Etiket: türk edebiyatı
-
op.75: büyülü nesne

semih yıldız, nisan 2020 Abim kayboldu. Abimin kaybolduğu gün, kasabamızın merkezinde bulunan dört yolun adacığına belediyenin vinci bir heykel indirdi. Adı, Küre. 7-8 metrelik, siyah, kusursuz orantısıyla bir küptü bu heykel. Abimin adı Mutlu. Ama abim tanıdığım en çekilmez, huysuz ve bir o kadar da mutsuz adamdı. Bu konuda kasabada hayli ünlüydü. Küre geldi, abim…
-
op.74: şurada

aytaç ars, mayıs 2020 Açacak burada mı peki? Değil.Fakat açacak neden burada değil Ve yine derine inmeye çalışan boğa bocaladıSadece cevizlerin içine saklanınca korkusu geçenHer birimiz farklı okumalıydı şelaleden akan paragrafı Halının altına bakınKangurunun aceleci anneliğini pekiştiren asimetrik kesimeZıplayabilirsek kaçarız ormandanÇünkü derine inen boğa boğuldu Boğa boğuldu Boğa boğuldu Nasıl da ağzımız doluyor harfleri bir…
-
op.73: külleri savrulan yazar: jorge amado (10.8.1912 – 6.8.2001)

mustafa suphi, mayıs 2020 Brezilya’nın şehirlerinden Bahia’nın sokaklarını karış karış bilirim. Hatta köylerine kadar. Hırsızlarını, ayyaşlarını, dar kalçalı melez orospularını, dik yokuşlarında kapı önlerinde oturan dul kadınlarını, her fırsatta kocasını aldatan Terasa’yı, yaşlı horoz Justin’i, kumsalda aşkı kovalayan genç kızlar ve genç erkeklerini… Neydi beni böylesine Bahia şehrine aşık edecek unsur ? Elbette Latin Amerikan…
-
op.72: phoenix

kenan albustanlı, mayıs 2020 -benden külateş de benden – geldiğin yertoprak duvarkuştüyü yastıkdeğil mi zaten gözü büyümüş, ağzı oval şu aklımınyarı kaçık zührevi çiçeklerive altında aydın ve çığırtkanlığınakarata yaklaştıkça artanpeygamberdevesi şarkılarırenk renk mantarları şemsiye bellemişbir kraliçe, bir de işçizaten adın, adımadeğmez diye devrimveya devinim benim zaten bir dala tutunamayışımbir daldan sayılmayışım ateşten kanadı olgunluk seviyesine…
-
op.71: başıma ne gelecekse

çağın özbilgi, temmuz 2020 * annem çiçekli çayırlardan kimi toplar?adım anılmayacaksa ölmeliyimadımlarım gerisingeri uslanmayaben o göğüs boşluğuyum inceliğeben o romantik kuş ezgileriaklım beş karış havada / kargalarla aram pekiyi değilötüşüne imrendiğim ağaçlaryaslı, sonbahar düğün ertesi olmayayani yalnızım, yani yıkıkçarem harabeler inleten kitaplar okumakdevasa aynalarda kırılmak sözcüklerlegömlek cebimde taşıdığım fiyaskoylaağır geliyorum hayata / ama nafilegıcık oluyorum…
-
op.70: içimde bir dağ

hatice kübra öktem, ağustos 2020 bazen diyorumyüzümdeki lekelerin yerinikalbimdekiler almasaymışçıkmayan lekelerkapanmayan oyuklarhala akan yaralarsonu olsaymış bütün bunların da hayatınhayatımı bir melodinin içinde geçirebilecekfazladan bir şıkkı olmalıymışbaşı şişenlerçok yorulanlaryaralarından yerinde duramayanlarbaşını alıp alıp oraya gidebilmeliymiş bazen diyorumşarkılardan başka tutunacak dalımız kalmamışneden göğe uzadıkça kesmişler ki bizidaha çabuk ve taze büyüyelim diyeyse evethakları var ama böyle değilyine…
-
op.69: diğer mi değer mi uğr-

hilal fırat, ağustos 2020 Kendinizde ya da bir başkasında olmaya mı geldiniz? / IVDüşüp kalktığı yer hep kelimePas ve bir makas eşliğinde kırıkları alınmış ayna!İyi çalışılmış öfke bir de akışkan harita.Bir ucundan diğer ucuna eklenirse gök diğer mi değer mi uğr- Kaçıyorsunuz… oysa nasıl da bir şey arıyor gibi’ siniz. / III3’vakte dek: İçmeye hızlı…
-
op.68: yılan votkası / sen de artık sevgilim olamazsın

ahu neda, mayıs 2020 Paradoksla seviştin, deneyim nasıl,Birini tutuklar mısın severse Kitapları okşardık yalnız kaldığımızda, insanları oylardıkHerkes gitmeli! Sen dur,Bir hiçi yaşıyorsun, varlığını arttır, bir yılan votkası koyHerkes gitsin bu sokaktan, birbirimizi görelimÇarpışmaları tanıyalım çünkü iki çingenesiyiz tek ırklı zihinlerin. Bana kızmakta ısrar, niçin yok her ay büyüme merasimiKalmadı eski teni aşkın, yedim. Sorgu odaları…
-
op.67: knock out

adem üren, temmuz 2020 arkam sav, önüm seattleşuramda tetik genişleten bir gençlik türküsü“ellerim dağlar kavuşturduellerim hep senden ayrı” sürsün bunca çevrimkurusun bütün arka bahçelernereden tutsam elimde kalan dublörün sahteliğikaldırıma çarpan sadece onurum değilbeni nerede tutuklasalar orasıdır karakol. en acıdan en iyiye gidenkitaba ve aşka bağlılıkuçurulmaz bir uçurtma takibidirgözümün gördüğü kadar şu ölümne zaman geçsenbir sokaktan.…
-
op.65: sisay

cabir özyıldız, şubat 2020 Umut, insan yaşamının en çaresiz zamanlarında sıkı sıkıya sarıldığı -ikircikli de olsa- biricik kurtuluş duygusudur. Sisay da açlığın hüküm sürdüğü, çaresizliğin durmadan umudu emzirdiği, zayıf göğsünde kemikleri sayılan, ölümün diğer yerlere göre hayli sıradan sayıldığı bir kıtada yaşarken; yeşil ormanları, geniş caddeleri, düzenli hayatı, gürbüz insanları ve en önemlisi her öğün…
-
op.60: hiçliğin mitosları

çağla nalbantoğlu, ocak 2020 mutsuzluk mezbahalarını cennete çeviren didaktik bir şiirdi göz kapakların zamanın devrik cümlesi, bitki örtüsünün vecde gelen iki damar patlağıydık Dokunaklı bir var oluş hikayesinin okunmayan esamesi duyuluyor ormanın derinliklerinde. Elleri bağlı bir lanet senfonisinden yazıyorum sana bu satırları. İnsanoğlunun ortak dertlerine değinmeden, bilmeden ölüm yakar mı annelerin canını ya da münhal…
-
op.58: relax amentü

arsen everekliyan, ocak 2020 yaşamı buradan kaldıralım havalandıralım evisöyleyecek bir şeyi yok bunlarınbatık şehrin piçlerine el açma ellerimtam bu durduğum yer dünyanın sonuyılların demir tozu yüzüme vurdu kös… içerde bir yerde zılgıtlar atıyorum deliceaman kimseler duymasın kırılan zincirin sesini,üst üste devrimler yapıyorum,gotik yalnızlıklar içinde…biliyor musun şiir beni bıraktı sen hep aynı kalkurutulmuş tohumlar kadar saklıgün…
-
op.57: çürük hava

yiğit ergün, ocak 2020 tasmamı kendim taktım yolumu kendim seçtimeğil zamanı şimdi bir hatadadöşediğim köprü ayakları batarken kaburgamarüyam tedbirgünüm kamçılama asılı duvarakaçmıştım gelgeç ilişkilerdenkaçmıştık beraber, kaç? tanrımı yakama bağlamıştımoynamıştım da gülüpbozarıp ağlamıştımhayat her kucaklamasında bir yerlerimi yuvarladı, anlamadımsefer uzadı her seferindedelik büyüdü söz nallandıbulutlar şehrin efkarından nem kapıp üstümüze yağdıhatırla, yazdı yalınayak sevişmiştikkıştı karaşın bağlamıştıkhazanı…
-
op.55: kusurlu cinayetler serisi – birinci bölüm

mehmet ali güldalı, ocak 2020 Etrafına bakınıyor Genç Adam. Sakallı olduğunu görüyor durakta bekleyenler, boyu kısa, sakalı uzun, gözlerinin altında morluklar ve çukurlar. Zayıf görünüyor, çelimsiz bir şey. Sol çaprazında duran kızıl saçlı, kırmızı kaban giymiş, alımlı genç kadın, yakışıklı buluyor Genç Adam’ı ve kalbi, çocukluğundaki gibi atmaya başlıyor. Çocukluğundaki hisler, tekrardan uçup konuyor kalbine.…
-
op.54: aynalarda resmi makamlar için orkestra

arsen everekliyan, ocak 2020 dalı esmer bir ağacım budağımda baykuşun kanı var sorular taşıdım bunca yıl cevapsız kara kaşlım giyotin bakışlım başını düşür ömrümün boynum sana kıldan ince… kör bir yalnızlıktı gözlerimde hüküm süren çekildi tırnaklarım dibine kadar aktı yanılgı çadır giydirilmiş kentlerin içinden usulca geçtim mosmor ve kaskatı şarkılar söyledim heybetinden korktum “tanrı dağları`nın……
-
op.53: popüler edebiyat dergiciliğinin giderek ivme kazanması ve edebiyat dergilerinin konumlanışı

yiğit ergün, ocak 2020 Hep aklımızın kuytuluklarında saklı olan ve zamanında önemli kalemlerin de enine boyuna eleştirdiği bu gündemi, sabah izlediğim bir programda üstüne eğilinmesi üzerine kaleme almak istedim. Dergiciliğin yaygınlaşması ve memlekette neredeyse her ay yeni bir dergi çıkması, edebiyat- yazar, şair-okur üçgeni açısından şüphesiz umut ve mutluluk vericidir. Yalnız, yığılan dergiler ve bazı…
-
op.52: üç cop

yusuf araf, ocak 2020 En çok senin ellerine yakışıyordu yüzüm. Senin ellerinde uyuyordu göz bebeklerim. Dudaklarıma, senin dudakların tarafından gelen bir icra memuru. Dilin, dilin en çok adıma döndüğünde dönüyordu dünya. Ondan sonra sevdiğimiz ne varsa yakıyordu anarşist çocuklar. Anarşist çocuklar, geçmişte kalan ne varsa yakıyordu. Üst katımızda ağlayan çocukların ağzına emzik oluyordu adın. Adını…
-
op.51: kusurlu cinayetler senfonisi, ikinci bölüm

mehmet ali güldalı, ocak 2020 Cehennem Mahallesi gettosu… Sefalet, yokluk, yoksulluk içinde olan getto, çaresiz getto halkı… Getto, genellikle tek veya iki katlı, birbirine yapışık evlerden oluşuyordu ve bu evlere ek olarak harabeler vardı. Tek katlı olan evlerin dış yüzeyi, maviye boyalıydı ve demir kapıların rengi de ya maviydi ya da kahverengi. İki katlı olanların…

