Kategori: deneme
-

op.346: berşan koca – insanlar anüs*
Kaydedilen en yüksek sıcaklık. Bugün burada yanıyoruz. Yunanistan’ın çok yakınında, bir kenar kasabada adımlarımızı hızlandırıp limonlu bir şeyhler içmek için yalvarıyoruz. Zor, çok zor alınan nefesi, akciğer rahatlığıyla vermek. Gözümüzden yaşlar geliyor. Nihayet soluklandığımız ilk kıraathanede oturup bakındığımız bu tabela,…
-

op.323: feyza menteş – bir başkalık yok*
Kimi için geçici bir illüzyondan ibaret hayat. Hassas ruhlar adına sargı bezi ve yaralanmadan. Fazla hasarın dozundan çürüyen bedenler için bir başkalığı olmayan travmalardan. Tüm mutsuzluklarını kadraja sığdıran için bir rolü canlandırmaktan her gün. Kimi için tarihi gecikmiş siyanürden. Doğum…
-

op.314: çağla nalbantoğlu – kentler ve ah!*
Masada duran ilaçları düşündüm ve ardından adımı. Adımlarımı sigara paketine gelince hızlandırıp boynumu küllükten aşağı sallandırdım. Vuruldum. Sokaktan biri örtüsüz, iki kadın geçti. Arkalarından frenler, adamlar, izmaritler ve çocuklar. Beraber yani aynı, diyerek yürüdü biri. Kolunu bir başkasının koluna geçirmiş,…
-

op.305: müge kartal – eşik*
Gelmemem gereken bir kapı eşiğindeyim. Öyle bir eşik ki imkansızlıklarımı bile peşimde sürükleyebilecek kadar kapalı. Kabuslarımda kaç kere o kapıdan çaresizce döndüm ve kendi elimi kendim tuttum, bilmiyorum. Belki de tuttuğumu sandığım elim, bir anahtardı. Bu eşikte bulunmamam gerektiğini, kafamda…
-

op.289: sylvan clownson – bu aralar kendimi tarzan sanmaya çok müsaitim*
‘Ben’ kelimesini karşındaki söylediğinde sana benden bahsedildiği gibi bir his yaratıyor. Normal bir insan ‘ben’den kimin kastedildiğinin ayırdını otomatik yapar. Ama bana hep garip geldi. Bana bir nevi benden bahsedilmesi… Karşımdaki başka ‘ben’in içerimdeki benle bağı. Bir süredir fazlasıyla yoğunum.…
-

op.287: mert bayram – unutma, bu yol kendine çıkıyor
Toprak Şems Tezcan’ın Lotus’una Dair Bir Yorum Lotus, ruhun arınmasını ve yeniden doğmayı simgeleyen çiçek. Toprak Şems Tezcan, sekiz şiirden oluşan Lotus isimli şiir kitabında, bu ana temayı sade bir dil ve özgün bir duyuşla işliyor. Her şey zıddıyla kaimdir.…
-

op.284: zeynep akkaptan, su kadar şeffaf mıyım sence?
Kamçılamak kendimi, içimde kalmış son damla sevgim ile gırtlağıma kadar dolu hıncımı ölesiye kapıştırmak. Kanımın içinde dolanıp doğru yolu bulamayan tilkilerim ile hesaplaştım. Bu uzun ve darbeli yolda ne aşk var ne de nefret. Sadece bir parça aydınlık ile kovalıyorum…
-

op.280: feyza menteş, mikrop*
Sevişerek terk etmekten nasibini alamayan uykusuzlar, ellerinde tuttuğu ve hayatta ancak böylece kaldığı bir kıvılcımdan da mutlu olabilir ilk fırsatta. Hani, küçük şeylerden. Benimki biraz farklı diğer çocuklardan, acıdan yararlanmak gibi çirkin bir alışkanlığım var benim. Hayata tutunmaktan sıkılınca aşağı…
-

op.275: mert bayram, “insanlık aranıyor – lütfen diri”
Sevgi… “Bir gün sana dünyada katlanılacak tek şeyin sevgi olduğunu öğreteceğim.” diyordu Aylak Adam’da Yusuf Atılgan. Ama hangi sevgi? Nâzım Hikmet’in Tahirle Zühre Meselesi’nde “hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil” dediği mi, yoksa Oscar Wilde’ın Oysa Herkes Öldürür Sevdiğini…
-

op.268: usame yördem, bir şey yaptım hiçbir şey için*
Yapabileceğim en iyi şeyi yaptım ve âşık oldum. Geceden kalma çayı, ocakta yeniden ısıtırken, bayatlığın verdiği acıyı, daha bardağa döker dökmez hissederken anladım aşkı. Taze bir şeylere ihtiyacım varmış gibi bir duygu sarsmıştı önce beni. Uyandırmıştı, sensiz sabahlardan. Artık bir…
-

op.267: mert bayram – duyuyorum, görüyorum; bir gün gelecek dönence, biliyorum*
Doğuşumuzu hatırlamayız, elbette. Fiziksel olarak doğuşumuz da böyledir, bilincimizin oluşmaya başladığı ilk zamanlar da, genellikle bir şeyle ilk karşılaşmamızı da. Modern hayatın ay dönümü, yıl dönümü kutlamaları ve önemli anları tarihsel olarak hatırlama zorunluluğu bir yana; o tanışılan şeyin yarattığı…
-

op.252: feyza menteş – taşsız, tahtasız mezarlar*
Altı çizik tekrarların mürekkebiydi dilimdeki kan, yol çalışması bitmeyen şehrin sokaklarına tükürdüm, morarıp kaskatı kesilmeden ağzım.Belki nefretim, aynı istikamet üzerinde sorgulamaktandı bir şeyleri.Hep aynı yönden vurulunca delindi kafam.Şarjörü dolu bir tabanca gibi tetikteydi ruhum, yine kabzası döndü parmaklarımda. Ateş etmek…
-

op.233: feyza menteş, bu fotoğrafımı biraz yarım çekmişler*
nalbantoğlu’na… Çivilere saplanan posterim eskidi, tıpkı yüzüm gibi. Ha yırtıldı ha yırtılacak “geçici süre” diye addedilen krizlerim. Devrilecek bin dört yüz grama sığdırdığım dünya, gizlice sokulacak düşüm, kandığı mutluluk enkazına. Biraz soluk, biraz ölü çıkacak tenim. Yarım ve eksik işlediğim…
-

op.214: çağla nalbantoğlu, tanıdık ve soğuk*
Ölülere ulaşmak için mezar taşını okşamak ve dua etmekten başka bir yol mümkün mü? İmkanlar dahilinde mi ölümün canını acıtma ihtimalini düşünüp yumruklamak antre duvarlarını? Bilincin kapandığı günden beri düşünüyorum bunu. Ağır geliyor, burada olamaman. Sesini duymadıkça unutuyorum ve bu…
-

op.208: feyza menteş, pansuman*
Sırtım soğuk bir koğuşta yaslıdır. Garantisi birkaç yıllık gençliğimde yediğim darbeler, uzun ömürlüdür. Nezarete düşmüş yüzüme bakmayın, gözlerim biraz cop iziyle kaplıdır. Paramparça ruhumu sınama istekli hasretlikler, un ufak etti sanmayın. Tepelere bakarken yakaladığında Tanrı beni, kepengi indi, bütünlüğe yeminli…
-

op.185: feyza menteş, nakil
Hiç değilse henüz çok erken kalkmasam, bir sabah uyansam ve beyaza çalsa kamburum, üzerine serpilen topraktan kurtulduğunda. Aklım başıma hep acıyla devşirmese de pişmanlıktan doğan yasım, hayal kırıklığı büyütmese. Bir sabah uyansam da koskocaman bir kadın olsam, yıpratmasa beni, gece…
-

op.179: feyza menteş, durmak geliyor içimden
Hayat durdu. Hızlı manevralarıyla bağışıklık kazanan dünya, durdu. Yüzümün çizgilerinde viraj alan yaşlar, eskilerin dip bataklığına varmadan kurudu. Ölü parmaklarımın yetişemediği lambalar kapandı ve seyrederken yaşayanları, söndü ışıklarım. Hiçbir şey değişmiyor diye ağlardım eskiden, eskiden çok ağlardım. Durmakla tükeniyor diye…
-

op.177: meva yağmur, okul eğitime yaylım ateşte
Okullar, kurumların içine doğan ve yine aynı kurumlarda “zorunlu” olarak var olmaya çalışırken belki de yitip giden insanların alışveriş merkezidir. Zamanın havada asılı kaldığı bu mekanlarda kurumsallaşmış olan yaşam, bireyi alışverişe memur ediyor. Nitekim öğretmenler, burada bir tüccar gibi müfredat…
-

op.168: meva yağmur, gregor
Kafka, Dönüşüm kitabında Gregor Samsa karakterini yaratarak ailesi tarafından metalaştırılmış ve kapital dünyada ‘çalışmak, çalışmak ve yine çalışmak’ zorunda bırakılmış biz zavallı insanları anlatıyor. Samsa, bir sabah uyanıyor ve kendini dev bir böceğe dönüşmüş halde buluyor, kitabın ilk satırlarında. Ama…
-

op.166: furkan erşahin, bukowski’nin orta parmağı
Ne kadar çok derdimiz vardı, iliği çekilmiş dünyamızda. Halbuki şu etrafımızı çepeçevre saran duvarların çektiği kadar kimsecikler çekmemiştir. Uzun fırtınalar sonucu birkaç kanıya vardımsa da en ilgi çekici belki de şu olmuştur: Parkta oturmuş, ağaç gövdelerinde çalışan karıncaları izliyordum. Alnımdan…