273: ferda coşkun, yarım sarılma tablosu*

Hatıralarımın tozlu raflarında paslı çiviyeMutluluklarımın beyazındaTitrek, cılız bir gölgeyeve bir balıkçıya benzersin ki kırık düşler toplayan ağlarındanKahkaha dönemecinde, oltada taze gülüşlerimYüreğimde salıncakhayaller ördüm saf ipektenYıkıldı içimde sayısız tapınakRuhum kutsal bir ülkede yıkandı,artık canım acımaz aynı yerden iki defa ölmüyorve aynı yerden öpmüyor insan yarasını
-
op.272: mervan ari sunca – anne bak, babam bana soykırım aldı*

bana soracak olursan-olma-Benim annem, cumartesi günü vurduğunda kapımızdaki bal porsuğunu,çok soğuktu.ısınmak için babamın en sevdiği beyrut’u yaktık. döndü gözümüz,kötü günler için sakladığımız,panoramik fotoğraflarda eskiyen,adını bizim de unuttuğumuzen boynundan asılası amcalarımızı yaktık. onları yakmalıyızçünkübiz yakmazsak da öleceklerdihem de ölümleri bizi ısıtmayacaktı. heceleyerek okuduğum incilin en sevdiğim yeri çarmıha gerilmeseydirüzgarın yanan her bi’ şeye etki ettiğini ispatlardım.-Pazardan…
-
op.270: adem üren, chanteur*

Sen sıratsız düşündüğünde her seyi mümkün değildirYaşamı bir katilde aklamakNe için öldürülüpNe için yaşatılacağım. İşte bu doğrudan bir kent kültürüBu olabilecek her şeye karşı durmanın mesnevisiBiraz ölmeyi bilen biraz öldürmeyi bilenKimse içinÇayevlerinde, yaşamda ve sanattaOrada olmak/ oralı olmak öyküsüdür. Türkiye’de bir sabah doğrudan bir sabah değildir artıkNasıl öfkeli nasıl bir yere gitmemenin kararıysa buGirdiğin sokakta…
-
op.269: emrah fırat, tercüme*

I dünya dünya dünyadünya II bir yaprağın devinimi, sararmış bir yaprağın toprağa dönüşü/filiz atması bir tohumun aynı anda/egzoz gazlarını soluyan bir bulutun yer çekimine yenik düşmesi, bırakması kendini/fragmanı iyi olan kötü bir film izleyicisinin öpmesi sevgilisini/sonrası al al al yanakaçması kendini dünyaya tüm güzelliklerin, biri de sen biri de sen biri de sen III açar/…
-
op.268: usame yördem, bir şey yaptım hiçbir şey için*

Yapabileceğim en iyi şeyi yaptım ve âşık oldum. Geceden kalma çayı, ocakta yeniden ısıtırken, bayatlığın verdiği acıyı, daha bardağa döker dökmez hissederken anladım aşkı. Taze bir şeylere ihtiyacım varmış gibi bir duygu sarsmıştı önce beni. Uyandırmıştı, sensiz sabahlardan. Artık bir arada uyanacak olmayı öğretmişti. Bu biraz yaşıyor olmak demekti, iyi bilirsin. Kendimi uzun bir yol…
-
op.267: mert bayram – duyuyorum, görüyorum; bir gün gelecek dönence, biliyorum*

Doğuşumuzu hatırlamayız, elbette. Fiziksel olarak doğuşumuz da böyledir, bilincimizin oluşmaya başladığı ilk zamanlar da, genellikle bir şeyle ilk karşılaşmamızı da. Modern hayatın ay dönümü, yıl dönümü kutlamaları ve önemli anları tarihsel olarak hatırlama zorunluluğu bir yana; o tanışılan şeyin yarattığı duygu ve o dönemki senle sonraki sen arasındaki farklardır belki de cidden önemli olan. Bir…
-
op.266: eray erkin, mindfulness

ışıkların arkasında diyorlar bahar içinkütle içinde sarkastikliği yadsınamaz bir zenneramallah’tan buharlaşır da sandıkla varır evimeçevremi kolaçan eder yine de doğruluğuna inanmambana kışı anlattılar çünküyağmurdan sonra güneşin var olmasınınbende yaratacağı hangi etki bocalar sıcaklığı ayaklarımaetna’da erezyona bastım da geldim hissedemedim sanki gündüzün sanıldığı kadar sempatik olduğunu düşünmeyen bir ordu var dafenne cinsin iki binlerde görselleştiği teknolojik…
-
op.265: şevval özdemir, kütle çekim kuvveti*

