Sunucu: Sayın seyirciler, bültenimize Ankara’dan gelen, tarihe geçecek bir son dakika gelişmesiyle devam ediyoruz. Aylardır Plan ve Bütçe Komisyonu’nda hararetli tartışmalara neden olan 8456 Sayılı Berşan Koca’nın Özelleştirilmesi ve Halka Arzı Hakkında Kanun Tasarısı, Genel Kurul’da az önce kabul edildi. Muhalefetin “Berşan Koca milli bir değerdir, sermayeye peşkeş çekilemez!” şeklindeki sert itirazlarına rağmen meclisten geçen yasayla birlikte; Berşan Koca’nın günlük kararları, uyku düzeni ve sinir katsayısının yönetimi resmen özel sektöre devredildi. Gözler şimdi, Berşan Koca’nın ihaleye çıkacağı tarihte.
Duvardaki kara gülle: Hey! Televizyona bakın millet. Yazık oldu desenize! Alışmıştım uyanıkken sürekli beni izlemesine… Şimdi nasıl olacak?
Boynu anne dövmeli bakkal: En çok beni severdi. Evden dışarı bir tek beni görmek için çıkardı. Asıl ben ne yapacağım? Onu benden alacaklar. Bundan sonra kim sarı filtre sigara içer? Kim “kolay gelsin ağbi” der? Peki ya kim boynumdaki dövmeyle ilgili şiirler yazar?
Porno sitesindeki bahis reklamı: Valla benim kafam rahat. Her yerde erişimim var. Size kaç kere söyledim mekanlara hapsolmayın diye. İnternete sızın, dedim. Beni dinlemediniz. Ufkunuzu açsaydınız, her yerde birden olsaydınız da onu kaybetmeseydiniz. Varsa yoksa bir keder, bir hüzün oldunuz. Alın işte sizin yüzünüzden bir potansiyel var sandılar çocukta… Yazık! Heba olacak, siz de onsuz heba olacaksınız…
Mor lahana turşusu: Masada birkaç gündür duruyorum. Beni yemesini istiyorum. Yerken beyaz tişörtüne bulaşmak istiyorum. Eğer morali bozulmuşsa, bilirsiniz, midesine vurur hemen.
Gidiyorum bu! kitabı: Evet, iyi bilirim! Kızın evinde üç gece kalmıştı, dördüncü günün sabahı evden ayrılırken kusmaları başlamıştı. Tam üç ay kendine gelememişti. Çok zorladım anlatsın diye. Kıza niye gittin, niye üç gece kaldın, ne yaşadın… Sordum da bir cevap alamadım. “Sonra anlatırım, sonra anlatırım söz!” deyip erteledi.
Terli yastık kılıfı: O dönemi hatırlıyorum. Saçları üzerime yapışıyordu, tel tel dökülüyordu. Bir gece yarısı, belki sabahın ilk ışıkları, “neden, neden, neden!” diye inleyişini duymuştum.
Gidiyorum bu! kitabı: Başka bir şey diyor muydu?
Terli yastık kılıfı: Hayır. Hatırlamıyorum. Yazın o kadar sıcaktı ki… Terliyordum, terimle cebelleşiyordum.
Duvardaki kara gülle: Kaynatmayın! Şimdi onun geçip bitmiş dertleriyle kaybedecek zamanımız yok. Şimdi nasıl olacak, diye sordum size. Hep beraber bir şeyler yapmalıyız. Durdurmalıyız şu saçmalığı.
Hiç çalmadığı için varsayılan zil sesi: Katılıyorum. İhaleye çıkmadan onu ikna etmeliyiz. En azından dinlesek bile yeter. Şu kanunun ne anlama geldiğini öğrenmiş oluruz.
