Kategori: öykü
-
op.460: nilden içağasıoğlu – arafın mührü*

Şehir, paslı bir dişli gibi gıcırdayarak dönen yozlaşmış bir çarkın dişlileri arasında eziliyordu. Elena, cinayet büronun en keskin zekalı dedektifi olarak bu mekanizmanın içinde rasyonel kalmaya çalışan tek parçaydı; yalanı bir kilometre öteden sezer, delilleri bir sarraf titizliğiyle işlerdi. Önündeki masada duran dosya ise şehre korku salan, “Kuyumcu” lakaplı bir katilin son “eserine” aitti. Kuyumcu…
-
op.420: berşan koca, çekeceğim filmler için konu buluyorum – 1*

Bugün yedinci günüydü Ayşe’nin. Bundan tam sekiz gün önce, her zamanki gibi kırlarda çiçekler toplayıp, mutluluk şarkıları söylüyordu. Karnında çoğalan kelebeklerle koşuyordu. Durmaksızın gülüyordu. Gülmekten başka bir mimik yerleşmiyordu bembeyaz yüzüne. Sabahları erkenden kalkıyordu Ayşe. Önce çiftliğin işlerinde annesine ve babasına yardım ediyor, sonra da birlikte kahvaltı yapıyorlardı. Kahvaltıdan sonra değirmene gidiyorlardı. Değirmende un eliyorlardı. Yoruluyorlardı. Yorulunca…
-
op.413: talha kutay – meşe ağacının tanıklığında*

Hafif serpiştiren yağmur, toprağı yumuşatmıştı. Islanan toprağın kokusu, hoş bir lezzet vermişti doğaya. Tıpırtı sesleri arasında sağa sola kaçışan tavşanlar, bu lezzetten payını alıyordu. Toprak, sabit duran her şeyi kucaklayacak kadar hoşgörülüydü. Palamutlardan, yaşamdan kopan papatyalara ve cesetlere kadar… Ne kadar çok hikâye barındırıyordu toprak. Bir palamudun hikayesi mesela, haşmetli bir meşe ağacı olma gayesiyle…
-
OP.412: ada çelen dilmen – elmas ve toz*

“Şerefe!” “Aşka ve de dostluğa!” Şıngır mıngır. Gluk gluk. Takır tukur. Genizlerimizi cayır cayır yakan ve yemek borumuzdan midemize sıcacık eden, kadınların bordo renk ojeleriyle tutup tokuşturduğu, ufak acıları unutturan ve kederlere katık olan bütün o viskiler. Serin ve gürültülü apartman barları. Yıldızlı geceler ve yanaklardan süzülen gözyaşları. Buruk ve fırtınalı kahkalar, bağırarak ve de…
-
op.403: ada çelen dilmen – boşluk zamanlarında*

Böyle günlerde pek uyanmak istemiyorum. Böyle günler derken; annenizin mutfakta pazar kahvaltısı hazırladığı, ağabeyinizi yüksek doz uyuşturucudan kaybettiğinizi öğrendiğiniz, hoşlandığınız çocuk tarafından sınıftan çıkarken aniden öpüldüğünüz, babanızı sabah dört gibi sallanarak gizlice eve girerken yakaladığınız veya alarm kurmayı unuttuğunuz için işe geç kaldığınız günlerden bahsediyorum. Hayatın içinde trajedilerle güzel anılar vardır, bir de bir boşluk. Kiminin yetmişinde kiminin yirmisinde…
-
op.392: mustafa damar – kenan başkomiser*

Sabah sabah gördüğüm ilk manzaramın bir kadının göğsüne saplanmış bıçağın ucundan dökülen kanlar olması, kahvaltı yapmama engel değil artık. Hatırlıyorum da ilk mesleğe başladığım dönemler, böyle bir manzara yeri geliyor, iki – üç gün yemek yememi engelliyordu ama artık çok dert etmiyorum. Yardımcım Recep komiser gelene kadar bu düşüncelere dalıp gitmiştim. “Maktulün ismi, Arzu Kireç.…
-
op.389: cevdet güner – büyük olmak*

Güneş, asfaltın üzerinde titrek seraplar yaratıyor, kasabanın sokaklarında sessiz bir huzur dolaşıyordu. Deniz kenarındaki bu küçük kasaba, yaz tatilinin getirdiği o tembel dinginliğe bürünmüştü. Evlerin beyaza boyanıp güneşten kavrulmuş duvarları, bahçelerde hırsız gibi dolaşan kedilerin sesleri ve ara sıra esen rüzgarın getirdiği tuz kokusu, bölgenin değişmez manzarasıydı. Gelelim karakterlerimize. Emir 11 yaşındaydı. Uzun boylu ve yaşına…
-
op.368: batuhan durak – nuriye insta’dan story izliyor*

Garson elinde pos makinesiyle masamıza doğru hızlı adımlarla yaklaşırken sesimde herhangi bir çatallaşma yaşanmaması adına boğazımı temizledim. Herhangi bir tükürük partikülünün beni gülünç duruma düşürmesine asla müsaade etmem. Ardından duruşumu düzelttim, omuzlarımı mümkün olduğunca yükselttim. Tamamdır. On saniye önceki benden daha özgüvenli miyim? Bence evet. Gecenin en gösterişli hareketini yapmaya hazırım. Şimdi kendinden emin bakışlarla…
-
op.359: furkan doğan – palmiyeler*

Geçim kaygısı aklına geldikçe derin düşüncelere dalıyordu. Düşündükçe sıkılıyor, sıkıldıkça ellerini dudaklarına götürüyor ve ellerinin üstündeki kılları dişleri ile tek tek çekiyordu. Vücudundaki tüm kıllardan nefret ediyordu, kıllarını her çektiğinde büyük bir rahatlama hissediyordu. Eskimiş iki kanepesi, yuvarlak yemek masası ve televizyonu ile aylardır bu evde yaşıyordu. Sadece babasının gönderdiği para ile geçiniyordu, uzun bir…
-
op.330: sylvan clownson – eve dönüş masalları*

Gerçek olayları anlatmaktadır. 1. Kısım – Üç Küçük Çocukçuk İşten çıktım. Metroya doğru yürüyorum. Önümde üç genç erkek konuşuyor. Genç derken endüstri meslek liseli. Biri diğerlerinden daha özgüvenli. Havuza gideceğinden, daha önce de gittiğinden, onları da bir gün götüreceğinden bahsediyor. “Havuza gittik Emin’le. Kızlar vardı. Bize su attılar, biz de onlara attık.” Tabi deliriyor anlatırken.…
-
op.310: batuhan durak – örneğin davlumbaz diyorum*

Ispanaklı börek. Yumurta sarısı. Arap Yarımadası. Hıdırellez. İçimde ona karşı duyduğum özlem duygusu ne zaman kabarsa, bu yola başvuruyorum. Beynimin hangi bölgesinde, nasıl ve ne şekilde yer ettiklerini bile tahayyül edemediğim birbirinden alakasız kavramları gelişigüzel ortaya saçıyor, bir nevi kusuyorum. Ona dair kıpırdayan, ayaklanmaya çalışan her neyse; onu ait olduğu yere, zihnimin en derin, en…
-
op.306: ilker has – ayrı yoldan rast düşenler*

Çoktan ölmüş çiçeklerin kokusu, yazmaya başladığım an ellerimde yeniden doğdu. Bahçesindeki goncalar büyümek için bekliyorlardı ve genç kadın, bahçenin kapısını açık bırakıp evinden ayrıldı. Bütün hazırlıklarını dün geceden yapan alımlı genç kadın, her zaman yaptığı gibi buluşma yerine saatinden önce varmış ve kendisini kitaplara bırakmıştı. Buluşacağı delikanlının geç kalacağını düşündü oysa delikanlı, her zaman tam…
-
op.258: mehmet can çelikkol, çok canım sıkılıyor*