Şimdi artık eskisinden çok daha ağır olduğu için kütlenMuhtemelen dolanamıyorsun gezegenlerin kuyruğundaBazen çocuksu bir dokunuş geliyor göbeğinin arkasındanGökyüzüne bakma dürtüsüPapatyaları katletme dürtüsüKelimeleri ezme dürtüsüAnnemi sinirlendirmeBabama sarılŞimdi artık eskisinden daha ağır olduğu için başınMuhtemelen göremiyorsun aramızdaki sonsuzluğuParmağımda bir kağıt kesiği kadar sızıKurşun yarası kadar derinBıçak kadar körŞimdi eskisinden daha ağır olduğu için saçlarınMuhtemelen oynayamıyorsun suçunlaBileğimde bir…
-
op.264: cem kurtuluş, vatan sağ olsun*

sarhoşluğun en derin kıyılarında yüzdüm kimsenin bilmediğiyazdıklarımın “şiir “ olduğunu söyleyenlerin yüzüne birkaç şey çarptımüç penaltı bir gol çağından gelerek dünyaya basit bir gol atmayı denedim, başaramadımsonuna kadar gitmek deyimini yanlış anlayarakmağlubiyetlerin üstüne mağlubiyetler ekledim bu mağlubiyetler bana kitap getirdi, kitap götürdügötürdükleri benden fazlaydı, susmayı bir borç bildim bütün olanlaranamağlup olamadım, olanlara imrendimherhangi bir köşede…
-
op.263: batuhan çağlayan, kelam adakları*

II. Oyluğu Gecenin Mösyö Kadıoğlu’na. Seviyle dolmuş mudur ayrılığımızdaki gecede;soluğumuzdaki birikmesinde yolun kazınmış toprağındayız — seskimsessizlikte toparlanmışaklın kayığında, bir kertenkeleylesorgun kaybolmuş sohbetlerdeyaşmezar atımı katiyetinde. Buyur, korkma, konuşGecenin ağzıyla konuş —oyluğuyla gecenin, konuş, sen de konuş. Uzun bir nefeste, yekparecenin kalpte buluştukgizemli gecede; ilkkanun gününde ve bin teşekkürle dolduk dizeyeerken doğmuşlukla geç doğmuşluğunhiyeroglif kesişinde, keşiş yengecinde.…
-
op.262: yakup diker, olmayan birine seni seviyorum dememe dersinden sonraki ilk teneffüs*

Ama yola koyulmak yolu bitirmek gibiYolu bitirmekse eğerPerdeler yüzlere çekilsin pencereler yerineİnsanlar çeşitli renklere boyansın yaşamış oldukları evler yerine.Ama kan kusalımAma acımayalım / acımayan yerlerimiz olsun.Bir yerlerimiz kırılmasın, bir şeyler bozulmasınBir yerlere erken dönülmesinGeç kalınmasın bir yerlere. Tuz basalım tenimize, tuz basalım ama nasıl?Öylesine temiz, öylesine şeffaf ve güzelTuz basalım tenimizeDeniz tuzları, denizlerden çalınmış tuzlar.Ama…
-
op.261: erkan katırcı, doğmamış kızıma ölüm*

aynı düzlemde farklı arayışlar içindeikircikli bir muson ikliminde buluşalımbir doğumdan ibaret Beytüllahimson demleri buelimin kolumun bağıçözüldü çözülecek ruhumbir kızım olmuş sanırsınyüzüme baksan üç iz var yüzümdeüç parmaklık hapisaynalardakendini aramak yanılsamadıraynalardayüzüme baksankırık dökük bir sen görürsünyüzüme baksankızım ölmüş sanırsın bak yüzüme
-
op.260: mehmet sezgin sarı, 503 kilometrelik cetvel*

“meğer hep çocukmuşumbüyümemişim, kalmışım” Kıraç’ın bir şarkısından… bir yasayla af çıkaralım gençliğimizekimse buna dur diyemez nasılsafırtına çıkar, ütüsüz bir gömlek gibi yakışır aramızaben petunya sularım, bu böyle sürüp giderkaçak kat çıkılmış soluklardanmevzileri terk edilmiş bir koşuşturmaellerimizle dikilir bahçeye oysa siyahın gerçek ikâmetidir saçlarınkimse bunu yalanlayamaz nasılsababanın ölümünü anımsadığın her günsaksı dizeriz odamızabir petunyadır, birikir giderharcını…
-
op.259: umut yalım – deneme 1.4*

yeni kâdim’in yatay-insanlarıyız artık. altıncı döngü başladı çoktan. tamam; neo’ya, yeni diyebilirsinama neo, yeni’den çok, mesihî bir kavram. jel beyinli evanjellerin dayattığ bir kuram. insan unutanddır. ins ve ân. öldüğnü bile unutacaksın birgün. canlısın ama sağ değilsin artık. tenin artık töz. toz. ve daha söylemediğin son söz. tinin zaten evrenselrehinede. ende ve boyda, başka bir…