Duvardaki kara gülle: Değil mi! Ben de öyle düşünüyorum. Koltuğa uzatmayı başarırsak fena olmaz aslında. Bana her şeyi anlatır o…
Boynu anne dövmeli bakkal: Nasıl yani? Niçin sana anlatıyormuş her şeyi! Asıl bana…
Gidiyorum bu! kitabı: Sen sadece duvarda bir kara güllesin. Madem sana her şeyi anlatıyor, o halde ne diye bize ihtiyacın var… Bir şeyleri biliyor olman gerekirdi.
Duvardaki kara gülle: Sizinle tartışamam, en çok da seninle Gidiyorum bu! Her seferinde suçu bana iteliyorsun. Oysa bir suç varsa, o da senin suçun.
Gidiyorum bu! kitabı: Ben mi suçluyum? Bütün altı çizili cümlelerimi ezberleyene kadar okuyan, sonra da yetmezmiş gibi boşluklara kendi şiirlerini, o “Tavşandan Şapkan” taslağındaki mısralarını karalayan o! O sayfalarda ne kadar ağırlaştığını biliyor musun sen? Yoksa Berşan’ı tekrardan kendi illüzyonuna mı çekmeye çalışıyorsun! Bu bahaneyle bizi de aradan çıkartacaksın belki? Nereden bilelim, ha! Belki onun sırrına ortak olmak istiyorsundur… Bir kadın olduğuna o kadar eminim ki kara gülle! Asla güvenmiyorum sana da.
İdare Hukuku Ders Notları: Affedersiniz ama tartışmanızın hiçbir hukuki dayanağı yok. Sunucu 8456 Sayılı Kanun dedi, duymadınız mı? Özelleştirme İdaresi’nin yetkisine girmesi için ortada bir kamu yararı olması lazım. Berşan’ın uyku düzeninde veya sinir katsayısında nasıl bir kamu yararı olabilir? Dokuz Eylül Hukuk Fakültesi koridorlarında, amfilerde dört yıl bunun için mi dirsek çürüttü? Hukuka aykırı bir kere bu tasarı! İptal davası açması lazım, hemen!
Hiç çalmadığı için varsayılan zil sesi: Bakın, kitap haklı olabilir. Belki de hukuki bir açık bulup kurtarabiliriz onu. Beni en son kız aradığında duymuştunuz, gerçi o zaman da iki saniye geçmeden titreşime almıştı ama olsun… Belki kıza haber verirsek o bir şeyler yapabilir?
Köşede boynu bükük duran Cura: Kızın haberi olsaydı tellerim çoktan neşeyle tınlamış olurdu. Kaç haftadır yüzüme bakmıyor. Dokunduğunda da hep aynı hüzünlü, ağır tempolu ezgiler… İhaleyi kim alacaksa alsın, belki beni daha sık eline almasına izin verirler.
Porno sitesindeki bahis reklamı: Siz gerçekten çok safsınız. İhaleye kimin gireceğini hiç düşündünüz mü? Belki de hisselerini yabancı bir film yapım şirketi alır! Hani şu hep izleyip durduğu, hayran olduğu Béla Tarr ya da Michael Haneke gibi adamların eline geçerse? Sizi o uzun, sessiz, tek plan siyah beyaz çekimlerde bir köşeye koyarlar, saatlerce kıpırdamadan durursunuz! Şanslıysanız kamera bir ara size odaklanır.
Boynu anne dövmeli bakkal: O iş öyle kolay değil reklam panosu! Özelleşirse mahalleden taşınır bu çocuk. Benden Camel Yellow almadan güne başlayamaz o. Sermaye dediğin sabahın köründe ona o sarı filtreli sigarasını uzatıp halini hatrını soracak mı? “Eyvallah kardeşim” diyecek mi sermaye ona?
Mor lahana turşusu: Ya ben? Beni ne yapacaklar? Tam kıvamına gelmiştim. Şirket CEO’larının masasına meze olmak istemiyorum! O ekşi suyumu Berşan’ın o çok sevdiği beyaz tişörtüne damlatmak, sadece onun midesini ekşitmek istiyorum!
