Kategori: opus sanat
-
op.296: deniz d. sonat – ıslıktan çalıntıdır*

dağ esintisi olarak bildiğim koku yanıltıyor benirüzgardan yana hiç ıslık çalmadımşimdi gitmek dediğim:bilindik yerlerin kazancı.adımın verilmediği sancıgizli öfkeden, kasıklarımda süregelentaşıyamayacağı bir yük olarak lohusalığınıslıkla çağırıldı. koparak işe yarar olmayı öğrenmek yanıltıyor beniitmekten, çok çekmişim gibiçoğalıyorum daha da boğucu bir iteme.ıslıkla çalındı adımödünç aldım buralı olmamayı. kalbimin herhangi bir yeri acırsaavuçturmak gelir elimden.çocukça biliyorum, oyunlaştırıyorum.kendime muasır…
-
op.295: eray erkin – realm ve gözlerin*

karanlık bir günde aydınlık yanınıölü hücre dokusunda doğan yeni yaşam bulgusunda aradımmeridyen ölçünün ortalarındansıhhi kesit gibi evreni baştan çizen gözlerinsadık memlûk halkına bir arap kimliği taşıyacağı kadarkesin ve toplumsal olarak izliyordu beni ya bu bakışlar çok kitleselya da ince elenmiş un kadar safbuna yüklü bir ifade gerekliysebenim seni anlatmam dilimin çözeceği bir şey değil benim…
-
op.293: hasan salih kaymaz – hölderlin de iyi şair ama borderline*

ebem dikildi aşk yüzündenyerli yersiz rast yüzündenbirkaç yanlış kişilik tahliliyersiz yurtsuz rant yüzündenbiri senin yüzündenküçük, aptal, sevimlive pişkin yüzünden mağaralarda büyümek ve şehrin sokaklarıtandansı belirsiz bir melodrammetaforların haklarını korumakve kol kanat germek lazım zaman zamanoysa hilmi amca da derdi“bu hiltiler kent yaşamının kaşarlarıdır”yerinde bir metafor, yersiz bir melodram çalışıyor şafağın değirmeni ve geçiyor günler elbetkimse…
-
op.292: berfin hayal mutlu – hatırlıyorum*

hatırlıyorum;on altı eylül gecesi annemle defter kaplıyorum,ezik büzük oluyor, kapanmıyor sayfalar.dişlerimle koparmaya çalıştığım selobantlar,ya yetişmezse diye yediğim baş etleri…çok kitap sonra öğreniyoruz kaplamayı,annemle birbirimizi kaplamayı.hatırlıyorum,stres ilk defa nüfuz ediyor içime o zaman. hatırlıyorum;on ikimde masama oturuyorum,dur durak bilmeden bir şeyler karalıyorum.sadece benim okuyacağım fakat adreslenmiş mektuplar…bol tükrükle zarfı kapatıp yatağın altına koyuyorum,okuyan oldu mu onları…
-
op.291: cevat galip tan – omuzlarında güvercinlerin*

En çok benim hakkımdırLaf olsun diye yaşamak!En çok benim!Üstüme üstüme geliyorken Boğaziçi,Bütünüyle manzara.Kalkıyorsa bir köşesinden yineBir hatıram,Omuzlarında güvercinlerin.Bundan sebep,Islanıyorsa yastığımVe kalem çöpü olmuşsa bütün yatak,En çok benim hakkımdır,Adet yerini bulsun diye yaşamak.Gelişi güzel,Kaygısız içinde.
-
op.290: erman şahin, yol*

Yol, bir kaybediş hikâyesiVe uzun bir bekleyiş Sonsuzluk ve bir gün kadar… Akşam yemeğindeBoş sandalyelere isim koyuyor anneler Kayıplar dersinde çan eğrisi yokBir acıdan topluca kalıyor herkes
-
op.288: ayşe ok – röper

gökyüzünün gücünü bilenokyanusu bilmez.okyanusun yüzde doksanınızaten kimse bilmez.mavi olmayan suyun dibi vantablack!buraya kırılmaz ışık.uyumsuzluğun uyumunu hatırla!zamanın bükemediği ne var ki?sisal serada büyür ama içi dolmazkolay olan ona verim sağlamaz.sahi?bilmemek cesaret verir mi?bir salyangozun yağmur kokusuna aldanıp“yol kenarından araba geçer kırmızı ışığı bekleyeyim,” diyebilecek yetisi yok.fıtratı kotalı.eksik kalacaksın.parçan ben olmayacağım.katlama payı bırakmayacağım.saman rengi kağıtlarısamanlıkta saklayacağım.tamamlanmayacak bir…
-
op.287: mert bayram – unutma, bu yol kendine çıkıyor

