-
op.238: sevda altınkaya, bunu sen istedin*

Böyle biri olacağımdan haberim yoktuKimse de uyarmadı kibak burası tekin bir yer değilNe hoş gördüm oysa tenime karışan mat renkleriAyağıma dolaşan sarmaşıklarıyla önüme dikildi dünyaBeklemezdim tüm bunları Yok aslında seni uyardı birileriBizzat anlatmasa da o sinyali verdiRögar kapağını başına geçirip gökyüzünü izledinVardı haberin, hiç uyumuyordun, hep tedirgindin Ne tuhaf, beklentim neydi acaba yarınlardanDünya yarının yarın…
-
op.237: çağın özbilgi, vaktin olursa bana konuşmayı hatırlat*

(biraz sakin yaklaştım…sahneye değil alkışa hiç şiire belki) “Oysa ıslık çalmak içinBir şey lâzım değil…” birbirimize benziyoruz -unutma-kalkıp su vermem gerekiyor büyüttüğüm çiçeklerekaranlık bir ormanda kibar ol-a-mayan dünyalıçiçeklere hâlâ nasıl inanıyor, anlamıyorum sen! uzun bir yol musun yalnızlığa çıkano her şeyin hiçbir şeye dönüş-e-mediği düzlük belki(?)kabul ediyorum, çok sıkıldım -bazı kitaplardaninsanları okumadıkları haldeadlarıyla kandırdıkları kitaplardan…
-
op.235: aykut akgül, silemiyoruz*

Düşüyor toprağa ilk spermkaos ve sebepler mekanizması içindeki huşukırılıyor aynayla başka bir ayna içiçe geçmiş gözlerindebinlerce yılanlar kopuyormuş onun rüyasının ellerindebütün tuhaflık burada hala bir gökyüzünün olmasıyla başlıyorve göç etmesi şu kuşlarınkimin kime örgütlenmiş ağır bir cevabı salyan akıyorsilemiyoruz Genetik hastalığa yakalanmış metaller gördümsırtlarında hep o üvey silindir kamburlarıve buralar, birkaç günün uzayan yıllarıdırkırmızı perdeler…
-
op.234: ahmet ali uzun, bütünleyici bir sezinleme ve sığınak günler*

altından kalkmadığınız hallerin peşinde taban yağlakaçışan hamamböcekleri, eylemselliğinin kaçınılmaz kanıtları parçalar peşinde başkaldırısı unuttuğum bir parşömenin-her biri benden, kopmadığmız akışın püsküllerindekorkak histerilerini şemaya çizip anlatırsam daha iyileşecekfaydalanmayın artık tükürdüğünüz köşe sokaklardansonunda anlatılacak bu bütünleştirilesive temiz dünyaya, ben inanıyorum sayın kimseveritas hakkı sahibine değil, sezardan itibarenyoksula, haksıza dağıtın sığındıkları o bitik akşama göremediklerimin arasından kayıyor aranılan…
-
op.233: feyza menteş, bu fotoğrafımı biraz yarım çekmişler*

nalbantoğlu’na… Çivilere saplanan posterim eskidi, tıpkı yüzüm gibi. Ha yırtıldı ha yırtılacak “geçici süre” diye addedilen krizlerim. Devrilecek bin dört yüz grama sığdırdığım dünya, gizlice sokulacak düşüm, kandığı mutluluk enkazına. Biraz soluk, biraz ölü çıkacak tenim. Yarım ve eksik işlediğim tüm hatalar, bir ıslah evinde sarılacak. Otopsim, hep öyle sandığım masallarla sıralı. Mezarlığım, bastıkça yanılan…
-
op.232: yakup diker, kavisli*

Ben kendimi sakladığım hasarlaBen tırnaklarımla kazıdığım etimleBen kendi vehmimde duru ve kavisliYaşamakla yükümlü dünya boşluğunda. Kavisliyim çokça ve yasak meyveye yakınKulaklarımda çığlık, ağzımda sular herkese yetecek kadar.Ben biraz kurumayan ırmakBana kalırsa biraz suç, bana kalırsa biraz günah.Doğru bildiğim şeyleri çevremdekilere dağıttımYanlışlar ve yanılmışlar karıştı gözlerimin önünde toprağa.Dünya boğazına kadar çığlık, boğazına kadar tufanİnsan eliyle büyüyen…
-
op.231: şaziye yılmaz, nisyan*

Hanginizdi martı sesini sevmeyenHanginiz gece olunca uyanır kahvaltı yapardıKimdi çapraz bağları kopanÇıldırır gibi öpen.Başı dönünce rakı içerdi biriniz,Sigarayı hep tersten yakardı.Hanginizdi kediyi ensesinden tutup atanYorganı da kendi üstüne çekenKimdi gözümün içinde yalan söyleyenOtlu yemek sevmeyen Film izlerken uyurdu birinizHızlı yer, yavaş konuşurduKimdi rüya da benden başka ad sayıklayanHanginiz ellerimi sevmez, gönlüme gülmezdinizDuvara yaslanır, çorap giymezdi…
-
op.230: emre şahinler, romantizmin kalbine bağladıkları dijital meta – 1