Duvardaki kara gülle: Susun! Hepiniz birden susun!
Terli yastık kılıfı: Ne oldu? Niye bağırdın?
Duvardaki kara gülle: Ayak sesleri… Koridorda. Geliyor! Çabuk, herkes sıradan bir eşyaymış gibi davransın. Televizyonu kapatın! Kimseye belli etmeyin, o gelene kadar aramızda bir plan yapacağız.
Boynu anne dövmeli bakkal: Ben bir eşya değilim!
(Toplumsal bir Berşan, omuzları düşük, elinde bir tomar kağıtla içeri girer. Yüzünde, az önce kampüste duyduklarının şaşkınlığı ve yorgunluğu vardır. Kağıtları masanın üzerine, Mor lahana turşusunun hemen yanına fırlatır. Kağıtların en üstünde “Bana Depresyonunu Bağışlayan Kıza Gördüğüm Rüyayı Anlatıyorum” başlığı okunmaktadır. Kendini koltuğa, Duvardaki kara güllenin tam altına bırakır.)
Toplumsal bir Berşan: Özelleştirme mi? Benim uyku düzenimi nasıl halka arz edebilirler? Şaka mı bu… Daha “Ölmeden Önce Ölmeniz Gereken Ölü Yerler” romanının açılış sahnesini bitirmedim. Şirket CEO’ları mı yazacak benim yerime?
Duvardaki kara gülle: Pişt! Yastık kılıfı! Baksana şuna, beti benzi atmış. O dik başlı havasından eser kalmamış çocukta.
Terli yastık kılıfı: Sus, duyacak şimdi! Zaten sıcak, bir de stresten ter basacak adamı, olan yine bana olacak.
Toplumsal bir Berşan: Kim konuştu? Bir ses mi var…! N’oluyor!
Hiç çalmadığı için varsayılan zil sesi: Kız değil merak etme! Biliyorsun aramıyor zaten, ben de çalmadım! Ama itiraf edebiliriz. Biziz biz, buradayız!
Toplumsal bir Berşan: Ne… Nasıl yani? Siz konuşuyor musunuz? Lan…!
Boynu anne dövmeli bakkal: Sen bizi ne sanıyordun kardeş? Sadece sana o sigarayı satıp, boynumuzdaki dövmeyle şiirlerine ilham olduğumuz için hissiz mi sandın bizi? Seni sermayeye kaptırmayacağız!
Toplumsal bir Berşan: Kesin delirdim. Halüsinasyon görüyorum. Evet, kesinlikle halüsinasyon!
Porno sitesindeki bahis reklamı: Halüsinasyon falan değil tatlım, gerçeğin ta kendisiyiz! Sana da kaç kere söyledim, mekanlara hapsolma, internete sız, kendini okşa ve rahatla diye. Şimdi seni holdinglere satacaklar, sanal oyuncular gibi alıp satacaklar seni. Bonservisini kim alacak belli bile değil!
Gidiyorum bu! kitabı: Berşan, dinle bizi. O kanun tasarısına karşı koymalıyız. Eğer sinir katsayını başkaları yönetirse, beni okuyamayacaksın sigara içerken. Nefes almayı unutana kadar duvara, duvardaki gülleye, kara gülleye bakamayacaksın. Aklına olur olmadık şeyler getiremeyeceksin. Soyunamayacaksın durduğun yerde. Aynada sana benzeyen birini göremeyeceksin. Matkapla motifini işleyemeyeceksin. Tavus kuşunu hançerende çalımlayamayacaksın. İzmariti, küllükteki sakıza söndürürken bir şeyler göremeyeceksin. Kuşları düşüremeyeceksin. Bir akıntıya kapılmadan, tembellik hakkını özleyeceksin. Altıpatlarına sarılmadan kaygısız uykulara dalacaksın. Yazılarını nasıl yazacaksın? Kimsenin senin iç dünyanı parsellemesine izin veremeyiz. Direnmeli, bir yolunu bulmalıyız!
