-
op.326: axolotl – çığlık anı*

Bilmediğim gibiyimNedir ki bildiğim kurur gibiyimEn çok da bilir miyimMezar ağaçlarının yakınlığınıHemen güneşin altındaki kuru ağaçlarıSoğuklu insanlar alemiBu ne bir bildiğimNe de bilmediğimHenüz ezbere bile alınmamışKuru anlatımlar gibiyimBilinçsiz gidiyorken bir yerden bir yereBir yerden bir yereBaşka yerlereSen orada duruyorsun ey soğuk insanSanki fazla gibiyimSenden ve bütün ölülerdenBir fazla atar gibiyim adımlarıBu gibi yaşayan benimkuru ağaçlar…
-
op.325: ayşe ok – tedai*

Sana fayda verenBana zarar veremez mi?Sana yaşam veren oksijeniBir de turşuya sor?Oksitlenmemişsen anlayabilir misin?Sirkenin içindeki lahanayı.Yağmurun değdiği bir demiri?Gözünü yeni kırpan yavru serçeyi!Kedi kumu topaklanırsaYaşam vardır o kapta.Kaplumbağaya boya çalan insan gördüysenYaşam bulabilir misin o kainatta?Severek başlanan severek bitecek mi?Hırsın kendini de eritecek.Her zaman özütüne döneceksin.Biraz nefes, biraz ruha sahipsin diyeKonuşamayanlara zul edemezsin mesela!Bencilliğinle tek…
-
op.324: fatih bozdemir – ki ça*

kağıt eve bir kibrit çöpü düşer;adem’e sebep ilk fikirdir bu. mavikendisine doğruuzun bir namlununo ilk erkek olmanın utancıylakırılmış bileklerinde çiçek patlayan.Yani namussuz bir dünyanınşiir yazıyorum diyebana kast etmesiçünkü gerçeklikten payıma düşenhamalı olmaktır sayfalarabunca sene, bir hiç uğruna. geç de olsa anladımgece ve gündüzekıyam edenbaş dönmesiyle devrilir.bu dünya su nereye akacaksaküreğini oraya vuranlarınrüzgar nereye esecekse oraya…
-
op.323: feyza menteş – bir başkalık yok*

Kimi için geçici bir illüzyondan ibaret hayat. Hassas ruhlar adına sargı bezi ve yaralanmadan. Fazla hasarın dozundan çürüyen bedenler için bir başkalığı olmayan travmalardan. Tüm mutsuzluklarını kadraja sığdıran için bir rolü canlandırmaktan her gün. Kimi için tarihi gecikmiş siyanürden. Doğum nedenine küçük harflerle yazılacak bir dünya bahaneden, kimi için yaşamaya inat etmek. Sadece bahaneden. Yani…
-
op.321: mert bayram – zamanın mutlak noktasında göreli virgül*

Onur Yavuz’a. Tarih… En dürüst yalancıBulunduğu âna malikGeleceğe yabancı Geçmiş… Bir yıkık köprüHazinesi soyulmuş viraneBir tabut, cesetsiz çürümüşYapılırken bozulmuş bir büyü Gelecek… En yalancı dürüstBeklenince yılkı yılkı uzaklıkBırakılınca çalan sabah alarmıHep saygı duyulan bir büstVe tabutsuz bir ceset kadar canlı An… Tanrısal boşlukTanrı’dan başkası dolduramazSonsuzlukta bir an yaşar insanBaşkasını yaşayamaz
-
op.320: aykut akgül – ey rab*

mualif bir itirafitaatsiz tekrarve şairlerin yamadığı bir ülkenin yumruk lekelerimarjinal iblislerve köhne ibişler arasındaki pinpon topu olmuş şiiriktidar deyince sıklaşan saflarmerhamet deyince iseen az beş top sahasının yan yana yaratabileceği denli büyük boşluklaranadan üryan afilive algısızlık babadan mirascanınızı sıkmıyorsak öğrenin istedik aslı astarı nedir bu dalgınlığınomuzlarımda postallarıyla kolsuz tüfeklerikahrından salvolar atıyor havada konuşamayan sivilliğimbeni mistik…
-
op.319: zülâl menekşe – potansiyel ahir şiir*

toprak ağırlık yapıyor ayaklar altındaahir zaman alametleri potansiyel ganimetlerkaralar ve kurular kurunun yanındaki yaşlaryangına su taşıyan karınca-ki karıncanın bi’tek ömrü var-herkes bir yük taşıyor adımlarında insanlar anlamazlar bu her dilde söylendinefret dolusunuz dendi çünkükendinizden taşra tanımıyorsunuzdendi ve bu öylece göksoluk bellendi tüm bu içine doğduğun griliğin nefesiyledönüp duran başının hafifliğinde sennasıl esrik bir yalnızlık içindesin…
-
op.318: batuhan m. dolu – kayıp dua*