Ülkü Tamer’in Konuşma şiirine ithafen. Ahmet, yaptığı eylemin nedenini sorgulama arzusu ile yanıp tutuşsam da iyi bir çocuktu aslında. Cenaze boyunca düşündüğüm tek şey buydu. Hatta cenazeden sonrasında bile zihnimi uzun süre rahatsız eden, geceleri uyutmayan düşünceler arasındaydı. Kendini neden astığını? Arkasında suçlayacağı birinin ismi ile beraber bir mektup bırakmadığını? Bu soruların cevapları için yanıp…
-
op.245: enes aslan, son ağrı*

İki ay geçmiş üstünden. Bu denli acı çekeceğimi düşünmemiştim, bunu yaşayacağımı düşünmediğim gibi. Daima kederin zulmüne uğramam ya, bir gün istediğim gibi olmasa da en azından bu karanlıktan kurtulurum sanmıştım, sanmıştım ki müstesna hayatımın yarısı herkese sunulan bir yarı aydınlık ile geçer. Doğadan adalet bekliyordum. Bu kapıyı yalnız zorluyorsam, ortada bir ittifak olduğundan da söz…
-
op.215: nursima aslıipek, çocuk ve deniz*

Güneş batıyordu. Aydınlık karanlığa, gün geceye dönüyordu. Onun için en güzel, saklanmanın en kolay olduğu zaman geliyordu. Bir şeylerden kaçmak, saklanmak, çocuk gibi hıçkıra hıçkıra ağlamak için gece her zaman güzel bir vakitti. Onu duyanın sadece sokak lambaları olduğunu bilmek, ona huzur verirdi ama o gece bir şeyler ters gidiyor gibiydi. Her adımının duyulduğunu, ona…
-
op.209: emrecan doğan, kayalık*

Lise sondaydım, üniversite sınavlarına hazırlanmam gerekiyordu ya da son sınıflara has bir rehavetle sadece keyfime bakmam. Ben ikincisini tercih ettim, yaşadığım ilçenin, Sevdiğin’in, yerleşim yerlerinin dışında kayalık bir uçurum vardı. Burada eskiden bir göl olduğu, hatta şelale bulunduğu ama zamanla kuruyup yok olduğu ve bu kayalığın da onun bir parçası olduğu söylenir. Doğru mudur, değil…
-
op.204: yusuf uzun, ihtimal süngüsü*

Beklemek, olanaklara yenik düşmekse eğer kısır bir döngüde, kendi döngüsüne sıkışmış şehrin tekerrür taşları arasından sızan suyun biriktiği çukur bulunmak ister birileri tarafından. Çünkü bu suyun altında nefes tutmakla eş değer geliyor bazen var olmak ve bu uğurda hükmün çabasına teslim olmak. Ufkun kapalı şeritleri arasında yol alışın katmerli sancılar ile birlikte insana çarptığı sert…
-
op.193: usame yördem, ondurucu

“Unutulmuş gibiyim ben. Ve insan bir bakıma unutulmuş gibidir. Bilmem ki, nasıl anlatılmalı. Yalnız bile değilim.” (Edip Cansever) Annesini kaybetmesinin üzerinden on gün geçmişti. İçinde bir boşluk büyüyordu. Zihnindeki bütün düşünceler yarılıyordu sanki çepeçevre. Ne yapacağını bilemiyordu. Babasına bakıyordu. Ne yapacağını bilememenin en büyük riski, her şeyi yapabilmeye aday olmaktı. Farkındaydı. Gözleriyle “Neye teşebbüs ediyoruz…
-
op.188: şehriban yaman, kaybolan

Zarrab, tombul ellerini saatlerdir suyun altında tutmasına rağmen, üzerindeki kırmızı çiçekler bir türlü silinmemişti. Gittikçe tedirginliğinin yarattığı korkuya teslim olmaya başladığını hissediyordu. Her zaman yaptığı gibi ne zaman bir ümitsizlikle karşı karşıya kalsa çareyi duvarlara yumruklarını geçirerek ağlamakta buluyordu. Bu kez de öyle olmuştu. Artık daha fazla dayanamıyordu kafasındaki düşüncelerin ağırlığını hiç zevk alamadığı bir…