Fotoğrafsız bir Çerçeve: Doğru… Bir yolunu bulmalıyız!
Çerçevesiz bir Fotoğraf: Bulmalıyız bir yolunu… Doğru!
Toplumsal bir Berşan: İyi de nasıl? Meclisten geçmiş yasa. Bütün haklarım devredildi.
Duvardaki kara gülle: Duyduk biz. Daha bunun ihalesi var. Hem ondan önce imza toplayabiliriz!
Toplumsal bir Berşan: Daha ben bile size inanmıyorken… Delirdiğimi düşünüyorken hangi kurum kabul eder imzanızı! Kaç kişisiniz… Ne imzası! Ne saçmalıyorum ben! Ne saçma bütün bunlar! Neredeyim, ne oluyor… Allah’ım! Deliriyoruuu…!
Duvardaki kara gülle: Sakin ol… Gel kollarıma. Avuç içimden öp! Huylan. Koltuğa uzan. Bana her şeyi, en başından anlat. Önce şu Veronika’lı kısa film senaryosunu, kafanda kurduğun o eski güzel Tire günlerini hatırla. Rahatla… Seni geri alacağız Berşan. İhaleye kim girerse girsin, masadan biz kalkacağız!
Köşede boynu bükük duran Cura: Ne güzel söyledin! Bana dokunarak başla Berşan.
Mor lahana turşusu: Ye beni sonra.
Boynu anne dövmeli bakkal: Ve bir sigara iç, pencereyi açma!
Porno sitesindeki bahis reklamı: Beni de ihmal etme!
Duvardaki kara gülle: Saçmalamayı kesin artık!
Toplumsal bir Berşan: Aklımı kaybedeceğim… Evden çıkmalıyım!
Duvardaki kara gülle: Ne evden çıkması? Evden çıkabileceğini mi sanıyorsun…
Toplumsal bir Berşan: Ha….
Duvardaki kara gülle: Evden çıkamazsın. Çıkar çıkmaz tepene binerler. Seni bir kuytuda vurup korkuluklara asarlar. Ele geçirilmen için ne kadar teşkilat varsa devreye girer. Ne olup bittiğini anlamadan ekip arabasının delikli ayrımından seyredersin o sokakları. Hani otobüsten izlerken şaşakaldığın o sokaklar… Fuhuş kartları… Yankesiciler… Kızlar ve oğlanlar… Hep bir yaşamak ninnisiyle seyiren kulağın… Evden çıkarsan yok olacak hepsi anla! Başlamışlardır şimdiden zapt edilmen için…
Toplumsal bir Berşan: E…
Duvardaki kara gülle: Hani kulağını kesen deliden bahsetmiştin bana, hatırlıyor musun? Ben de saçlarımı yolan teyzeden söz etmiştim. Eşitlenmiştik. Çocukken şiddeti açıklayamıyor insan. Şiddetin Tarihi’ni okurken açıklayacaktın bana… Oysa sürekli arzularımızdan konuşup yarılamıştık geceyi. Bizde olmayanı mı yoksa bizde olup da uyuyanı mı arzularız, diye konuşmuştuk. Ben bizde olmayanı, sen uyuyanı demiştin. Ama ne sen uyuyabilen bir insansın ne de benim ait olabildiğim bir yer var senin evinde bir duvar olmaktan başka!
Gidiyorum bu! kitabı: Yine başladın işte… Ya sen ne istiyorsun bu çocuktan, derdin ne, niçin bütün sırlara ortak olmanın peşindesin?
(Toplumsal bir Berşan, Duvardaki kara güllenin sözleriyle bir an gevşer gibi olur. Yüzündeki o gergin, kopmaya hazır yay ifadesi yerini histerik bir gülümsemeye bırakır. Gözleri odanın içinde, dağınık eşyaların üzerinde gezinir.)
