Etiket: türk edebiyatı
-
op. 283: uğur ünen, sere serpe ölüm*

hayatının anları sen denen müziği oluşturan notalar olsaydıbelki anlamlı olurdu tüm yaşadıklarınşimdi çöküyor gerçekliğinki onun içi kofmuşbu dünyada her bir ruh gibiseninki de içten içe kokmuşasıl gidişmiş saf olannahif bakışlarla anda donan şimdi bilebileğer çözülseydi sırsere serpe uzanırdı ölüm gözlerinin önünden geçen düşünceler filme alınsaydıbelki çok izlenirdiama tatmin olur muydunsen de diğerleri gibi doyumsuzsunaradığını bilmeden…
-
op.281: sevda altınkaya – dün devam eder*

Aşk bir sıvıdır içinde tortudan başkaNe vardır ki bozar ruhların dengesini Ruhumuz dünden başka neyle çalkalanır-biraz sarsıncaİnsanı alnının tam ortasından ayırıncaBölünen nedir hatıranın yüzeyinde Dün devam ederSarsılsa da hatıra. Ben zaten o filmden sonra çok değiştimGitmek istiyorsan gitmelisinKimsenin yerine yaşamayazsın bu hayatı*Repliklere tutunup bir çözüm bulmak istedimBir çözüm bulmak için günlerce sayısız film izledim Hayat…
-
op.274: erkan katırcı, iyi huylu bir iktidarın son günü*

sana hiç teşekkür etmedimbeni sevmediğin içiniyi huylu bir iktidarın son günü bu,suni vaatler eşiğinde uzunca durdumsıradan bir gülümseme iledört parmaklık selamlamalar,bugün “iyi ki”lere yerim yokövünmek gibi olmasınkendimden geçmeyi iyi bilirimkendime gelmekle ilgili isegöz alıcı sorunlarım yok değildirgözlüklerini talep etmek hakkındırince görmek adına, seni pek tabii anlıyorumbeni sevmediğin içinhakikatin er ya da geç ile ilgilendiğini sanmıyorumcebinden…
-
op.273: ferda coşkun, yarım sarılma tablosu*

Hatıralarımın tozlu raflarında paslı çiviyeMutluluklarımın beyazındaTitrek, cılız bir gölgeyeve bir balıkçıya benzersin ki kırık düşler toplayan ağlarındanKahkaha dönemecinde, oltada taze gülüşlerimYüreğimde salıncakhayaller ördüm saf ipektenYıkıldı içimde sayısız tapınakRuhum kutsal bir ülkede yıkandı,artık canım acımaz aynı yerden iki defa ölmüyorve aynı yerden öpmüyor insan yarasını
-
op.205: adem üren, şikayetname*

yıkıldı gövdemde bu bir hipodromdurne yarışın bitimine/ne zulme ne ölümeteslim olabileceğim bilekler yoktur bende nemrut kadar uzağındayım her şeyinbir sevgiye ıslak ağızla yaklaşsamöldüreceğim kesin. düşünmedim hiç böyle kesileceksemdölden diye bir günbu cenap bu et bu açlık aynı anda okunmuyor. çiviyi çiviye çakan/şarkıyı açan/ sesi kısanradyodan ölümsüzlüğü ölümle açıklayanalnındaki kara putlardan daha karayıkılacak bir evin muzafferisin…
-
op.204: yusuf uzun, ihtimal süngüsü*

Beklemek, olanaklara yenik düşmekse eğer kısır bir döngüde, kendi döngüsüne sıkışmış şehrin tekerrür taşları arasından sızan suyun biriktiği çukur bulunmak ister birileri tarafından. Çünkü bu suyun altında nefes tutmakla eş değer geliyor bazen var olmak ve bu uğurda hükmün çabasına teslim olmak. Ufkun kapalı şeritleri arasında yol alışın katmerli sancılar ile birlikte insana çarptığı sert…
-
op.203: eray erkin, helicobacter pylori*

yöneldiğim her yaşantının bir önceki günü yaşamadığı ne malum?sizi alt satıra eledim bu yüzdenmideme mikrobunuz yapıştıdünyanın yüzde ellisinde var ama kaçında doğuştan yaşar bu şeyben alıştım buna orta seviye yaşantının üst ve alt kargaşası yokturne avam ne kast bildiğin sınıfsızbir esneklik konusu sanırım sıfıra sabitbir gün dem vuruyorumbir gün ab-ı hayat çeşmesinden içiyorumfakat aynı güne…
-
op.201: usame yördem, burada olmalıydın anları*

O’na… Keşke bu kadar keşke dememiş olsaydım. Bir dal olur kırılan ve yerde; insandan olma, ona tutunmak şöyle ayrık dururdu, kaybın icadıyla ve hayatıyla.Orada durur ve şöyle derdim hayta hayata: aşılmadık şeylerin ilki, bana ne demişti? Burada olurdun ve aksardı hep cümleler.Sanki başka türlü olacakmış duyguları, belki zamanları, geçmeyen şeyler ve bungu,Çağırtılar ve yanındayımlar; artık…
-
op.182: hazar izgi, reklamlar

reytingleri düşmüş şiirimindram katmam gereklibirkaç sürpriz sonkavuşamayan aşıkları kavuştururumbelki birisi öl.. REKLAMLARuyuştu mu beynin?kaçıncı engelde düştü favori yarış.. REKLAMLARdüşünmene izin vermedim, alt kanalda fuhuş üst katında satılık gazateci.hepsinin ticaret olduğunu anl.. REKLAMLARtencerende pişer pirinç,teknik öğren bıçak öyle mi tutulur?etler kanlı olsun.soğan üstü sumak, köftenin kıyması fazla ol.. REKLAMLARsana gösterilmeyen fabrikaların gece vardiyasına giden servis,altta geçen…
-
op.180: yakup diker, her şey ödünç mayıs gibi

