Kategori: opus sanat
-

op.349: arda erdoğmuş – şakı*
Nasihat et, şakıAl sana kırçarmış bir yakamozKuşluyor duruşun bütün fikirlerimiBakma bana, şakıGözümden kayıyor öpüşmelerimizBeni, herkesin gördüğü gibi görmek istemem seniHerkes bir şey biliyorAllah var ben seni, sen beni biliyorsunÖyle bildikçe gözlerin büyüyorGöğsün öyle tıfılNefesin, sağanak yarınların habercisiHavaya bak,Hava öyle haşlak,…
-

op.346: berşan koca – insanlar anüs*
Kaydedilen en yüksek sıcaklık. Bugün burada yanıyoruz. Yunanistan’ın çok yakınında, bir kenar kasabada adımlarımızı hızlandırıp limonlu bir şeyhler içmek için yalvarıyoruz. Zor, çok zor alınan nefesi, akciğer rahatlığıyla vermek. Gözümüzden yaşlar geliyor. Nihayet soluklandığımız ilk kıraathanede oturup bakındığımız bu tabela,…
-

op.344: ayşe ok – muvazene*
Birleştir ruhunuYol ayrımın da bariyer olacak.Kendinle çoğal,Putrel olmaz ise mukavemeti olmaz, Statiğini iyi hesapla.Balkonu salona eklersenGelecek tuğlanın ağırlığınıHoş görsün temelin.Sen toprak değilsinSondaj yapamazsın.“Dur bakayım ‘kil’lenmiş mi?”Sana huzur veren suKagir yapının moralini bozar.Ağaca can verirken, tahtayı çürütür.Bazen denklemi yoktur;Neyi, ne zaman,Nasıl…
-

op.343: tilya şen – fransua’nın verno dağı rüyası üzerine*
bir.Cami avlusunun çeşmesinde güvercinler sevişiyorşakağımda akrep tik tak tik tak Seta Mama’nın koynunu gül çekirdekleriyle oyuyor ak güvercinkimlerin evine ışık giriyor kimlerin evine ekmekyabancı heceliyor birin sonu.güvercinleri kovdular Seta Mama öldüışıklar söndü iki.İçerde rahatsız oluyor sandalyeocakta süt taşıyor rüzgarı bozuk para gibi kanadının altında biriktiren…
-

op.342: mustafa güngör – ikinci şehrin hikayesi*
eksantrik bi hissin intrensek fasetleri taşra maymunları, cehennemlerçatlak bir gecenin düşgörmez cinleri…ve güleyişlerin arasında bir biryitirilip giden kuşkonmaz saatleri ölünce öldü! oluyor sonra bi de ama daha 94 yazını bile görmemişkenkaranfilli bir çatal incil reçeli dilimdeayıp olmaz mıydı soyunmak güneşe…
-

op.341: eren dertli – 5 taş hikâyeleri*
Babam alafranga bir dünyayı harçlık olarak verirdi3 sakızdan fazla değildi ederiBüyür, büyür sığmazdı ele avucaSakız falında kaybolan gözlerimAkşam ezanı huduttu bizeSerin meltemiyle karanlık çökerdiTelaşsız bir köy yaşlısı gibiAyıpsızdı geçen günlerimApaçıktı her şey günahı kim bilirdiYıldızlar vardı yadırgamayan yeriniAteş böceği vardı…
-

op.340: fıtnat şeyma denizoğlu – le cola*
hem sağıma hem solumaolmadı bir daha döndüm cenindua başa sardı,fikrim yok allahım aminannem bilir,uzayamadım sebebi belli.ilerisi diğer bir halka ha gayret kızımhalka halka göğün zikriyerildim gerisi yüzükoyun az yukarısı ellerinuzadım mecbur, elden ne gelirinan büyümek çok çirkinkirvemin gözleri felfecirgeçiyorum her…
-

op.339: zeynep yıldırım – iki yüz yetmiş dört gün*
Sesimi buruklaştıran günGöle atılmış eskimiş bir tarak, sazlıklarMeleklerin kanatlarıyla kuşatılmış bir güzellik aradım etrafımdaKan oluk oluk gölün üzerinde canlandı birdenDualarla zırh olmak zulme, bu yüzdenKendimi taşıdım sızlaya sızlaya, en uzağa Etim mor, sesim ürkek, dilim dönmüyorGazze çiçeği direnişİsabet etmiyor kurşunlar…
-

