Kategori: opus sanat
-

OP.414: Mustafa yıldız – inatlaşacağım kanımdaki diktatörle*
fesleğenlerin sancılı, endişeli kokusunu bilir misinizama öyle değilanızların alçaktan bakışları arasında gezen hafızam.ve bir keçi gibibir keçi gibigeçtim kuru damarlı ellerin patikalarındanomuzlarına tırmandım yaşlı kadınlarımıntek katlı evlerin balkonu mu olur demedimdüştüm.ezdim çocuk bakışımı, hilal kaşımıbir keçi gibibir inat gibi günaydın…
-

op.413: talha kutay – meşe ağacının tanıklığında*
Hafif serpiştiren yağmur, toprağı yumuşatmıştı. Islanan toprağın kokusu, hoş bir lezzet vermişti doğaya. Tıpırtı sesleri arasında sağa sola kaçışan tavşanlar, bu lezzetten payını alıyordu. Toprak, sabit duran her şeyi kucaklayacak kadar hoşgörülüydü. Palamutlardan, yaşamdan kopan papatyalara ve cesetlere kadar… Ne…
-

OP.412: ada çelen dilmen – elmas ve toz*
“Şerefe!” “Aşka ve de dostluğa!” Şıngır mıngır. Gluk gluk. Takır tukur. Genizlerimizi cayır cayır yakan ve yemek borumuzdan midemize sıcacık eden, kadınların bordo renk ojeleriyle tutup tokuşturduğu, ufak acıları unutturan ve kederlere katık olan bütün o viskiler. Serin ve gürültülü…
-

OP.410: ilke kıratlı – dalış refleksi*
Avuçlarıma iğneler batıyormuş geç anladım Topuzu kara, on milim arayla Bundan her kesik birbirinin yarasını içmeye hevesli Bundan derim kanını güneşte kurutmuş Bundan avuçlarımla kendi karnımı deşip yolun ortasına fırlatmıştım Gece inmişti, sonra hiç uyumadım Böyleymiş, durup dinlenelim, biraz zahmetli Azıcık rüya görelim, kargaşaya mahal…
-

op.409: emre gürkan kanmaz – yeliz dölü bir kusmuk*
Çıkmadık candan umut kesilmezÇıkılmadık dağdan aşağı düşülmezÇıktığın zaman tepene başın ağrırBenimle çıkar mısın? İçindeki alevi söndüremiyor sularSular seller gibi biliyorsun yangınlarıVe kızıyorsun içinde yok kum fırtınaları Kendine kızmaz mısın? Çalakalem yazıyorsun yüzüne gülmeyiÇalıçenen yok belki bu yüzden insanlaraVe bana şapkanın altından…
-

op.408: erman şahin – gam gazeli*
|. gözlerinin buzulları çözüldüğünde yüzündeki kış çatlakları kadardı ölüm unutulmuş bir evin saksısındaki kurumuş çiçeğe verdiler adını sen de öyle gitmişsin dünyadan biz de öyle kalmışız dünyada susuz ve sessiz göğsündeki yarayla eridi kemikleri annenin helalleşmedi kimse…
-

op.407: zülâl menekşe – iyi ki geldin su*
yaşam bir akşamüstü eğlencesinden ibaret kalmaz su alacalı kuşlar yem olmayı bekler dallarında mutluluk sadece bir amaçtır su coşkulu hisler baş edemez kavrayışınla düşüne düşüne taş kesilen bu kalbe bir inanç gibi iyi ki geldin su ben insan girmemiş o ormanda yıllarca yaşadım yılanın değmediği eşiği…
-

op.406: Şehriban yaman – benim odam güzel herkesinkinden*
“İnsanın sığınağı ne zamandır susmak oldu bilmiyorum. Ama bazı kapılar konuşarak değil, sessizce açılır.” Yıllar sonra oraya geri döndüğümde kapı hâlâ aynıydı: biraz zor açılır, paslı ama inatla yerinden kıpırdayan cinsten. Beni gören bir ev değil de beni hâlâ bilen…
-

op.405: bilgehan tuğrul – asılacak kadın (pınar kür)*
ESER VE UYARLAMANIN TANITIMI Asılacak Kadın/Pınar Kür/1979/Türkiye/Türkçe Asılacak Kadın/Başar Sabuncu/1986/Türkiye/Türkçe Kısaca Özet Öksüz Melek, bir konağa besleme olarak verilir. Konakta, konağın sahibi Hüsrev ve eşiyle birlikte, bu yaşlı bir çifte yardımcılık eden bir aile vardır. Yaşlı kadının sağlığı bozulur ve vefat…
-

op.404: hatike şengül – öküz kadar hatırınız yok*
muhterem kediler, köpekler, canlar…burada uğradığınız haksızlıkkalbimi parçalıyorağzımı açıp hakkınızı da arayamamhapse girmem yasak muhterem kediler, köpekler, canlar…hükümetler pay için dalaşıyoraşıları mı eksik?eğitimleri mi yok?evden kaçmayı planlıyorumödülle bulunur muyum? muhterem kediler, köpekler, canlar…eskiden ekmeğin arasına koyardıkcanı yanmasın diye domatesi, peynirişimdi herkesin…
-

