yağmurda şemsiye açmayanlar için biçilmiştir!

OP.489: KÖR SEÇİM I*


erman şahin:

her şeyi unut
bir fotoğraf kadar kal
dünyada

yüzüne güz ekilmiyor bu mevsimde
evlerin boncuk kuşları dile geliyor


esra dökmen:

Günlerdir kelimeler etrafında şerit yapıyorum.
Sismografik haritada yapay duruyor diye dilim,
Her yazdığımı siliyorum.
Elbet öldüm bir zamanlar demek için
Bilince taşıyor suyum, fıçıdan kavı buluyorum.
Düşmek, bilirsiniz, gözde iskân tarzı değil artık.
Bundandır, herkese bol keseden teşekkür ediyorum.

Kendi butonu var evrendeki her şeyin.
İmha et ya da yaşa!
Bir tane magnum çubuğuna dünyayı
Değişiyorsun nasılsa zamanla!

Kaç adet beni bastırdım karekökünü alırken freud’un?
Ha vicdan tasarısı ha vites topuzu!
Kimin kofi annanısın, görümde ve duyumda?
Sahne şovunu büyük resme göre bitiriyorum.

berfin oğuz:

Bir kadının avutan övgü dolu sözlerinde, bir erkeğin yanlış tespitlerinde, hatta bazen o tespitlerin içinde miyim diye bile düşündüm. Öyle aptal bir serzenişle. Yıllarca kibirli duvarlara vura vura aşınan bedenim, bir müddet oralarda bile arandı. Kendini her daim en iyisi olduğuna inandıran insanların odasında bulunduğumda anladım, aidiyetsizliğimi. Böyle bir şey mümkün olamazdı. Bir ölümlü her daim ‘en’ olamazdı. Meselenin aslında kalbin ve aklın sınırları arasında olduğunu, o sınırın tam ortasına oturup dengede kalınması gerektiğinin kaçınılmaz olduğunu anlamıştım.

Ben bana iyi gelen ve doğru şekilde sızlatan hislerle kucaklaşmalıydım. Yanlışlarımın doğrularım kadar akışa uygun olduğunu kabullenmeliydim. İkinciden sonraki her şeyin ise bir tercih meselesi olduğuna inanıp devam etmeliydim. İnsan hep aynı çukura düşemezdi. Olsa olsa kendini aşağı bırakabilirdi, tekrarlanan aynılıkta. Ezberimdeki tek cümle, hiçbir şeyin sonsuza dek sürmeyeceğiydi. İyinin de kötünün de tüm ihtimallerde tükeneceğini anladığımda, omuzlarımdan aşağı şimşekler çakmıştı. Artık hafifleyebilirdim.

O zaman bu hafiflik ile yaralarımı herkese göstermeme gerek yoktu. Süresiz kanamayacak ya da kabuklu kalmayacaktı her daim. Hem onları çok sevmeli hem de uzun gömleklerde saklamalıydım. Çünkü hisler ve yaralar, çıplaklık kadar özeldi. İlk öpücük kadar unutulmaz. Rastgele anlatılmaz ve yaşatılmazdı hiçbiri.


ada çelen dilmen:

“There must be something like the opposite of suicide, whereby a person radically and abruptly decides to start living.”

Bu cümleyi ilk okuduğumda hissettiğim ürpertinin ılıklığı hala göğsümde bir yerde, ne kadar zaman geçti üzerinden, hatırlayamıyorum bile. Tek hatırladığım, evrendeki sayısız meteorun yok olmak için birbiriyle yarışırken ne kadar da müthiş göründükleri, soğuk nemli çimler saçlarıma sarılırken ve kollarım ısıtmaya yetmezken bedenimi, göğün içinden kayıp göğün dışına düşerken bir yıldız, bu cümlenin beynimde bir şimşek gibi belirmesini hatırlıyorum, yalnız. Anlamaya ne kadar uzak ve hissetmeye ne kadar yakın olduğumuzun dehşetini gördüğüm, ayak parmak uçlarıma kadar bir sızıntı ile dolaşan umudu hissettiğim o küçücük an. Belki bir saniyenin binde biri kadar, bir şansın daha olduğunu bildiğin o ufacık devasa an.

Bu hayata alışmayı diledim.

İnsanın onca savrulurken hiç düşmeyişi, ne de büyüleyici. Sonsuz bir git-gel, akıntı, yüzüş. İnsan atlamadıkça düşmeyen bir şey ve yine de tepetaklak savrulabilen. İnsana dair en büyüleyici şey nedir diye sorsalar, işte tam da bunu derim. Yalnız bir kez bir yıldızdan kayıp düştü ve tutunmanın büyüsünü keşfetti, insan.

berşan koca:

Çocuklardan birisi tebeşir taşından bir parça koparıp, kaldırımın iki ucundan asfalta kadar ince çizgiler çekti. Topu, top sahibinin kucağından koparıp, başlama düdüğünü üfledi. Büyük bir ciddiyetle devam edecek olan müsabakayı kaldığım yerden izlemeye koyuldum. Ancak tabii ki başlayamadı maç; çünkü ben büyük bir ciddiyetle izlemeye koyulmuştum bir şeyi. Bir şeyi, bir kere olsun ciddiye almıştım. Oysa hiçbir şekilde unutamıyordum, iki sıfır sıfır üç’ü. Dün gibi aklımdaydı gördüğüm düş. Çünkü ben yaşamak koymuştum adını, gördüğüm düşün.

Tebeşir izleri silindi sokaktan. Tuğla parçası artık kanamıyor, ihtiyar daha fazla beklemiyordu. Çevirdi anahtarı, uzadı gitti traktörle. Bir ben, bir o, bir de kedi vardı ıslanan. Yağmur yıldırımlarıyla yağıyordu. Fakat benim anladığım, Allah kötüleri cezalandırıyordu.

Yine çevirdi yüzünü benden yana:

“ben, o tanıdığın kız değilim,” dedi, “çok değiştim.”

“olsun,” dedim, “olsun, hiç kimse tanıdığımız gibi kalmıyor.”

Tüm yaralar kapanır.


ayşe akkuş:

mangal kömürü yaşam akışına benziyor olabilir.
odunlar toprak öbeğinin altında için için saatlerce
belki günlerce tütsülenircesine yanmaları sağlanıyor.
kapalı bir ortamda islendikçe dönüşüyor
ve zamanı geldiğinde kömürleşiyor.
eskisinden daha sağlam oluyor.
onu bir tek ateş yenebilir
şimdi tıpkı ateşin sağlamlaştırdığı gibi…
içinizde tutarsanız daha da köklenir, güçlenir.
bir tohum da toprağın altında bilenir yaşama
sen yok ettim zannedersin…
yakın. sönsün. 
siz etin tadını anımsayın, is kokusu elbet geçer.









“OP.489: KÖR SEÇİM I*” için bir yanıt

  1. Çok etkilendim. Dağarcığınız çok dolu, belli. Aklınıza ve kaleminize sağlık. Yolunuz açık olsun.

Bir Cevap Yazın

opus sanat | sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin