Kategori: edebiyat
-
op.314: çağla nalbantoğlu – kentler ve ah!*

Masada duran ilaçları düşündüm ve ardından adımı. Adımlarımı sigara paketine gelince hızlandırıp boynumu küllükten aşağı sallandırdım. Vuruldum. Sokaktan biri örtüsüz, iki kadın geçti. Arkalarından frenler, adamlar, izmaritler ve çocuklar. Beraber yani aynı, diyerek yürüdü biri. Kolunu bir başkasının koluna geçirmiş, zincirlerini arıyor. Biri akılsız, iki adam geçiyor sokaktan, kırılıp dağılan kaldırım taşına sinirleniyor. Sövüyor, annesini…
-
op.313: adem üren – je n’ai jamais vu*

karnında tekmelenen bir cehennem değilse eğercehilin girebileceği bir kapı içingözlerini ver. nedir dölün süte kavuşur acelesibir düşün bin yaşabir yol değilse bu gittiğimizayaklarını ver. her bıçağı aynı kemikte denemenin tekrarıve tekbiridir seninle karşılıklı oturmakben tam buradatam burada benben tam da burada ben elbette belanın ve bir kaydın ortasındatabancasız kaldımben elbette o güllerin ve katillerin ortasındasenden…
-
op.312: zeynep sude – yeşil sevda*

aşk beni büyütmedivalide’de tanıştığım sarışın çocuktan Sevda’nın Arapçada siyah demek olduğunu öğrendimyeşil elbisesini giymiştineden pasparlak rengi bu kadar koyu gözüküyor merak ettim ağlamak beni büyütmediyanına yaklaştığımda uçmayan serçeler dahi kendilerini sevdirmezdiatarken saniyesini tuttuğum kahkahaların ardından yüzüm ifadesizdi çığlıklar beni büyütmedioysa zikirlerimi içimden çeker, meşkleri kulaklıkla dinlerdimmor güneş gözlüklerim yıldızların noktalarını alır, parlatırdı gitmek beni büyütmedimendil…
-
op.310: batuhan durak – örneğin davlumbaz diyorum*

Ispanaklı börek. Yumurta sarısı. Arap Yarımadası. Hıdırellez. İçimde ona karşı duyduğum özlem duygusu ne zaman kabarsa, bu yola başvuruyorum. Beynimin hangi bölgesinde, nasıl ve ne şekilde yer ettiklerini bile tahayyül edemediğim birbirinden alakasız kavramları gelişigüzel ortaya saçıyor, bir nevi kusuyorum. Ona dair kıpırdayan, ayaklanmaya çalışan her neyse; onu ait olduğu yere, zihnimin en derin, en…
-
op.307: melih bera – gelik*

şair sustaharet alarveles de alisayı saltravmaya binmeintihar etmesneakers yemesnickers giymesigarayı bırakpara eder mi rakkaşını döndürışığı söndürbeni çok sevyatzıbar
-
op.306: ilker has – ayrı yoldan rast düşenler*

Çoktan ölmüş çiçeklerin kokusu, yazmaya başladığım an ellerimde yeniden doğdu. Bahçesindeki goncalar büyümek için bekliyorlardı ve genç kadın, bahçenin kapısını açık bırakıp evinden ayrıldı. Bütün hazırlıklarını dün geceden yapan alımlı genç kadın, her zaman yaptığı gibi buluşma yerine saatinden önce varmış ve kendisini kitaplara bırakmıştı. Buluşacağı delikanlının geç kalacağını düşündü oysa delikanlı, her zaman tam…
-
op.305: müge kartal – eşik*

Gelmemem gereken bir kapı eşiğindeyim. Öyle bir eşik ki imkansızlıklarımı bile peşimde sürükleyebilecek kadar kapalı. Kabuslarımda kaç kere o kapıdan çaresizce döndüm ve kendi elimi kendim tuttum, bilmiyorum. Belki de tuttuğumu sandığım elim, bir anahtardı. Bu eşikte bulunmamam gerektiğini, kafamda yüzlerce kez seninle tartışmış olduğumdan biliyorum. Ve tüm tartışmaları kaybettim. Ne olursa olsun kalbimin bir…
-
op.304: abdullah berâ – kıyıdan görünür ya*

benimle güvertede buluşsayılı kaselerini tutturduğun gibi koş ve gelbizlik olmadığından çekinmekunduralarını vura vura, beni ağlata ağlata gel.selamlardan korktuğun kadar korkma denizin oyunlarındanöksür. tutma kendini.kaldıraçlara yükleyip yükleyip getir bana kollarınıbağla onlarısıkı sıkı bağla ve yığıntılara kat onlarıbayramları özleözre ihtiyaç duymasın yeniliklerinve yadırgamasınlar senikorkmasınlar sabahları yükselen kuş seslerindenbenden bilme sırtına yüklediğim ölünüalma ağzımdan bolluk vakti çaresizliğiyitirmesinler, hakir…
-
op.303: buse gül – avuç içi kırmızısı ve bavullar*

avuç içi kırmızısı evleri, gözleribavullar hep aynı sapaktan döner geceyebeklerken bir çağlayan da beklergözlerimdemezotopamya’da kuraklık biterselam verir kuru dallar rengini çalan ortancalarasular susunca bir kuş ötmeye başlarhiç bilmediğim bir dildeahkalbi susuz ağaçlarçok susadığındanhep en başa dönmek ister, tohumaişte bu yüzdenbir ağaçla bir tutuyorum kırıklığımıtam ortasından bu fotoğrafta trampetinin sesi yok anneama kötü değiliz.kırkımı çıkardığın ıslak…
-
op.302: berat kayrak – 4+1*