Toplumsal bir Berşan: İhaleye mi gireceğiz… Kendimi satın mı alacağım… Amfilerde anlatsam gülerler. Vizelerde bile sorulmaz böyle absürt bir vaka… Kız nerede? Kızın haberi var mı bundan?
Kızın Ekranda Açık Kalan Sohbet Penceresi: Daha az önce “İyiyim” yazıp bıraktın bana! Özelleştirildiğini ana haber bülteninden mi öğrenecektim Berşan? Gerçi senin o dalgın hallerin, günlerdir süren o sessizliğin… Hisselerindeki dalgalanmadan belliydi bir şeylerin ters gittiği.
Karl Marx Posteri: Özelleştirme mi dediniz? Kapitalizmin en vahşi, en utanç verici aşaması! Hangi burjuva piç, senin o hırçın sinir katsayını yönetebilirmiş?
Rize İşi Çay Bardağı Altlığı: Haklıdur! Birkaç kravatluya mı bırakacaksun o güzelum uykusuzluklarıniii?
2026 KPSS Hazırlık Seti: Lütfen rasyonel olalım! İhale tarihi 2026’dan önce mi sonra mı? Plan program yapmamız lazım! Eğer seni bir holding alırsa, sabah 8 akşam 5 mesaisine sokarlar. Asistan olma hayallerin ne olacak? Hepsi suya düşer!
Futbol Menajerlik Oyunundaki Taktik Tahtası: Beyler, hanımlar, objeler… Panik yapmayın. İhaleye 4-2-3-1 çıkacağız. Kanatlardan Cura ve Kara Gülle bindirme yapacak. Ortada Hukuk Felsefesi defansif kurguyu sağlayacak. Şirket CEO’ları pres yaparsa, ODTÜ’deki o eski günlerin inadıyla, şok bir kontratağa kalkarız.
Yarım Bırakılmış Satranç Oyunu: Futbol aklıyla bu iş çözülmez. Hamleleri önceden okumamız, varyantları hesaplamamız lazım. Kale fedası gerekirse yapacağız. Senin o bitirdiğin “Tavşadan Şapkan” şiir dosyası… Onu teminat olarak göstermeliyiz. Şiir, piyasaların çöktüğü yerde en sağlam limandır.
Toplumsal bir Berşan: Şiir dosyasını mı? Onlar benim iç organlarım gibi… Hem daha “Dünya’nın En Güzel Türkiye’si” köşesine üçüncü yazımı gönderecektim. Niçin benim uyku düzenim yerli sermayeye peşkeş çekiliyor?
Köşede boynu bükük duran Cura: Beni de şirket envanterine kaydederler mi Berşan? Bağlamayla ikimizi bir holdingin lobisine süs diye asarlar belki. Oysa sen benimle Foça’da çekeceğin o “Keloğlan” kısa filminin müziklerini yapacaktın… Tellerime vururkenki o kederin, bir şirketin kâr-zarar tablosuna nasıl sığar?
Porno sitesindeki bahis reklamı: Benim melek yatırımcılarım var bebeğim! Sana harika bir oran açarız. “Berşan Koca kendi ihalesini kazanıp bağımsızlığını ilan eder: 1’e 5.50!” İnan bana, parayı buluruz. Gerekirse kriptoya gireriz!
İdare Hukuku Ders Notları: Bahis mi? 8456 Sayılı Kanun’a karşı yasadışı yollarla mı mücadele edeceğiz? İptal davası diyorum! Danıştay’a gideriz! Hukukun üstünlüğü sermayenin üstünlüğünü yenecektir!
Mor lahana turşusu: Ben de kavanozumu ipotek ettiririm! Ekşi suyumla boğarım o CEO’ları!
Duvardaki kara gülle: Tamam, sessizlik! Berşan, duyuyor musun? Herkes senin için burada. Ne kızı, ne şiirlerini, ne de Tire hayallerini o kravatlılara yedirmeyeceğiz. Şimdi kalk o koltuktan. Git ve Boynu anne dövmeli bakkaldan bir paket Camel Yellow al. O sarı filtreden derin bir nefes çekip masaya otur. Zihnini toparla. Kendi ihalemize giriyoruz!