Moda iskelesinde görmüştümayağına Lcd bağlayıp intihara kalkışan ergenleriTwitter, Facebook, Pinterest nirvanası buralarınçok dijital Blu-ray, Full HD yüksek hızlımaaşım tam tamına yatmamış oysabeni sincaplar kovalar, taaaa düşerim ormana, ormana koşarımkalbine iPad bağlayıp çalışanlar varromantizmi geçsek ya kirayı tam tamına ödeyemezsemve keçileri kaçıran bir adam oluverirsemDoğu ekspresi güzellemelerini kim ne yapsın o zaman poşete yirmi beş kuruş…
-
op.229: bilgehan tuğrul, intiharın özel provası*

cüce taburelere çıkıyorumölümümü uzatmak içinsen buna yaşamak sevdası diyorsunben ağrılarımı duymamak için yeni dünyalar yiyorumtango yapan kaplumbağalar yaşıyor içimdeçürük muzlarla anıyoruz senibir insan nasıl da hiç eskimez aynı yerdenağrır hep kartvizit biriktirmiyorum nedenini biliyorsunanonim isyan halısına aminler döküyorumbeni sevdiğini şu anda duysambir insan nasıl da çıldırır birkaç sesli harfleöyle olurumbelki taburemin boyunu uzatırımöyle ölürümçivileri de…
-
op.227: doğukan özdil, dilsiz*

duyulmamak bir kez daha terk edilmekmişsigarayı bıraktığım için senden alıyorum bir dal suçüstü basıldık güvenirken hayataşaşırdık ve zayıf kaldıkyüzümüzü her sabah ilaçlarla yıkadık acıyla derdi aynı sanıyorlar Benzemiyorduaşık olduğuna inandıramamak kimseyisavaşmaya kutsal bir davauğrunda Hayvan olmadığımıza şahit arandı sızlayan bir iltihaptım, dündübeklemiyordu kimse tabancaateş ettim aydınlık bir sokakta Çok sevilen bir ağaçtıyaşken… diye sayıkladım kaçarkenyaşken…
-
op.226: ışık sungurlar & fuat eren, nude*

Işık Sungurlar ile Fuat Eren, kısa bir süre önce yeni bir projeye başladılar. Bu proje özetle, iki şairin belirledikleri şarkıları merkeze alarak ortaya koydukları üç yönlü ürünleri içermektedir. Bu çalışmada Radiohead’ın Nude şarkısı odağa alınmıştır. Sizlerle paylaşmış olduğumuz bu çalışmada Işık Sungurlar’ın bir kolajı(somut/görsel şiiri), Fuat Eren’in de bir şiiri bulunmaktadır. Işık Sungurlar: ”ağaçların arkasında…
-
op.225: usame yördem, esneme dersleri*

Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Çok yazdı, terliyordum /yanında kim vardı, ardında ve sağında? KİM?Beni görmezden gelirsen kimse kalmazdı /önemi yoktu nemin, bir yerde…
-
op.223: arda erdoğmuş, genetik olmayan umudum*

aklımda hiç yekpare, parlak bi fikir olmadızannımca genetiktir“baban da çok düşünürdü,” demişti annemşaşırmıştımbu adam düşünüyormuş yanisıkıldımaklıma düştükçe maziçıtırdıyor içimdeki kozalaklarve büyüyor yangın büyüyor,tükürsen geçer mi sankiüzülecek çok şey varsevinecek şeyler geçiyor ağaçların arasındanhayat ise koca bi ormanbak taze bitti umudumyenisini demlemeli mi?eğer gözlerimden geçerse yüzünbakmışım yeniden dolmuşbi işçi bağırırsa zulmeumut bostanı kurulur beynimin arsalarınaaklımda yekpare…
-
op.221: elif burcu özkan, sanrısal*

Ah şu senin kurgusal kümülatif külahınRadikal retlere boyun eğen romantik rezervinSuallerle sere serpe yırtılmışSuskuna sataşmaktan sararmış kimliğinBunlardan bir takımyıldız oluşturmanın neresiMuktedir mercilere makul?Biliyorum akil olan senin gömleğinde sakil bir düğmeToynaklı oynak zihninde herkes işlevsel kulBiliyorum, üç yüzün, beş yüzün susmayan uğultusuParmaklarından akan kirli ırmağın arkasından dökülen suAlkol karşısında tüm sınıflar eşit, kullanıyorsun bunu Öfkelerinden büyüttüğün…
-
op.220: ebubekir narinciak, öylesine yıktığım kelimeler*

ağzımı gererim bir neşter gibidilimi seyrelten gebe atlara ah olsun beni her ne ikna edecekse gün doğsun ve yıkılsın göğsündeki yabancı bir neşter nasılsa bilendir, bir at nasılsa şahlanırben hâlâ ve öylesine suskunum kandım, göğümle dilim arasındane var ediyorsane yok ediyorsaorada biraz uzak nasılım, işte böyleyim;bir ağacın kovuğuna son sözümü söyleyipbir denize son taşımı atarak…




