Etiket: opus sanat
-
op.59: feyruz ve üç şarkı

cabir özyıldız, şubat 2020 Bu gece, onun bana büyülü gelen sesinden kaç şarkı dinledim? Bilmiyorum. Düşündüm ki yarım yamalak bildiğim Arapça’ya rağmen, beni bu denli etkiliyorken Arapça’ya ve onun şiirsel cümlelerine vakıf birine kim bilir nasıl etki ediyordur? Hüznü ve umudu ninnileyen sesi ve bu iki duygunun birbirlerini incitmesine izin vermeyen söyleyiş tarzı beni bu…
-
op.58: relax amentü

arsen everekliyan, ocak 2020 yaşamı buradan kaldıralım havalandıralım evisöyleyecek bir şeyi yok bunlarınbatık şehrin piçlerine el açma ellerimtam bu durduğum yer dünyanın sonuyılların demir tozu yüzüme vurdu kös… içerde bir yerde zılgıtlar atıyorum deliceaman kimseler duymasın kırılan zincirin sesini,üst üste devrimler yapıyorum,gotik yalnızlıklar içinde…biliyor musun şiir beni bıraktı sen hep aynı kalkurutulmuş tohumlar kadar saklıgün…
-
op.57: çürük hava

yiğit ergün, ocak 2020 tasmamı kendim taktım yolumu kendim seçtimeğil zamanı şimdi bir hatadadöşediğim köprü ayakları batarken kaburgamarüyam tedbirgünüm kamçılama asılı duvarakaçmıştım gelgeç ilişkilerdenkaçmıştık beraber, kaç? tanrımı yakama bağlamıştımoynamıştım da gülüpbozarıp ağlamıştımhayat her kucaklamasında bir yerlerimi yuvarladı, anlamadımsefer uzadı her seferindedelik büyüdü söz nallandıbulutlar şehrin efkarından nem kapıp üstümüze yağdıhatırla, yazdı yalınayak sevişmiştikkıştı karaşın bağlamıştıkhazanı…
-
op.55: kusurlu cinayetler serisi – birinci bölüm

mehmet ali güldalı, ocak 2020 Etrafına bakınıyor Genç Adam. Sakallı olduğunu görüyor durakta bekleyenler, boyu kısa, sakalı uzun, gözlerinin altında morluklar ve çukurlar. Zayıf görünüyor, çelimsiz bir şey. Sol çaprazında duran kızıl saçlı, kırmızı kaban giymiş, alımlı genç kadın, yakışıklı buluyor Genç Adam’ı ve kalbi, çocukluğundaki gibi atmaya başlıyor. Çocukluğundaki hisler, tekrardan uçup konuyor kalbine.…
-
op.54: aynalarda resmi makamlar için orkestra

arsen everekliyan, ocak 2020 dalı esmer bir ağacım budağımda baykuşun kanı var sorular taşıdım bunca yıl cevapsız kara kaşlım giyotin bakışlım başını düşür ömrümün boynum sana kıldan ince… kör bir yalnızlıktı gözlerimde hüküm süren çekildi tırnaklarım dibine kadar aktı yanılgı çadır giydirilmiş kentlerin içinden usulca geçtim mosmor ve kaskatı şarkılar söyledim heybetinden korktum “tanrı dağları`nın……
-
op.53: popüler edebiyat dergiciliğinin giderek ivme kazanması ve edebiyat dergilerinin konumlanışı

yiğit ergün, ocak 2020 Hep aklımızın kuytuluklarında saklı olan ve zamanında önemli kalemlerin de enine boyuna eleştirdiği bu gündemi, sabah izlediğim bir programda üstüne eğilinmesi üzerine kaleme almak istedim. Dergiciliğin yaygınlaşması ve memlekette neredeyse her ay yeni bir dergi çıkması, edebiyat- yazar, şair-okur üçgeni açısından şüphesiz umut ve mutluluk vericidir. Yalnız, yığılan dergiler ve bazı…
-
op.52: üç cop

yusuf araf, ocak 2020 En çok senin ellerine yakışıyordu yüzüm. Senin ellerinde uyuyordu göz bebeklerim. Dudaklarıma, senin dudakların tarafından gelen bir icra memuru. Dilin, dilin en çok adıma döndüğünde dönüyordu dünya. Ondan sonra sevdiğimiz ne varsa yakıyordu anarşist çocuklar. Anarşist çocuklar, geçmişte kalan ne varsa yakıyordu. Üst katımızda ağlayan çocukların ağzına emzik oluyordu adın. Adını…
-
op.51: kusurlu cinayetler senfonisi, ikinci bölüm

mehmet ali güldalı, ocak 2020 Cehennem Mahallesi gettosu… Sefalet, yokluk, yoksulluk içinde olan getto, çaresiz getto halkı… Getto, genellikle tek veya iki katlı, birbirine yapışık evlerden oluşuyordu ve bu evlere ek olarak harabeler vardı. Tek katlı olan evlerin dış yüzeyi, maviye boyalıydı ve demir kapıların rengi de ya maviydi ya da kahverengi. İki katlı olanların…
-
op.50: isyan çiçekleri