Toprak Şems Tezcan’ın Lotus’una Dair Bir Yorum Lotus, ruhun arınmasını ve yeniden doğmayı simgeleyen çiçek. Toprak Şems Tezcan, sekiz şiirden oluşan Lotus isimli şiir kitabında, bu ana temayı sade bir dil ve özgün bir duyuşla işliyor. Her şey zıddıyla kaimdir. Bir arınma ve yeniden doğuştan bahsediyorsak, bir kirlenmenin ve ölümün izlerinin olması da kaçınılmaz. Bu…
-
op.286: fatih bozdoğan – şuurum ve meleklerin intikamı

Şu andan yıllar önceydi tarih,Nefes alabilmek için içi boş karnımı büker,Kahvenin ve mahallenin aykırı tonlarından bedenimdeBelirginleşmiş Adem elmamı kesiklere çarpmadanYosunlaşmış camdan kafamı çıkarmaya çalışırdımSürttürerek bazı kısımlarını, zaten ne manası vardı ki? Bazen beni kardeşim duyardı;Genelde erken kalkardık ikimiz deBen ev ısınsın diye perdeleri açarYüksek binaların gölgesinden görmediğim güneşiEve davet ederdim, hoşnut olurdu, gelmezdi Kardeşimse duştaydı…
-
op.285: hüseyin akgün – herhangi bir köprü*

Dağa oturmuş köprü ağaçlarıİtfaiye yolda yangınaBaşa bir demir çubukİp de olur boğmaktan habersizÇatlıyor kafatasımİtfaiye köprüyü yıkmışayakları köprünün saf duvara bakan aynama girmişTutar bu düşlük çok satar kara göklü semtlerdebir uçtan diğer uca geçmek istemeyen tek adımlı arabalarbulanıklığı sorar demir köprü ağaçlarasaklayınca boğulurum sırrımı anamdan, köprüyü üzerime atar mısın?gittikçe dikleşen çekimsomonu ısırmış yarısını yememişyarası duran solunu…
-
op.284: zeynep akkaptan, su kadar şeffaf mıyım sence?

Kamçılamak kendimi, içimde kalmış son damla sevgim ile gırtlağıma kadar dolu hıncımı ölesiye kapıştırmak. Kanımın içinde dolanıp doğru yolu bulamayan tilkilerim ile hesaplaştım. Bu uzun ve darbeli yolda ne aşk var ne de nefret. Sadece bir parça aydınlık ile kovalıyorum sevgiyi. Bu benim savaşım, zıt duygular ile katabolizmaya evirdiğim, hislerimi paramparça ettiğim en büyük yenilgim.…
-
op. 283: uğur ünen, sere serpe ölüm*

hayatının anları sen denen müziği oluşturan notalar olsaydıbelki anlamlı olurdu tüm yaşadıklarınşimdi çöküyor gerçekliğinki onun içi kofmuşbu dünyada her bir ruh gibiseninki de içten içe kokmuşasıl gidişmiş saf olannahif bakışlarla anda donan şimdi bilebileğer çözülseydi sırsere serpe uzanırdı ölüm gözlerinin önünden geçen düşünceler filme alınsaydıbelki çok izlenirdiama tatmin olur muydunsen de diğerleri gibi doyumsuzsunaradığını bilmeden…
-
op.281: sevda altınkaya – dün devam eder*

