Kategori: deneme
-
op.287: mert bayram – unutma, bu yol kendine çıkıyor

Toprak Şems Tezcan’ın Lotus’una Dair Bir Yorum Lotus, ruhun arınmasını ve yeniden doğmayı simgeleyen çiçek. Toprak Şems Tezcan, sekiz şiirden oluşan Lotus isimli şiir kitabında, bu ana temayı sade bir dil ve özgün bir duyuşla işliyor. Her şey zıddıyla kaimdir. Bir arınma ve yeniden doğuştan bahsediyorsak, bir kirlenmenin ve ölümün izlerinin olması da kaçınılmaz. Bu…
-
op.284: zeynep akkaptan, su kadar şeffaf mıyım sence?

Kamçılamak kendimi, içimde kalmış son damla sevgim ile gırtlağıma kadar dolu hıncımı ölesiye kapıştırmak. Kanımın içinde dolanıp doğru yolu bulamayan tilkilerim ile hesaplaştım. Bu uzun ve darbeli yolda ne aşk var ne de nefret. Sadece bir parça aydınlık ile kovalıyorum sevgiyi. Bu benim savaşım, zıt duygular ile katabolizmaya evirdiğim, hislerimi paramparça ettiğim en büyük yenilgim.…
-
op.280: feyza menteş, mikrop*

Sevişerek terk etmekten nasibini alamayan uykusuzlar, ellerinde tuttuğu ve hayatta ancak böylece kaldığı bir kıvılcımdan da mutlu olabilir ilk fırsatta. Hani, küçük şeylerden. Benimki biraz farklı diğer çocuklardan, acıdan yararlanmak gibi çirkin bir alışkanlığım var benim. Hayata tutunmaktan sıkılınca aşağı bakıyorum her seferinde. Uçmak için ilk ve tek fırsatım, bırakmak sanki. Sırf bu yüzden sargılarımı…
-
op.275: mert bayram, “insanlık aranıyor – lütfen diri”

Sevgi… “Bir gün sana dünyada katlanılacak tek şeyin sevgi olduğunu öğreteceğim.” diyordu Aylak Adam’da Yusuf Atılgan. Ama hangi sevgi? Nâzım Hikmet’in Tahirle Zühre Meselesi’nde “hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil” dediği mi, yoksa Oscar Wilde’ın Oysa Herkes Öldürür Sevdiğini şiirinde “Çünkü herkes öldürür sevdiğini / Ama herkes öldürdü diye ölmez.”¹ dediği mi? Her şeye…
-
op.268: usame yördem, bir şey yaptım hiçbir şey için*

Yapabileceğim en iyi şeyi yaptım ve âşık oldum. Geceden kalma çayı, ocakta yeniden ısıtırken, bayatlığın verdiği acıyı, daha bardağa döker dökmez hissederken anladım aşkı. Taze bir şeylere ihtiyacım varmış gibi bir duygu sarsmıştı önce beni. Uyandırmıştı, sensiz sabahlardan. Artık bir arada uyanacak olmayı öğretmişti. Bu biraz yaşıyor olmak demekti, iyi bilirsin. Kendimi uzun bir yol…
-
op.267: mert bayram – duyuyorum, görüyorum; bir gün gelecek dönence, biliyorum*

Doğuşumuzu hatırlamayız, elbette. Fiziksel olarak doğuşumuz da böyledir, bilincimizin oluşmaya başladığı ilk zamanlar da, genellikle bir şeyle ilk karşılaşmamızı da. Modern hayatın ay dönümü, yıl dönümü kutlamaları ve önemli anları tarihsel olarak hatırlama zorunluluğu bir yana; o tanışılan şeyin yarattığı duygu ve o dönemki senle sonraki sen arasındaki farklardır belki de cidden önemli olan. Bir…
-
op.252: feyza menteş – taşsız, tahtasız mezarlar*

Altı çizik tekrarların mürekkebiydi dilimdeki kan, yol çalışması bitmeyen şehrin sokaklarına tükürdüm, morarıp kaskatı kesilmeden ağzım.Belki nefretim, aynı istikamet üzerinde sorgulamaktandı bir şeyleri.Hep aynı yönden vurulunca delindi kafam.Şarjörü dolu bir tabanca gibi tetikteydi ruhum, yine kabzası döndü parmaklarımda. Ateş etmek yerine yine parçaladım bir şeyleri.Hangi terörist çaldı kapımı bilmiyorum, hangi örgüt vurdu beni önce, hangisi…
-
op.233: feyza menteş, bu fotoğrafımı biraz yarım çekmişler*

nalbantoğlu’na… Çivilere saplanan posterim eskidi, tıpkı yüzüm gibi. Ha yırtıldı ha yırtılacak “geçici süre” diye addedilen krizlerim. Devrilecek bin dört yüz grama sığdırdığım dünya, gizlice sokulacak düşüm, kandığı mutluluk enkazına. Biraz soluk, biraz ölü çıkacak tenim. Yarım ve eksik işlediğim tüm hatalar, bir ıslah evinde sarılacak. Otopsim, hep öyle sandığım masallarla sıralı. Mezarlığım, bastıkça yanılan…
-
op.214: çağla nalbantoğlu, tanıdık ve soğuk*