Toplumsal bir Berşan: Hayır girmiyoruz. Ben evden çıkıyorum o kadar!
Duvardaki kara gülle: Razı mı olacaksın yani!
Toplumsal bir Berşan: Razı olmayacağım. Razı olsaydım başıma bunlar gelmezdi. Beni özelleştirmek, beni kontrol altında tutabilmek için böyle pahalı numaralara ihtiyaç duymazlardı. Benim dışımdakileri gözetmek için bir yasaya gerek kalmadan istedikleri her yerde at koşturdular. Kabul edelim ev sakinleri… Ben, onlardan başkayım!
Duvardaki kara gülle: Gidersen bitersin, onlardan olursun. Sabaha kadar çene çalıp, sudan sebepler üretemeyiz. Dostluğumu kaybedersin. Ben sadece evin içindeyim. Yokum dışarıda!
Toplumsal bir Berşan: Eğer gerçekten dostum olsaydın konuşmamıza gerek kalır mıydı? Ben daha konuşmaya başladığım anda hislerimden uzaklaşırken seni inandırabilir miydim iç sıkıntıma? Unutma… Aldım duvarlarıma koydum seni. Duvarlarımı parçala istedim. Senden başka kimseye diyemezdim gittikçe muğlaklaştığımı. Fantom ağrılarımı başkasına anlatamazdım. Sen ne yaptın peki?
Gidiyorum bu! kitabı: Evet, ne yaptı?
Duvardaki kara gülle: Ne yaptım!
Toplumsal bir Berşan: Hiçbir şey… Hiçbir şey yapmadın ve asıl problem de bu. Tekrardan hayal kırıklığı yaşamak buna da hayat kırıklığı demekten başka bir çare bırakmadın. Anladım, cansızsın. Ölümü düşüne düşüne ruhunu kaybettin, adını kaybettin geldin duvarıma sıkıştın. Her gece sessizce izlediğim duvarda artık seni görmeye başladım. Konuşmamı ister gibi baktın. Konuş ben buradayım, der gibi…
Duvardaki kara gülle: Bu güzel bir şey değil mi? Dostluğumuzun nişanesi değil mi?
Toplumsal bir Berşan: Değil. Sen herkese aynı şekilde davranıyorsun. Herkese aynı davranan… Ne bileyim… Benim arzuladığım bir meseleydi bu. Eksikliğini hissediyordum. Yaşamak istiyordum. İddialıydım. Senin ilgini fark ettiğimde şaştım kaldım. Duvara sıkışmış, ruhunu bırakmış, çevrelenmiş birisinin hala hayatta olana bir ilgisi varsa; onun zihnine yöneliyorsa peşinden gidilmelidir diye düşündüm. Oysa sen her evde bir duvarmışsın. Herkese aynı davranıyormuşsun. Söylüyorum; herkesle ilgilenen hiç kimseyle ilgilenmiyordur.
Fotoğrafsız bir Çerçeve: Haklı… Katılıyorum valla!
Çerçevesiz bir Fotoğraf: Katılıyorum… Haklı valla!
Duvardaki kara gülle: Acımasızsın! Seni ehil kılmak gibi bir derdim yokken bana bu misyonu sen yükledin. Sana sadece senin duvarında olduğumu söylemedim, inatla beni öyle görmek isteyen sendin. Duygularımı, acılarımı görmezden geldin. Bir kere bile sana serzeniş etmedim. “Sana hayatımı anlatmak istiyorum” dediğinde, duvarda sıkışıp kalmış olmama rağmen usulca dinledim.
Toplumsal bir Berşan: Dinlemedin, güldün. Herkesin duvarında herkesin hayatını o kadar dinlemiş olmalısın ki, bana acıyıp güldün.