adem üren, nisan 2021 bir vietnam türküsüyalınayak çorbasıdıröfkem gençliğimin. kayda geçsinbasılmadıkça diye damarımabaşkaldırma lüksümboyumu aşmayacakdenizler vadettiği içindir devlete.kanım parıldamıyor diyeellerim kıstırılmış bir tay gibihareket etmesin mi yazıyorum, tamam desinlertahtlar kurduk kırmak için,susacaksak ancak ölüm diyedir, tamamdevsek ve hala küsmemişsek,insansak/ doyurmaz bildiğimiz eteve ekmeğe, tamam. tellallar çıkarıphaber olduğum kentlerin mızrağısınbana bir güneş boyubana uzun bir yol…
-
op.49: safra kuyusu – ii / dârülbedâyide bedevi sikişi

yiğit ergün, mart 2021 ama neden çıkarmadın iskarpinlerini.. neden, neden unutmaya yattın hemen? öyle apaçık kapladın zamanı ve kalbine basa basa kirlettin yadigar esaretini. çak o zaman bebeğim, ölen hayallerimiz için bir beşlik. çık güzelim tüm ortalara, şenlensin sinema… bu kez duldasından gireceğim yazıma. kışımı kış kış edeceğim. olabildiğine olgun, mümkün mertebe maraz cümleler izleyecek seyrüseferinizi. öhöm.. s.a & a.s. kodumun parlamentoları artık neden yağmalanmaz dünyada? ve neden, altından sarayları olur cahil çetelerin? çok soruyorum böyle şeyler ve…
-
op.48: üzgünüm bu aşk da olmadı sana

umut yalım, şubat 2021 Üzgünüm Bu aşk da olmadı sana. Hiçbir kâlbine düzgün oturmadı. Ne de Rengine uyum sağladı kâlbinin. Bence Yağmur suları biriktir şimdiden. Anca Ağlarsın belki bu ikindi vâkti. Köstence Malı ve yelkovanı kırık bir sâât gibi durmak istemiyorsan artık. Başlıklı bir şiire başladım. Artık başlıkları da uzun tutuyorum. Artık ba şlıklar da bir parçası şiirin. Hep üzülmüşümdür kısa başlıklı şiirlere. Yarım bir kol ya da yenmemiş bir e kmek gibi…
-
op.47: aynada otopsi – vııı

yiğit ergün, ocak 2021 şimdilik bana tanınan sınırlara üzgünüm. özgürlüğün tanımını yapmanın zor olduğu neş’esiz meşgale günlerim. keçilerinden gına gelen meşesiz bir patikadayım. boynum giderek omurgasını esnetiyor. kaynar başlıklı acılarla alelacele sevişiyoruz. bilmem bir yerden tanışıyor muyuz? salıncağı felsefenin kasıklarına bağlayıp, solungacı aşkın gırtlağına dikip, delik bir mavnada karavana yol alıyoruz. iki incir düşünce hemen…
-
op.46: defterimden alıntılar -bölüm altı: adem üren ve sevgilim, ağzımda akdeniz

çağla nalbantoğlu, ocak 2021 kitapların ön sözünü okumayı sevmeyenlere bile okutacak cinsten bir ön söz ile başlıyor üren. sevgilim, ağzımda akdeniz‘deki şiirlerini şöyle tanımlıyor: ” güç ve onu elinde bulunduran her babanın, dövülme, her devin mutlaka bir gün küstürüldüğünün şiirleridir. ” syf 9, MUSTANG: hadi dedim cehennem kadar ateşliyim ve yağma hadi dedim krizden inceyim…
-
op.45: efe elmastaş’tan samizdat tarihi üzerine fankit

Özgür yayıncılık denildiğinde ilk akla gelen türlerden biri de Samizdat olarak bilinen Rusya’daki yeraltı yayınlarıdır. Sovyet Devrimi sonrası 1940 yıllarında bir yayın türü olarak tarih sahnesindeki yerini almaya başlayan samizdat; baskıcı yönetim süreçlerinde çeşitli örgütlenmelerle sesini halka ulaştırmıştır. Zor şartlar altında üretilen ve okuyucuları aracılığıyla dağılan bu yayım çabası, kuşkusuz, ülkemizdeki birçok fanzinin ve yeraltı yayıncılığıyla uğraşan…
-
op.44: bir dizi pakt ya da annemin boğazındaki o yavrum tümörü