Ölülere ulaşmak için mezar taşını okşamak ve dua etmekten başka bir yol mümkün mü? İmkanlar dahilinde mi ölümün canını acıtma ihtimalini düşünüp yumruklamak antre duvarlarını? Bilincin kapandığı günden beri düşünüyorum bunu. Ağır geliyor, burada olamaman. Sesini duymadıkça unutuyorum ve bu yüzden kendime çok kızıyorum, aşağılıyorum kendimi. Sen küçükken de salaktın zaten, diyorum aynadaki yarım silik…
-
op.208: feyza menteş, pansuman*

Sırtım soğuk bir koğuşta yaslıdır. Garantisi birkaç yıllık gençliğimde yediğim darbeler, uzun ömürlüdür. Nezarete düşmüş yüzüme bakmayın, gözlerim biraz cop iziyle kaplıdır. Paramparça ruhumu sınama istekli hasretlikler, un ufak etti sanmayın. Tepelere bakarken yakaladığında Tanrı beni, kepengi indi, bütünlüğe yeminli illet aynaların. Bir yerlerden bir yerlere taşınırken anımsadım kendimi. Benim hayatım hep bir aracın arkasında…
-
op.185: feyza menteş, nakil

Hiç değilse henüz çok erken kalkmasam, bir sabah uyansam ve beyaza çalsa kamburum, üzerine serpilen topraktan kurtulduğunda. Aklım başıma hep acıyla devşirmese de pişmanlıktan doğan yasım, hayal kırıklığı büyütmese. Bir sabah uyansam da koskocaman bir kadın olsam, yıpratmasa beni, gece yarıları ansızın dirilen kıyamet. Hiç ayaklandırmasa ürkütücü kabuslarımın sireni, koynumda beslediğim umutları. Facialar gelmese. Facialar…
-
op.179: feyza menteş, durmak geliyor içimden

Hayat durdu. Hızlı manevralarıyla bağışıklık kazanan dünya, durdu. Yüzümün çizgilerinde viraj alan yaşlar, eskilerin dip bataklığına varmadan kurudu. Ölü parmaklarımın yetişemediği lambalar kapandı ve seyrederken yaşayanları, söndü ışıklarım. Hiçbir şey değişmiyor diye ağlardım eskiden, eskiden çok ağlardım. Durmakla tükeniyor diye her şey. Eskiden çok ağlardım, geçmiyor diye zaman. Zaman geçti ve eskidim diye, şimdilerde ağlayamıyorum.…
-
op.177: meva yağmur, okul eğitime yaylım ateşte

Okullar, kurumların içine doğan ve yine aynı kurumlarda “zorunlu” olarak var olmaya çalışırken belki de yitip giden insanların alışveriş merkezidir. Zamanın havada asılı kaldığı bu mekanlarda kurumsallaşmış olan yaşam, bireyi alışverişe memur ediyor. Nitekim öğretmenler, burada bir tüccar gibi müfredat satmakta ve “bilinçli tüketiciler,” nasıllar ve nedenler üzerinde durmasına izin verilmeksizin, ihtiyacı kadarını alıp almayacağı…
-
op.168: meva yağmur, gregor

Kafka, Dönüşüm kitabında Gregor Samsa karakterini yaratarak ailesi tarafından metalaştırılmış ve kapital dünyada ‘çalışmak, çalışmak ve yine çalışmak’ zorunda bırakılmış biz zavallı insanları anlatıyor. Samsa, bir sabah uyanıyor ve kendini dev bir böceğe dönüşmüş halde buluyor, kitabın ilk satırlarında. Ama bu dönüşüm fantastik bir dönüşüm değil, ruhsal bir dönüşüm. Kapital sistem karşısında kendini böcek gibi…
-
op.166: furkan erşahin, bukowski’nin orta parmağı

Ne kadar çok derdimiz vardı, iliği çekilmiş dünyamızda. Halbuki şu etrafımızı çepeçevre saran duvarların çektiği kadar kimsecikler çekmemiştir. Uzun fırtınalar sonucu birkaç kanıya vardımsa da en ilgi çekici belki de şu olmuştur: Parkta oturmuş, ağaç gövdelerinde çalışan karıncaları izliyordum. Alnımdan yanaklarıma kayan terimle uyum içindeler. Şırıl şırıl sesler ilişiyor kulağıma. Soğuk bir suyla kendimi ferahlatmak.…
-
op.163: feyza menteş, pus

İçinde sızdığım evleri yıkarken bilinçli kaldım, kalabildim. Şimdi çıkıp yaptığım her şeyden sorumlu olduğumu söyleyebilirim. Çünkü kurmaya ve yıkmaya alıştım. Bunun lanetini tattım. Bu laneti ben icat ettim. Dışarıya bir çıktım üst üste hatalar yaptım. Elimde tuttuğum her şeyi bıraktım. Bıraktığım her şey kusurluydu ve milyon tane insana inandım. Onlara inanmak hiçbir şeyi değiştirmedi. Soğumadan…
-
op.135: çağla nalbantoğlu, rastlantısal çiviler

Her zaman yaptığım gibi, çabucak tekrarladım. Rutin denilebilir buna, ritüel ya da ribozom. Sağ üst köşeye gün ay yılı sırasıyla, ortayı hizalayacak şekilde saati. Altına da iki küçük final çizgisi. Una luz en el silencio – sessizlikte bir ışık – çalıyor. Çayırlardaki kovuklarından bale yaparak çıkan kırk yaş üstü bekar hanımlar gibi hissediyorum. Elllerinde birer…