op.403: ada çelen dilmen – boşluk zamanlarında*
Böyle günlerde pek uyanmak istemiyorum. Böyle günler derken; annenizin mutfakta pazar kahvaltısı hazırladığı, ağabeyinizi yüksek doz uyuşturucudan kaybettiğinizi öğrendiğiniz, hoşlandığınız çocuk tarafından sınıftan çıkarken aniden öpüldüğünüz, babanızı sabah dört gibi sallanarak gizlice eve girerken yakaladığınız veya alarm kurmayı unuttuğunuz için işe geç kaldığınız…
-

op.402: berfin oğuz – bin yıldır aranan ama bulunamayacağından emin olunan o şey*
Bin yıldır aranan ama bulunamayacağından emin olunan o şey. Bütün ömrünü aciz ve işe yaramaz hissettiren. Bir an gözünün önüne gelip tüm felaket senaryolarını tekrar ettiren. Geceleri sabahı aratan, sabahları geceye koşturan. Nereye gidersen git ne kadar uğraşırsan uğraş, senin olmayacak olan…
-

op.401: oğuz ertürk – iv. murat kıraathaneleri neden kapattırdı*
taş at –– bize iki çay bir oraletcam çatlağına asılmış bayraksen daha önce ideolojik bir küfür duydun mu taş at –kim üzerine alınırsa orada kalsınbel fıtığı için alternatif yaşam koçu-geçen bir adam manşet olmuş /kimsenin okumadığı yerel gazeteyebütün bunlar bir…
-

op.400: murat halıcı – bilet*
Sakin ol dedi fısıltımBu kadar renk ve helezon öldürür adamıVe yalanBu kadar doğru asılGözlerinle mavi saçlarını tara göğünSonra gözlerini kapatıp kendiniSakin ve usulcaCümle cümleÖlçüsüz kalıpsız kafiyesizTozundan toprağından kurtulmalısınYalanların kadar doğrularındanSarıl yalnızlığınaKelimelerin seni kurtaramadığıTeorilerin ve kendine gülümsemelerinBir orduyla savaşır gibi sarılFarzet…
-

op.399: ayşe nur uğur – karga*
Suya okuduğum duaya seni de kattım Sonra çoğalttım o suyu İçtim Yıkandımİçimi dışımı seninle doldurdumBir karga geldi ardından Fermanıma da seni buyurdum Kesilecek boynum dudaklarınla Ve akacak kan ruhumdan aşağıRuhumSana adanmışNe bir ihtilal koparır sendenNe üşüşen başıma karga Bir rüya sanki Dehlizlerin ucundan gözükenO mavi…
-

op.398: hazar izgi – yazmak istemiyorum artık şiir*
uzun sürecek sessizliğimi bu şiire yoruyorum öyle bi telaş yok içimde yeşerircesine bi kahinden duyacak kahrımıben yazmıştım şu omzumda taşıdığım yaşamanın talihsiz ağrısınışiirlereapaçık doğmuştu günahtârımyanlış duymadınız fazladan günahlarım var elimdesahibinden, okunur, açelinitenhada kabrımamesleğim, günahtârım. öl! vatandaş. sinirimi kussam uslanırdım şu ucu ucuna buluşturduğum ruhumun uğrunauyumak için sokmazdım kuyruğumu uyuşturduğum…
-

op.397: esra dökmen – satır başında duran valizden*
göründüğü için mecbur #işbirliği diyeceğimyoksa bildiğin işe yaramaz bir tutkal bu.ayrıştıramadığım kağıtlar bir büyük için buralarda bekliyor dönüşümü.ancak böyle yapıştırmaya çalışılırken kurtarılmaz bazıları. çünkü öğrendik evren eşittir “ben bakmıyorum soyun” hamamı. anlaşmayı develerde taşıtıyor havalarımimkânsız! eveleyip geveliyorum, sahte belge aklıyor da kontamine olamıyorum.kim kaçmaz…
-

op.396: ahmet salık – dünyanın (var olmadan önceki) yokluğunda*
Bir insanı bir evle cezalandırmakKimsenin aklına gelmemişti daha.Var olmamak, yok olmamaktanDaha tatlı bir ihtimaldiDaha kar yağmamıştı olmayan ağaçlaraDaha, daha demeyi öğrenmemiştik. Ve Rodrigo çalmamıştı konçertosunuKemanlarda yaylar gerilmemişSessizliği doğurmamıştı ölüm.Daha kitaplar düşmemişti yerlereDaha rastlantıyı tasarlamamıştık. Mesele değildi sesler ve sessizliklerEtin ateşte pişebileceğini hiç…
-

op.395: cevat galip tan – doğada olur böyle şeyler*
Güneş aydınlatırken,Birden yağmur atıyor.Uğur böceklerini kıskanıyorumAvuç içimdeler.Sırtladığım keçi can derdinde.Çamura batmış ayaklarımlaEvin yolunu arıyorum.Tütün çiğnerken,Tırnaklarım bitiyor.Bir siyah duman gökyüzüHava kararıyor.Doğada olur böyle şeyler.