op.338: aysu güneş – ben*
yılbaşlarında kırdığım narların kanı üzerime sıçramışahları boynuma kolye olup kalmıştek gözü elinde o esmer kız yeminler etmiş uykularımı bölmeyeyine de bi sen olamamışuğruna cennetin sahibini bırakıp geldiğim dünyaciğerimi yakmışbir gün değil, her güntepetaklak edip beniağladım diye sicimle yağmurlar akıtmış gözlerinden-sevincinden-yine…
-

op.337: adem fatih kılıç – kapılar kapalı gurmesi*
mmmmm damağımdaki tuzlu su mmmmm ne bomba içinde boğulmanın sıcak, yumuşak, çarşılarda enflasyonla kriz titrekliğiyle, yürü adımın izi solur korurdum dilenmeseydi dursaydı da tümmmmm kötülüklerden onu mmmmm yatağımdaki soğuk gıcırtı mmmmm iklimim budur öğrenmiştim sert sivri o kavisli cisim hiçliğm…
-

op.336: merve hikmet d. – her gün kadar sisli bir günün açmazlarının beş vakte tertibi*
I. sabâ taburlarınca esir kelimeleraltı yüz kırk iki kitabınbâtına kıvrılmış sayfalarıayşe’nin iki kelamıve bir duadan ibaret mühimmatımben susarsamhemen tükeniveriyorumsuspussis içinde saklambaçbillurlaşanın infazı şart!gelinliğini bir üniforma misaliher gün üzerinde taşıyano kızın beyanıysaelbet kurutacak soyunu gılgamış’ların II. uşşak her şerde bir…
-

op.335: rıdvan şahin – her şey hatıralarda yaşıyor*
Gerçeğin ben türlüsünden amentüYazı severim hasret kaldığım zamanBaharı lümpen doğa fetişlerine bıraktımKış sizin olsun kartpostallardan kalmışsa tabiSonbaharı benimsedim yapraklar sararıp savrulduğundaDelişmen bir tayf gibi rüzgarın önündeYağmurlar vururken camaKovboy filmleri izlerdimOkullar açılırdı daha yaza doymadanAma sonbaharı da severdimOkullar açılmasına rağmen Hoyrat…
-

op.334: zeynep sude – ç-ç-ç-çifte*
tekrar, tekrar, tekrar, ve tekrar.bu yoğurdu sa-sa-sa-sa-bıkkınlık.sa-sa-sa-öfke.sa- … sarımsaklasak da mı sa-sa-sa-sa-öfke.çığlık. nefes al, içinden tekrar et.zaten ezberinde, tekrar et.ne diyeceğini biliyorsun, tekrar et.b-b-b-ben b-b-b-b-öfke.ben kötü biri miyim?b-b- ben aptal mıyım?aptal. öfke. yumruk. gözlerini kapat, derin nefes al.ver.düşün, tekrar et.nefes…
-

op.332: fatih ceyhan – potpori*
no name aşktır kabuslarına kurtarıcı olarak girmek için süpermen kılığındayım,seni kaçtığın bir gerçeğin elinden alma hayaliminsüper kahraman kostümü bu, lazeri, high kicki kalbini saat kaça kurarsam seniyalan bir dünyadan uyandırırım: bu da soru üzerine dantel serili diye göğüs kafesimi demode…
-

op.331: talha kutay – rençperin yüz kırışıklıklarından dile gelendir*
metropolün sevgiyi soğuran sokaklarındadirengen nazlı mı nazlıkörpe kısrak gibi doludizgin gençliğimkoştururken ankara sokaklarındaumarsızca hayata dairtanış oldumnasırlaşan elleriyle pamuk tarlasındagöz pınarlarından akan yaşları silen bir rençperlegeçen sene bu zamanlardaçukurova’nın sıcağında.dertleri yığılmıştı sanırsın toroslaranlattıkça tanıştı farkındalıklacinnah yokuşunda pat küt yuvarlanan gençliğim.bilmezdim kusur…
-

op.330: sylvan clownson – eve dönüş masalları*
Gerçek olayları anlatmaktadır. 1. Kısım – Üç Küçük Çocukçuk İşten çıktım. Metroya doğru yürüyorum. Önümde üç genç erkek konuşuyor. Genç derken endüstri meslek liseli. Biri diğerlerinden daha özgüvenli. Havuza gideceğinden, daha önce de gittiğinden, onları da bir gün götüreceğinden bahsediyor.…