Bir adımına çöllerden gelirdim,Ayakların tazecik bebekmiş.Gizin doğası ağlak ormanlarda sürsene olurdu,duası dudaklarımın kabul olsa,ayna karşısında aynı kalsak.Çöl ağladı. Ayna ağladı. Ben ağladım. Sana bir demet gerçeklik topladım. Yedi renginden göğün, siyahı seçti,beyazı bana kaldı.Üstüme geçirdim, toprağa uzandım.Gök ağladı. Toprak ağladı. Ben ağladım. Sana kan kırmızısından resimler çizdim. Gülüşünde çiçekler açardıGülsen, üstüne gül koklamazdım.Gülüşün başka baharlarda,menekşelerde…
-
op.301: cafer başer – dilsiz kanatlar*

Sessizliğe açılmış iki kanatGözler üzerimde Gözlerin başı dönmekteBir dünya çocukEllerine konmamı beklemekteYakalamaç diye oyunmuşÜç günlük dünyam Büyülü bir serüvenin ardına Sürünürken yerdeKozalara sığmadı gönlümKanatlandım dün gece ansızın Melek gibi göklerdeKağıt bir uçurtmayla tanıştım Buruşuk uçmadım hiç Her daim ütülü Her daim umutlu Kanadımda Anka’nın dağları Kaçtım peşimde koşan adımlardanBir türlü düşmediler peşimdenÇocuklar en masum dostlarımKalemlerinde geziniyorumSarı mavi yeşil siyah Uyanmasınlar diye düşlerine konuyorumAvazım…
-
op.300: esra dökmen – cash withdrawal / deposit*

|. çekimseri yıkmak anarşi kuralı sabahı taze fırçalar kullanarak silmek ripablik tekrarı elinde ne kadar suç varsa patates soymaya geceden başlamak gerek yeltenmek disipline mürekkebini bayıltır aklının bulunduruldu hazır ol mâkâmı post şimdi modern yatmalı üstünde sekiz saat kadar bu postun da öyle işte anlatımlarınız kabak gibi ortada sepetten çıkan haberler bir süre epey durdu vazoda öyle dursun taze kokan şeyler…
-
op.299: erkan katırcı – biçare bir*

hayat, uydurmakmış elbetkendin olmak marifet,dolanmadan kenetlenemezmiş elleritepesine dikilmiş bir öz vepişkin bir merhaba olmadanve özgürlükdemode bir yaşam biçimi bugünçaren yoksenden başka pırıl pırıl tezgah, taptaze depresyonlarbir eskici geçmiş yoldanölüm tabuttan ağır çekermişhenüz güneş batmadan, ayıplanmış aramakkitlenmiş dişlerbağırmak lazımmışbağırmak veunutmaya meylediyor bulmakçaren yoksenden başka bilmediği herkesi iyi sanmıştekinsiz içkiler içmiş güneş batarkenansızın bir yumru sinmiş boğazına,canı…
-
op.298: erim kelleci – kuskun öfke*

Zehir kokar nefesi Öfkeden kuduranın Kızılca bir şerbet niyetine İçilen şarapları devirir her bir sefer Hüzünlü şarkılar çınlar beyninde Konuşkan bir şizoid Sınırda yaşar hayatı habire Pesimist bir hava var bak göğe Sanki hissediyor da o Zehir soluyanı Çatlamış çöküyor Hayaller gibi aynı
-
op.297: müge eke – çağırı*

Seni sesimle çağırıyorumGözlerimle veya aslında hislerimleVücudumun yarısıyla çağırıyorumAklımla daha doğrusuAklımda kalan son resminle çağırıyorumİsmini yazarak, bazen haykırarakTransa geçerekAyinlerin ateşine bakarakKara büyülerin içindeyken çağırıyorumTüm vücudumu soğuk suya batırırkenDenizin dibini boylarkenKollarıma iğneler batırırken çağırıyorumAnnenin koyduğu isimleEvrenin son duyulan sesindeVar olduğun diğer tüm isimlerinle çağırıyorumBatmasına yakın yüzümü yalayan güneşe karşıIslak çimlerin üzerine teslim olurkenKokmayan çiçeklerin, uçuşan sineklerin içindeTüm…
-
op.296: deniz d. sonat – ıslıktan çalıntıdır*

dağ esintisi olarak bildiğim koku yanıltıyor benirüzgardan yana hiç ıslık çalmadımşimdi gitmek dediğim:bilindik yerlerin kazancı.adımın verilmediği sancıgizli öfkeden, kasıklarımda süregelentaşıyamayacağı bir yük olarak lohusalığınıslıkla çağırıldı. koparak işe yarar olmayı öğrenmek yanıltıyor beniitmekten, çok çekmişim gibiçoğalıyorum daha da boğucu bir iteme.ıslıkla çalındı adımödünç aldım buralı olmamayı. kalbimin herhangi bir yeri acırsaavuçturmak gelir elimden.çocukça biliyorum, oyunlaştırıyorum.kendime muasır…
-
op.295: eray erkin – realm ve gözlerin*

karanlık bir günde aydınlık yanınıölü hücre dokusunda doğan yeni yaşam bulgusunda aradımmeridyen ölçünün ortalarındansıhhi kesit gibi evreni baştan çizen gözlerinsadık memlûk halkına bir arap kimliği taşıyacağı kadarkesin ve toplumsal olarak izliyordu beni ya bu bakışlar çok kitleselya da ince elenmiş un kadar safbuna yüklü bir ifade gerekliysebenim seni anlatmam dilimin çözeceği bir şey değil benim…


