dikine masamda tabular.
hayat harcıyorlar. insan kemikleriyle oynuyorlar.
dedim.
kaçıncı cüzdü? birkaçtan fazla cüzdan
birkaçtan çok fazla ruhu saklıyordu.
seksen darbesi sonrası
benim jenga, öğretmenim olmuştu.
kasetleri sarmıştım ciddiyetle.
etütlerde yazdığım lirik canımlar başım üstüne.
metallica çekmiştim, belki hataydı, bulduğum demis roussoslarüstüne.
sene doksan sekiz olsun;
pisagorla kafayı bulmuştum.
suç hiç hissiz kalmamıştı karşı tarafta.
pekmez kavanozuna kaşığım düşerdi
şeker ağzıma varmazsa.
içimi içim ederdim.
kurşunu, patates yer gibi yerdim,
mesele vatansa.
sonra
yıl kaç etti?
kupayı kaldırdık sandık dünyada.
ben o zaman
duvarı duvarcı gibi
deveyi deveci gibi iyi ederken
o
zaman.
çocuk kalbinin çift dikişleri
oliver twistle çapraz bulaşı yapmıştı.
jargonunu yer bilmez, gök hiç.
dedi annem; bu, her gün oynadığın tabula rasa.
ektin üstüne, çizdin ettiğinin üstünü boydan boya.
karanlık hayallerin uzamında, ihtimallerin hepsi
bambaşka yollar buldu oynaşa oynaşa…
gibi dünya ortaya koydu
herkese sebep sorarken soyduğum kendimi.
uzatıyor bulundu kırmızı çiçekleri, çıplak, onun.
benim ile neşe kapsüllerinde gördüğünüz anılar
saman tadı bugün.
tüm radikal kararlar da
yaranın ittirilmiş gayreti kaldı en sonunda…
suydu, sabundu, anne. dedim geçer.
önüne çıkmayı sevmiyorum niyetin öylesine.
çıkaracağı tüm şeyleri önüme, bilerek.
telaffuza dökülecek bir sonraki kelimeyi en baştan silerek.
kafamla beslemeyi kalbimi
her şeyden çok sevdim dedim, sanırım.
bakacak olursak büyük resimden
dün ve bugüne.
yani, bir bok olamadı o çocuk bugün.

Bir Cevap Yazın