-
op.357: adem üren – asesinos y rosas*

büyük bahçelerde elleri olmayan bir bahçıvan içinkudurmuş bir evsahibisin.bak bu bir iklim değilhayata dayanmanın kırsallığı ben o türküyü iyi bilir iyi söylerimneye karşılık gelir yaşamançiçekler açtın da toprağın çamur ey tanıdığı olmayan/konuşurken ağzını arayantutunmak için bir dal diye ormanlar yakanbu bir isyan da değildircetvele ve ölçeğe hileyledayanmanın ustalığı. bir amatör özgüveniyle yaklaştım bu boğayabir yanda …
-
op.356: fahri küçük – çıkmaz*

ucu acıyla yontulmuş pürüzlü bir halk var yüreğimdedamla damla akıyor kağıdımın kesiğinden yazgısıona ipek bi’ mendil sunuyorum nasırlı ellerimleağarmış tülbendinin yorgun yüzüyle basıyorkurtlu yarası ipek mendiliacısını susan diline annem hep derdi ki”bir yerden biri gelir, temiz kalsın”bu cümlenin mücadelesinin ağırlığını görüyorumeğilen her boynun derisine ayet gibi işlenmiş buruk utançtaevet!insan utandığı için utanabiliyor maalesefburuk, bizim mahallelerimizde…
-
op.355: bilge elik – nocturne*

kristal bir avize gözlerin sesindeki sırra meyil verdiğimbir rüyada kayboldum, rüyamırüyasında gören bir meleğin gözlerinde boğuluyorum, fakatburada hiç ışık yok… ikonalar sessizliğe gömülü…soğuk damarlarla, katedrallere çivili güvercinyakıcı bir dansla kırılıyor dönerek,küreklerin simetrisi yürümekte şimdisoğuk siyah kumaşlarla, kumlarla sıcakve hep buz yapışkanlığında, ikonalar sessizliğe, ışınlarlaışınlar hep dumansıdumansı ve yitici, yazarak renklere değin…olabiliriz seslerle sözcüklerle dumanla ve…
-
op.354: gül ebrar ataş – açıortay*

genç kızlığa af çıkar allahım ve zamanı başa sar-güncemi açtım-içimdeki parktan alnıma diktiğin açıortaylauçurtmamı, ağzımı, saçımı bozduno bozumu soldan sağaesir, kantarlı, kısa yerleri veseni sevdiğim kalbimi akideyle kurdum kibeni dağıtılır halde bir cuma çıkışında bırakmana uyayımdoğrusu şevkimiemilebilir, domuz jelatiniyle ömrü uzatılmış sevaplarahalk edeceğini ummazdımben teheccüdde bile karşındaydımgeceler boyuncaburnu kadınlığa çarpık babetimlesana fiyonklarımı verdiğim oğlanı yakardımonun…
-
op.352: ayşe zeynep öztürk – aşk bitti!*

Şimdi gel, gel sor bana! O kırk kuş geçmeseydi dağın ardına, verebilir miydim cevabını? O eski İran masalında aşık, maşukun gözlerine bakıp, “Bana gülümsediğinde biliyordum ki ben yüzyıllardır yeryüzünde seni aramışım,” demeseydi, öyle nefessiz bakabilir miydim sana? Durabilir miydim karşında? İbn-i Arabi, “Aşık olduğumu hem öldürür, hem diyetini öderim,” diyerek muhabbetin hasıl olduğu kişinin kalbinde…
-
op.351: sevda altınkaya – bana yeni cepheler gerek*

Toplumsal bellek, diğer adıyla insan uyduruğu izlerHenüz varlığından haberdar olmadığımız bir gezegenle çarpışabilirİçinde bir kelebeğin kozasız kalışından habersizAğaçlar her şeyi bilir ve susarUzayda boşluk aramaya benzer aşk ve savaşımBana ne yapacağımı anlatan teknolojik cihazlardan çok sıkıldım Üçüncü dünya savaşına hazır değilim, yeni kapandı cephelerimKorkarak yaşıyorsam ancak gurur duyarım bundanKralımız korkusuzca çizdiği için halkın silüetiniHalk kendinden…
-
op.350: alpkan alkan – dava*

dünbir kadın öldü kansız bıçaksız penceremin kırık kasasından akan rüzgarda onu izledim hareket etmiyordusaçlarına mevsimlerin tozu çökmüştüsehpadaki şarap ve kahve lekelerinesigara küllerigünlerin geçtiğini hatırlatması için yapışıyordu apartmandaki poşet ve devlet sesleri dışında kapısında aylardır bir akıbet belirmediancak yalnız kaldığını da hiç görmedimsorunun esansı da buyduve evin her yerine yayılmıştınefesinin beş on yıl boğulduğuboynunu sandallara emanet…
-
op.349: arda erdoğmuş – şakı*

Nasihat et, şakıAl sana kırçarmış bir yakamozKuşluyor duruşun bütün fikirlerimiBakma bana, şakıGözümden kayıyor öpüşmelerimizBeni, herkesin gördüğü gibi görmek istemem seniHerkes bir şey biliyorAllah var ben seni, sen beni biliyorsunÖyle bildikçe gözlerin büyüyorGöğsün öyle tıfılNefesin, sağanak yarınların habercisiHavaya bak,Hava öyle haşlak, öyle yakamoz, oturmuşuz öyleÇotuklarımıza merhem sürüyoruz sözdeÇağanoz geçer yanpiri yanpiri, ayakların dibindenKumlar taş kesiliverir gibi…
-
op.346: berşan koca – insanlar anüs*