Aşk bir sıvıdır içinde tortudan başkaNe vardır ki bozar ruhların dengesini Ruhumuz dünden başka neyle çalkalanır-biraz sarsıncaİnsanı alnının tam ortasından ayırıncaBölünen nedir hatıranın yüzeyinde Dün devam ederSarsılsa da hatıra. Ben zaten o filmden sonra çok değiştimGitmek istiyorsan gitmelisinKimsenin yerine yaşamayazsın bu hayatı*Repliklere tutunup bir çözüm bulmak istedimBir çözüm bulmak için günlerce sayısız film izledim Hayat…
-
op.279: arda erdoğmuş, tal’in fedaları utkuyu getirir*

Piyon beyazda piyon siyahta…Çarpışıyor piyonlarBir tren geçiyor arkadanBahçedeki Sarıasmaların sesini bastırırcasınaGürültülü ve dolu dizginTal’in fedalara giden vezirleri,Kızıllığa doğru ilerleyen bizler gibi dopdoluKarpov kadar korkulu karşımızda düşmanKusursuz ilerlediğini sananpek tabiSavunmasız merkezdeki şu piyon gibi–Evet tren geçti artıkTitreyişi kaldı raylarda sadeceŞu duyulan yine Sarıasmalar herhaldeBu görünen çetin ve kanlı bir utkuFedalarla doluKederi unutmanın tebessümü değil yüzümüzdekiO fedalarla…
-
op.278: kenan osmanoğlu – siyah önlüklü, beyaz yakalı, saçları 3 numara teröristler*

Sen ki lam,Gazelinde rüzgar sevişen, atlar vurulanBaşbakanlar seçilen, orospular doğuranNe olduysa oldu sonrasını yolda anlatırım Adını vermedim, bana inanBir anne düşünDüşündün mü, hadi oradanBir baba düştü,Avuçlarında 28 dikiş olanLaf ki pek muteber, sakalları birçok idama gebeDoğduğu kovuktan üleşen bir kokarcayı kaldıran dansaZaten o sabah rahibeler kurşuna dizilmiştirler kiÜrkek reşit oğlanlar sokaklarda direnmeyi seçebilsinSeçebilsin bir namluyu…
-
op.277: elif burcu özkan, kalp gıcırtısı*

Yalnızlıktan ağrıyan yerlerim varKalbimin ortasındaki kopçayı hâlâ alamadılarGittiğim her yerde içimde yas sızdıran boşlukBana yakınmak için bahane oluyor uzaklar Reklam kokan balçıklara mavi yolculuk diye çıktımSes etmeden çivilerimi çakıp kaçacaktımAra kat var, dediler, kot daireyi üzerime geçirdiler İçimdeki tamirciyi duyan, alet edevatsız koştuBir kalp gıcırtısına aortu patlayan adamlarBekleme odasına tekleyen kalpleriyle daldılar Sırtında hançer gizleyenin…
-
op.276: berat kayrak, imkansız olmayan düşük olasılıklar içerisinde seni umuyorum*

Seni her gördüğündeGözlerimi yummuş yakalıyorum.Yakamozda kendiyle yakan top oynayanYalnız çocuk sesleri duyuyorum.Dişlerinin arasından incecik sızan havanınDudaklarında kusursuz formuna kavuşupKulaklarıma konmasınıbekliyorum.Bekliyorum.An gelmiş sesinin pası dahi kalmamışBelli belirsiz silüetin tesellisi. Gününde kapladığım hacmin merakınöronlarımı harekete geçiriyor.İmkansız olmayan düşük olasılıklar içerisinde seni umuyorumBelki bir bulut olarak gelirsin bana,Belki pamuk şeker,Belki çilek. Bazı günler hiç çalmaz telefonumBir sana susmayı…
-
op.275: mert bayram, “insanlık aranıyor – lütfen diri”

Sevgi… “Bir gün sana dünyada katlanılacak tek şeyin sevgi olduğunu öğreteceğim.” diyordu Aylak Adam’da Yusuf Atılgan. Ama hangi sevgi? Nâzım Hikmet’in Tahirle Zühre Meselesi’nde “hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil” dediği mi, yoksa Oscar Wilde’ın Oysa Herkes Öldürür Sevdiğini şiirinde “Çünkü herkes öldürür sevdiğini / Ama herkes öldürdü diye ölmez.”¹ dediği mi? Her şeye…