Duvardaki kara gülle: Tartışmayacağım! Seni kurtarmak istiyoruz. Özelleşemezsin. Bize aitsin dostum!
Toplumsal bir Berşan: Size aitim, öyle mi? Özelleştirme İdaresi’nden ne farkınız var o zaman sizin? Onlar hisselerimi borsada satıp kâr marjı gütmek istiyor, siz ise beni bu odanın metrekarelerine hapsedip kendi varoluş sıkıntılarınıza meze yapmak istiyorsunuz!
Kızın Ekranda Açık Kalan Sohbet Penceresi: Berşan! Yapma!
Toplumsal bir Berşan: Kızın da haberi olsun o zaman! Söyleyin ona, dördüncü günün sabahı başlayan kusmalarımın sebebi de, o koca koca uykusuz gecelerim de bir şirketin yönetim kuruluna devrediliyor. Artık benim kederimi borsa endekslerinden takip etsin. Belki bilançom iyi gelir de sevinir!
Rize İşi Çay Bardağı Altlığı: Uşağum, etma! Çıkarsan o kapıdan, yutarlar seni! Rize’nin hırçınlığı, o Karadeniz inadı nereye gitti? Bir iki kravatlu sermayedara pabuç mu bırakacaksun!
Karl Marx Posteri: Yoldaş! Kaçmak bütünüyle burjuva bir eylemdir! Sınıf bilincini kuşan. O kapının ardında seni bekleyen yegâne şey yabancılaşmadır.
Toplumsal bir Berşan: Sizin gürültünüzden, bu odanın üzerime çöken paslı yargılarından kurtulmak için gitmek de devrimci bir eylemdir. Boş yapma Marx!
Hiç çalmadığı için varsayılan zil sesi: Bari beni titreşimden çıkar! Dışarıda kız ararsa duy, belki onun aklında aşkla yıkanmış bir kurtuluş planı vardır!
Köşede boynu bükük duran Cura: Beni bırakma… Bari bağlamayı da al yanına. O “Keloğlan” filmini çekmeyeceksek bile, Foça’da deniz kenarında son bir kez çalarsın. Sahi, tellere kâr payı dağıtacaklar mı sence?
Boynu anne dövmeli bakkal: Çıkıyor lan cidden… Gidiyor çocuk. Kardeşim! Unutma, o kravatlılar sabahın köründe yüzüne bakıp sana o sarı filtreli Camel Yellow’u uzatmaz! Sokağa çıktığında anneni, sevdiklerini, dertlerini kiminle konuşacaksın benden başka? “Kolay gelsin ağbi” diyen sesini hangi CEO duyacak senin?
Toplumsal bir Berşan: (Kapı kolunu tutar, omzunun üzerinden Duvardaki kara gülle’ye son kez, ağır bir tükenmişlikle bakar.) Bana hayatı, hissetmeyi ve güvende olmayı öğreteceğinizi sandınız ama yanılmışım. Hepiniz sadece benim içimdeki gürültünün yankısısınız. Özelleşmiyorum. Borsa falan da umurumda değil. Ben sadece, kendi hikayemi o meclis kürsülerinden ve bu havasız odadan uzakta, baştan yazmaya gidiyorum.
Duvardaki kara gülle: Hikayeler dışarıda yazılmaz Berşan… Dışarıda sadece yaşanır ve fütursuzca tüketilir. Yazmak için, o mısraları kanatmak için yine bize, yine o terli yastık kılıfına döneceksin! Çıkarsan… geri döndüğünde bizi aynı yerimizde bulamayabilirsin.
(Toplumsal bir Berşan cevap vermez. Kapı kolunu yavaşça aşağı indirir. Odadaki bütün eşyalar aynı anda, derin bir nefeslerini tutarmışçasına sessizliğe gömülür. Sadece televizyonda açık kalan haber kanalının son dakika jeneriği çalmaya devam etmektedir.)

Bir Cevap Yazın