enes sarı, kasım 2020 açıldığı halde aşılmamış yol uğradığında yolcuya ziyaretin kısas’ı makbuldür diyerek vicdanı ile cüretini baş başa bırakıp beni gördün, beni gösterdin fakat yürütemedin ayakları yoktun fakat işaret edilen her noktada bir kendini bulmuşluğa, işaret edilen her yeri evine benzetme çabası ve her evin alçısına geçerek yolun bölünmüş bütün uzantıları sirayet edecek yolcuya. haliyle, vücudun ağırlaştığı anlarda yüklü taşıtlarla dönülür kavşaklarşeritin ortası seçilir boşlukta bu aşikâr, varılacak durak aşk olsa da vasıtası kârkapının çalmayan tarafında biriken ince uzun parmaklar ve ince uzun yollar bir vücut çıkaracak uzuvlarımdanartık yürüyemeyeceğim fakat başka ayaklar sallayacak beni başka yollarda. yönelime irade karışmamışsa idaresi zor olacaktır yönetimin bölüş ve parçalanış yapbozun önümüze serdiği resimdeki kesik damarlara tekrar tutunma mecburiyeti beni sizler yarattınız umarım yaradanı aratmazsınızbeni sizler yarattınız umarım kendimi aratmazsınız korkusuyla bir daha parçalanmagitmeler kadar kolay olmayan gelmeler çekimlenir burada: bu geçmiş zaman hikayesiher gelecek geçmişinden çekinir bu tarihin rivayetiyani rehavetin yeri hazırlanırsa erkenden yeryüzündedoğduktan sonra doğrulmamız zaman alacak fakat sonunda emekleyecek her yetişkin. baktığında kâle alınmayan kale olunca kırık duvarlarının ardında bataklıkta onu aşabilmek için gösterilen gayretin görünmez olduğunu bilerek yer, çekimine mağlup olarak kendi yalnızlığına çekilecek. hayatın hayalarını ovaladıkça çıkması beklenen ecinne sürüklerken ecele, kulaçları tersine atmak dikine yüzmek deriyi bu şekilde incelterek derinlerden yüzeye yani köyümden havai kentlere diz çökerek ya da oturtarak dizlerime, ya pakt ya da annemin boğazındaki o yavrum tümörüannemin boğazındaki o yavruların terörü silinmedikçe dizelerimdebir vücut, artık çıkacak uzuvlarımdanartık üreyemeyeceğim fakat başka ayaklar sallayacak yavrularımı başka ağızlarda.
-
op.43: kaçış bileti

neslihan yalman, kasım 2020 21. yüzyıl, artık mantık ve netlik aramanın mümkün olmadığı karmakarışık bir çağdır. Fizikbilimci Michio Kaku’nun, insanların ‘’ileri teknolojinin’’ aksi istikametinde ‘‘yakın temas’’ istediklerini dile getirmesi bile gerçeği değiştirmez. Yerküre, milyarlarca yığınından meydana gelen, gereksiz bir çöp sepetine dönüşmüştür. Bu anlamda, insan denilen varlığın da artık bilgisayarlarla, cep telefonlarıyla, yazılımla, internetle, yani…
-
op.42: eighteen to nine

kazım baran yılmaz, kasım 2020 sucithlara lata bir yerde bir yanlış var, misaller bir yerde onanmaz bir kusur, meselalar bir yerde tılsımını yitiren bir ihtimal, belkiler kaybettik ve belli etmedik asırlık sırrını elden duyan bir yabancının ehemmiyete düşman oluş hırsını hızıyla çürüdük hem de kesintisiz diri sandıklarımızın iç ihtilallerine hedef oluşuna benzer örneğin tahrir’de aynı…
-
op.41: geceler bana zulmü öğretiyor

hasan salih kaymaz, aralık 2020 geceler bana zulmü öğretiyor ben sırtımı dönüyorum gecelere doğrusunu bildiğim yalanlardan ve her şeyi düzeltmeye kalkışmaktan sakınıyorum bir yere vardıramadığım cümlelerin tutsağıyım doğrusu korkağıyım ben adını anmaların yok yere üzüntü duymaların tadına oracıkta varıp muhafaza etmek hikmetinden sual olunan vicdanları ne acı, kimseler kadar oturaklı değilim yeşermemiş bir hınç salınıyor…
-
op.40: bi sinema, rosemary’s baby

kerem nadir özcan, aralık 2020 Roman Polanski’nin en önemli filmlerinden biridir Rosemary’s Baby. Yönetmen; ana akımın seyirlik, gerilim, korku türünün olanaklarını, çekildiği yıl olan 1968’de kullansa da bize sadece iyi vakit geçirtmek, Hollywood korku sinemasının slasher filmleri gibi vaatler sunmaz sadece. Alt metniyle birçok şeyi söylemeye çalışan bir filmdir. Rosemary’s Baby, tam da çekildiği yıllarda…
-
op.39: öpmeden ölünecek şeyler de var

serdar topaloğlu, aralık 2020 renksiz sevdalar dayandı bu kez göğsüme rüzgarlarım anlatsın tarihi omurgam kambur ağaçların asrı etimse hazır dünden iltihap kusuyor ellerim / oysa dokunmadım eski kahvehaneler dışında da dolaşmadım hiçbir yeri esnafların yazılmayan tarihi ezberlemek bütün kirli sakalları perçemlerinden ağaran saçlarını …