Kaydedilen en yüksek sıcaklık. Bugün burada yanıyoruz. Yunanistan’ın çok yakınında, bir kenar kasabada adımlarımızı hızlandırıp limonlu bir şeyhler içmek için yalvarıyoruz. Zor, çok zor alınan nefesi, akciğer rahatlığıyla vermek. Gözümüzden yaşlar geliyor. Nihayet soluklandığımız ilk kıraathanede oturup bakındığımız bu tabela, paslı bir şeyh üzerine çiziktirilmiş yazı ve “İnsanlar Anüs!” Eskimiş harfleri bir taze boya içerisinde…
-
op.344: ayşe ok – muvazene*

Birleştir ruhunuYol ayrımın da bariyer olacak.Kendinle çoğal,Putrel olmaz ise mukavemeti olmaz, Statiğini iyi hesapla.Balkonu salona eklersenGelecek tuğlanın ağırlığınıHoş görsün temelin.Sen toprak değilsinSondaj yapamazsın.“Dur bakayım ‘kil’lenmiş mi?”Sana huzur veren suKagir yapının moralini bozar.Ağaca can verirken, tahtayı çürütür.Bazen denklemi yoktur;Neyi, ne zaman,Nasıl hissedip yaşayacağının.Kalıp sabun değilsin zamanla bitmezsin.Bir anda gideceksin, ‘ansızın’ları önemse.Şimşeği örnek al kendineHemen fotoğrafını çekemezsin.Folyolu…
-
op.343: tilya şen – fransua’nın verno dağı rüyası üzerine*

bir.Cami avlusunun çeşmesinde güvercinler sevişiyorşakağımda akrep tik tak tik tak Seta Mama’nın koynunu gül çekirdekleriyle oyuyor ak güvercinkimlerin evine ışık giriyor kimlerin evine ekmekyabancı heceliyor birin sonu.güvercinleri kovdular Seta Mama öldüışıklar söndü iki.İçerde rahatsız oluyor sandalyeocakta süt taşıyor rüzgarı bozuk para gibi kanadının altında biriktiren karga uçmuyor göz göze burun buruna siyahı öğreniyor siyah rastık çekiyorum gözlerime, burnum büyüyorben başka da kuş…
-
op.342: mustafa güngör – ikinci şehrin hikayesi*

eksantrik bi hissin intrensek fasetleri taşra maymunları, cehennemlerçatlak bir gecenin düşgörmez cinleri…ve güleyişlerin arasında bir biryitirilip giden kuşkonmaz saatleri ölünce öldü! oluyor sonra bi de ama daha 94 yazını bile görmemişkenkaranfilli bir çatal incil reçeli dilimdeayıp olmaz mıydı soyunmak güneşe karşıyutkunulmuş sözleri apansız kusmak gibiyutkunulmuş sözler apansız kusmakla eşdeğer seyrilir sarhoş türkçen bi şarampol boyuesintilisırtın…
-
op.341: eren dertli – 5 taş hikâyeleri*

Babam alafranga bir dünyayı harçlık olarak verirdi3 sakızdan fazla değildi ederiBüyür, büyür sığmazdı ele avucaSakız falında kaybolan gözlerimAkşam ezanı huduttu bizeSerin meltemiyle karanlık çökerdiTelaşsız bir köy yaşlısı gibiAyıpsızdı geçen günlerimApaçıktı her şey günahı kim bilirdiYıldızlar vardı yadırgamayan yeriniAteş böceği vardı kıskanmayan yıldızlarıAncak saklanırdı eşarbının altınaAnnemin çocukluk özlemi Kısmetse seneyeydi her şeyHenüz gelmemişti mevsimlerin en güzeliHayat…
-
op.340: fıtnat şeyma denizoğlu – le cola*

hem sağıma hem solumaolmadı bir daha döndüm cenindua başa sardı,fikrim yok allahım aminannem bilir,uzayamadım sebebi belli.ilerisi diğer bir halka ha gayret kızımhalka halka göğün zikriyerildim gerisi yüzükoyun az yukarısı ellerinuzadım mecbur, elden ne gelirinan büyümek çok çirkinkirvemin gözleri felfecirgeçiyorum her türlü içinden düşüncenindoymuyorum ne halt yiyimtadı güzelse madem haltı da yemeliyim içimde fingirdeşen kırmızı parazitgeziniyor,…
-
op.339: zeynep yıldırım – iki yüz yetmiş dört gün*

Sesimi buruklaştıran günGöle atılmış eskimiş bir tarak, sazlıklarMeleklerin kanatlarıyla kuşatılmış bir güzellik aradım etrafımdaKan oluk oluk gölün üzerinde canlandı birdenDualarla zırh olmak zulme, bu yüzdenKendimi taşıdım sızlaya sızlaya, en uzağa Etim mor, sesim ürkek, dilim dönmüyorGazze çiçeği direnişİsabet etmiyor kurşunlar etimizeKabuk değiştiriyoruz. Derimiz kederli.Gözlerimizde ağrı iki yüz yetmiş dört günBüyüsü bozulduabra kadabra maskesi düştü Batı’nın…