Eve dönen bir çığlığın sonrasıydı unutulan her yüz Güneş kurulanır, deniz kendi tuzunda susardı. Bizi bıraksalar bir şeyler düzelecek gibiydi Bazı peronları dolacak otogarların Meyvelerin sevilmeyen tarafına ilanı aşklar sunulacaktı. Uzak yerlere gidilen bir yol olmalı anne kalpleri Mavi balkonlardan dönülen akşam serinliği Mavi balkonlardan aşağı sarkıtılır akşam serinliği. Bana her şeyi başkaları anlattı, kendim…
-
op.179: feyza menteş, durmak geliyor içimden

Hayat durdu. Hızlı manevralarıyla bağışıklık kazanan dünya, durdu. Yüzümün çizgilerinde viraj alan yaşlar, eskilerin dip bataklığına varmadan kurudu. Ölü parmaklarımın yetişemediği lambalar kapandı ve seyrederken yaşayanları, söndü ışıklarım. Hiçbir şey değişmiyor diye ağlardım eskiden, eskiden çok ağlardım. Durmakla tükeniyor diye her şey. Eskiden çok ağlardım, geçmiyor diye zaman. Zaman geçti ve eskidim diye, şimdilerde ağlayamıyorum.…
-
op.177: meva yağmur, okul eğitime yaylım ateşte

Okullar, kurumların içine doğan ve yine aynı kurumlarda “zorunlu” olarak var olmaya çalışırken belki de yitip giden insanların alışveriş merkezidir. Zamanın havada asılı kaldığı bu mekanlarda kurumsallaşmış olan yaşam, bireyi alışverişe memur ediyor. Nitekim öğretmenler, burada bir tüccar gibi müfredat satmakta ve “bilinçli tüketiciler,” nasıllar ve nedenler üzerinde durmasına izin verilmeksizin, ihtiyacı kadarını alıp almayacağı…
-
op.176: eray erkin, lady writer – ii

yarı yolda bıraktım üç beş anı yürüdüğün her yolların neticesine kanaat getirmiyor kaldırımlar çünkü bir kuş kadar hafiftin bunu ancak sarfiyatlardan sonra görebilirdim derya deniz kadar uçsuz bucaksız olmuştun söyle şimdi sana ne oldu? önceden hiç böyle değildin lady writer koydum adını bu yüzden kışkırtıcı dire straits notalarından arakladım bunu o esnada saçlarını kulak arkası…
-
op.175: memozan, demirbaş battaniye

düşünür bizi nazım nasıl çıkarız aydınlığa yanmasan yanmasak bir ihtimal sızıp kalsak sabaha karşı düşünür elbet nasıl yürünür düşmeden karlı bir ormanda düşünür nazım 160’la geçerken boğazdan boğazına kadar öpüşmeyi dilli ve milli düşünür çünkü güzeldir ümitlidir eyvallah tahir ile zühre’yi vatan hasretini bir mayıs’ı ceviz ağacını gülhane parkı’nda düşünmüşümdür peki hiç cezaevinde bir gece…
-
op.174: emrecan doğan, balkondaki adam

Sahne 1 – Başlangıç Anlatıcı: Balkondaki adam, ne evin içine aittir ne de evin dışına, yani sokağa aittir. O, her iki tarafa da ait olamamış bir gariptir. Sahne 2 – Mutfak Ses: Yere basan düzensiz terlik sesleri. Çaydanlığın içinde su fokurduyor, artık kaynamış. Üzerinde demlik olduğundan ses boğuk çıkıyor. Behçet: Kimse gelmeyeli uzun zaman oldu.…
-
op.171: toprak şems tezcan, her hayırda bir şer vardır

salınıyorum yedi kızılın mavisinde süblimleşemeyen bir gaz gibi ozonlarıma ayrılıyorum, deliniyor tabakam bodrum’a gidiyorum daha önce gölgesinde dinlendiğim ağaç artık yok, bir metamorfozla otele mi dönüştü diye düşünüyorum /gözüme bir tabela ilişiyor: “bu otelin yapımı sırasında hiçbir ağaç kesilmemiştir.” tabelanın yanına gidip üç kere fısıldıyorum çünkü yak’ılmıştır çünkü yakı’lmıştır çünkü y a k ı l…
-
op.170: atakan aydın, 21. veda

Saklandım ten acısı mevsimlerden gizlice Atıldım amansız sokakların boşluğundan Bir apartman boşluğuna. Sikmişim! Sık şu dişlerini Tut şu çocuğu yavan yokluğundan. Devrildi, çarpışan göğsümde kanayan adı-n Alındı, aklımdan inandığım şu masal Büyük yanılgılar eşliğinde gelmiştim ben Ve gidiyorum -Bu bana atılan son düzensiz Yalan. Çağdaş bir ürperti geçti buradan Kör bir bıçak, mr long, vanilyalı…


