op.465: tevfik kanoğlu – neet hamza*

By



ailen sana geçim sağlıyor
besinin
harçlığın
ve barınman hep onlardan
yıllarca kendini kandırdın
bir patrona kul olacağıma
anadan babadan dilenirim
daha onurlu dedin

yine yıllarca
kendi mizacından
arkadaşlar edindin
baba parası yiyen
her şeye
lüzumlu lüzumsuz kulp bulan
aylaklıkta bir heyecan gören
tekinsiz ve harap olandan
tutku duyan

oysa
toplum içindeki bu yalnızlığın
nedir hamza
biliyorsun tekbaşınalık
başkalarının varlığında
daha hissedilir bir duyum
sırf kendi ağırlığın altında ezilmeyesin diye
yükünü senin gibi olana devrettin de
bunda ne buldun

günlerin uyanmanın
ve uyumanın cebriyle eriyor hamza
diğerleri gibi
bir rahatlık bulamıyorsun bunlarda
ayıldığında
gözüne oturmuş çiy
yatağa serildiğinde
rüyanı erteleyen
sürekli bir fenalık

bilgisayar ışığı açık olmadan
bir türlü
rüyaya şarkıya
nüfuz edemiyorsun hamza
uykusuzluğunla
santralleri yoruyor
dereleri kurutuyorsun
sen ne zaman
kemiksiz bir düşe
dalacaksın hamza

daha dün
bir iş teklifi aldın
yine kaçtın reddettin
telefondaki ses
senin kederinle kimliklendi
ne zaman aşacaksın
etini zapteden bu korkuyu
ne zaman rüzgâra yüz verecek
tebessüme doyacaksın hamza

yine dün
hiçbir işe yaramayan adam
dediler senin için
birden celallendin
meramını dile getirecek
tek lafa sığınmadın
hem de grubu terkettin
sen derdini sağlıktan ve neşeden
ne zaman bileceksin
ey hamza

telefonunu
suya düşürdün
ne mhrs’ye girebiliyorsun
ne randevu alabiliyorsun
nöroloji ve dahiliye
senin hastalanmanı kolluyor hamza
hastaneler ve ilaç şirketleri
hepsi niyette bir olmuş
senden
ölümsüzlüğe bir numune çıkarmak isterler
ey hamza

balkonda
çok vakit geçirirsin
şehrin gürültüsü
yaklaşır eteğine
kalenin surlarına
yoğurt otları
ve kanlanmamış vişneler
düşmüş hamza

sigaranın tülü
bacalara doğru yükseliyor
gözündeki sinekler bile
sendeki hareketin
bu sabit doğasına
hayret ediyor hamza

köpekler görüyorsun kaç gündür
donmuş zamanın bekçileri
serilmişler
otları
ve azgın toprağı
kendilerine
yuva bellemişler
uykudalar mı
rahatlıklarında hangi kuruntular
sarar mazlum düşüncelerini
sen onlara ne kadar yakınsın
aranızdaki mesafe
bir sevgilinin diğerine
selamı kadar uzak mı

üç gün oldu
tereddüttesin
ödül almamış
kitabı ikinci baskıyı görmemiş
sayfaları tashih hatalarıyla dolu
şairleri
aklından geçiriyorsun
benim bahtım da
buradan mı geçecek diyorsun
vazgeçmeye nazlanma hamza
vazgeçtin biliyorsun

üç gün oldu
bir cümlelik yazmadın
şöyle yerinden kalkıp
mahallende
sakin veya şımarık
bir tur atmadın
azcık yürüyecek oldun
âtî dolaştı ayağına
irkildin
cebinin boşluğundan
ve eşofmanının renginden
epey utandın

bilmediğin bir kusurun varmış gibi
yokluyor seni gözler
akıl veriyor komşular
dualar ediyor
bir gün evin olacak
bir gün araban
düşmanın arsızlığını boğan
en asude kadınlar
seni bulacak
seninse
bir yabancıyı
bir yabancıya
nikâhlamaya
ve meçhule giden bir yola
ya nasip demeye
hiç gönlün yok hamza

bak rüzgâr tünemiş dallara
adını söylüyor
otuz yaşındasın ama
büyük bir derdin oldu mu
yüreğini
hâlâ anan baban eğliyor
bak rüzgâr ilişti
seyrelmiş saçına
dünya yabanının
her hayvanını
her taşını
soluğuyla gözlüyor
kanatlarını aç
ağ göğe
umutsuzluğundan kurtarıp
seni uçuracağım, söz diyor

Yorum bırakın