Yumruklarım ve dizlerim çözülüyor aşkın karşısındaBütün siperleri gövdeme saklıyorum, hakikat.Dünyaya körlüğüm bunca zaman gözlerimi sana toparladığımdandır.Kasıklarıma dolanıyor bekaretin yuları, barikat!Bir kere sevişince hiçbir mayıs aklamaz çocukluğumuzu artık.Dua kaybolur, yıkılır tarikat. Arzı düşüne hizalamıyor, yeni bir dinde ayete varmıyor kelimelerim.Bir peygamberin cennetten kovulduğuna şahitlik ediyoruz seninle,Günde beş vakit sana aldanıp iman ediyorum güneşin zaptına,Islak dudaklarından geçerek…
-
op.317: mustafa güngör – ay büyürken de uyurum*

kötü kadınlar ve annelericennetleri sırtladılarayaküstü bi gelenek şimdiayakların altında… otopsi masası bi cinayettigöğüs kafesim disekedaha dün vurdum onuya da evvelsi gecebilemiyorum dalgalardan korkardım bir birve açıkağız rögar kapaklarındansonra ay büyürdü sular boyuben bembeyaz elimde bir asautanamadan kavrarken onudoğuşkan ve uykusuz tılsımlardiğer elimde esaretsol elim, şahsına münhasır bi oyunbozan kıyametim renklerinden olacak bunu bil!alacalı bi geyik…
-
op.316: sevda altınkaya – yerliler ve bayat şeyler*

Gözlerim dünyaya bayat bakıyor, olabilirAma anlamıyorum ne ara bu kadar eskidiİnsan yerleşmek istiyor birini sevinceUzak bu yüzden güzel, yakın nerede başlıyorHiçbir şey tazelenmiyor hayattaRuhumdan bayatlık akıyor Bayatlar insan da kullanılmaz, içilmez, yenilmezBayatlar insan, küf bağlar, kurtlanır, yüzüne bakılmazBen bayat mıyım ki doğduğumdan beriHiçbir köşe başında bir mucize karşılamadı beniHayat uzadıkça uzuyor, ölüm uzadıkça uzuyorNeyi tersine…
-
op.315: ümit tarhan – haviye*

Haviye; Bakışları sırtında kaldı demekAllah’ın senin için istemediklerinin en güzeliYazgın, öznesi olamayacağın sesinin dışında artıkOyuncaklarından birini çalmalıydınEn azından inançlarından bir azıkAçlık nedir bilmeden diasporanda endam ederdin Kahin çalıyor, zorluyor kapıyıGösterecek gözlerinden o simsiyah kargayıKanatlarından dökülen papatyaları kitaplara gömmeyiHer şeyi saksısında bir kök dibinde nasıl saklamayıSenden ona kalan o tek düşünceyi;Yıkmalı önce her şeyi… “Sen hüsrana…
-
op.314: çağla nalbantoğlu – kentler ve ah!*

Masada duran ilaçları düşündüm ve ardından adımı. Adımlarımı sigara paketine gelince hızlandırıp boynumu küllükten aşağı sallandırdım. Vuruldum. Sokaktan biri örtüsüz, iki kadın geçti. Arkalarından frenler, adamlar, izmaritler ve çocuklar. Beraber yani aynı, diyerek yürüdü biri. Kolunu bir başkasının koluna geçirmiş, zincirlerini arıyor. Biri akılsız, iki adam geçiyor sokaktan, kırılıp dağılan kaldırım taşına sinirleniyor. Sövüyor, annesini…
-
op.313: adem üren – je n’ai jamais vu*

karnında tekmelenen bir cehennem değilse eğercehilin girebileceği bir kapı içingözlerini ver. nedir dölün süte kavuşur acelesibir düşün bin yaşabir yol değilse bu gittiğimizayaklarını ver. her bıçağı aynı kemikte denemenin tekrarıve tekbiridir seninle karşılıklı oturmakben tam buradatam burada benben tam da burada ben elbette belanın ve bir kaydın ortasındatabancasız kaldımben elbette o güllerin ve katillerin ortasındasenden…
-
op.312: zeynep sude – yeşil sevda*

aşk beni büyütmedivalide’de tanıştığım sarışın çocuktan Sevda’nın Arapçada siyah demek olduğunu öğrendimyeşil elbisesini giymiştineden pasparlak rengi bu kadar koyu gözüküyor merak ettim ağlamak beni büyütmediyanına yaklaştığımda uçmayan serçeler dahi kendilerini sevdirmezdiatarken saniyesini tuttuğum kahkahaların ardından yüzüm ifadesizdi çığlıklar beni büyütmedioysa zikirlerimi içimden çeker, meşkleri kulaklıkla dinlerdimmor güneş gözlüklerim yıldızların noktalarını alır, parlatırdı gitmek beni büyütmedimendil…
-
op.310: batuhan durak – örneğin davlumbaz diyorum*

Ispanaklı börek. Yumurta sarısı. Arap Yarımadası. Hıdırellez. İçimde ona karşı duyduğum özlem duygusu ne zaman kabarsa, bu yola başvuruyorum. Beynimin hangi bölgesinde, nasıl ve ne şekilde yer ettiklerini bile tahayyül edemediğim birbirinden alakasız kavramları gelişigüzel ortaya saçıyor, bir nevi kusuyorum. Ona dair kıpırdayan, ayaklanmaya çalışan her neyse; onu ait olduğu yere, zihnimin en derin, en…




