Kategori: opus sanat
-

OP.474: hazar izgi – kahrı sırtında*
vakit değişti artık şiirler şair arar oldu soslu medyada pazarlıklı hikayeler patırtısız aktivistler takip etmek sürekli kıbleyi ve sonunda takip edilmek kazandırır şahit oldunuz şairin doğuşuna kafamın her gün daha da kırılışına mutlu günler geçirdim sırtımda yazamadıklarım depresyon atlı süvari…
-

OP.473: ayşe akkuş – teşne*
Söylemlerin ‘az önce’ gibi aklımda Oysa ne çok geçti yıllar art arda ” Varlığın öyle rahatlatıcı ki. “ – Seni şaşırtmak zordur! Oysa sen beni her gördüğünde Sevinçle şaşırırdın; sanki ilk defa duyuyor gibi sesimi Sever kokumu saklardın zihninde. Sen…
-

OP.471: berşan koca – kömür sa*
gökyüzünden lokavtlara acımasız kuşlar düşüyorken şampuan pahalıydı, asitle yıkadı kömür saçlarını aren holocaust’ta bir yağmurda köpekler ve çingeneler üşüyorken ağaçlara kıyamadı, dudaklarındaki izmaritle yaktı kömür saçlarını aren mitralyöze mermi doluyor ve maksut’ta bir şeyhler oluyorken örmek istemedi, paslı bir bıçakla…
-

OP.470: tevfik kanoğlu – acaba gidiyor muyuz?*
güneşin portakal kokusu sokağa düşüyor köşeleri dönmek çok kolay tüm zahmetler erinmiş semirmeye ama içimizde bir dert var söyleşerek azaltmaya çalıştığımız içimizde bir dert var ki sırtımız ışık görmüyor kaslarımıza bir uyku yerleşiyor adımlarımız yere neredeyse hiç değmiyor biraz şüphe…
-

OP.469: furkan doğan – ey isa! ben kaçıncı havariyim*
Ellerimden tutardın ya Yağmur olurdum yağmak isterdim Sana gökyüzünü gösterirdimBak! İşte ben yağıyorum derdim İnan bana kaç defa o telefonu bekledim Açtım mesajlarını okudum Bak! İşte oradaki virgül benimSen nokta oluyordun her seferinde Sonra annem uyandırıyordu beni Benim annem tüm kutsal kitapları hatmederdiÖnce İncil’den başlardı Anne derdim ben…
-

OP.468: esra dökmen – dün ve bugün*
dikine masamda tabular. hayat harcıyorlar. insan kemikleriyle oynuyorlar. dedim.kaçıncı cüzdü? birkaçtan fazla cüzdanbirkaçtan çok fazla ruhu saklıyordu. seksen darbesi sonrası benim jenga, öğretmenim olmuştu.kasetleri sarmıştım ciddiyetle.etütlerde yazdığım lirik canımlar başım üstüne.metallica çekmiştim, belki hataydı, bulduğum demis roussoslarüstüne.sene doksan sekiz olsun;pisagorla kafayı bulmuştum.suç hiç hissiz kalmamıştı karşı tarafta. pekmez kavanozuna kaşığım düşerdi şeker…
-

OP.467: f. şeyma denizoğlu – süreğen*
“anla artık arayan içimevin yol, evin yok, evin yalan” – “Kırık”, Neyse gösterdiğim yaştakazayı görüyordurmadan bakarakdurmadan sana koşmakgöründüğüm yaştaönünü göremiyoryuhlanarakjilet izi saklanarakkasmayı iş edinmiş gövdeyikamburlaşarak koşmak sanakırmızısın /yahut/ kanlı gözlerimhayli yoğunhayli yokluğa körelirbilinci mutlak gösterdiğim yaş akmaktakurmak yeni dünya kaynasın suratsız sâkî içinkarası farksız karaltı içiiçmek elindenkana kanarak sövgülerle içten kopsun sayfaları damgalarınşirazeyi sökerekutanarak örtünereksönsün yerüstünün…
-

OP.466: ahmet salık – adlandırılmayan vardır*
Düşündüğümüz bir şeyin ya da hissettiğimiz bir duygunun bir şekilde “adlandırılmış olması” bizi rahatlatır. Bu, belki de İlhan Berk’in “Adlandırılmayan yoktur,” dediği şeye tekabül ettiğinden böyle. Hissettiğimiz kızgınlığın bir adı, adresi, açıklaması yoksa sanki boş yere kızgınmışız, daha da kötüsü…
-

OP.465: tevfik kanoğlu – neet hamza*
ailen sana geçim sağlıyorbesininharçlığınve barınman hep onlardanyıllarca kendini kandırdınbir patrona kul olacağımaanadan babadan dilenirimdaha onurlu dedin yine yıllarcakendi mizacındanarkadaşlar edindinbaba parası yiyenher şeyelüzumlu lüzumsuz kulp bulanaylaklıkta bir heyecan görentekinsiz ve harap olandantutku duyan oysatoplum içindeki bu yalnızlığınnedir hamzabiliyorsun tekbaşınalıkbaşkalarının varlığındadaha…
-

OP.464: esra kuş – an sızı-n geçti*
üç aydır kurt görüyorum rüyamda,kurda kurt bu”ya* hayat beni gör yeridir,B bloktan geçiş dilediğin bloğa,senin olmaz çünkü senin olursa benim olmaz,bu geçişlerde gençsindir ve sütün bozulmamıştır daha -daha bozulmayan ne kaldıysayorgun ve renkli ağrıların adam açtığı bozukluktur ve hiç önemsemezsinkolay…
-

OP.463: sylvan clownson – öğrenci akbili*
Öğrenci Akbili Girdiğiniz para size girildi. Mutlu bir aile sofrası, bürokratik bir kabusa dönüşmeden hemen önce oğlum hafif sıkılgan bir tavırla öğrenci kartını kaybettiğini söyledi. O tavırları zorlamayı hep sevmişimdir. Ciddi bir surat. Neden? Hafif bir sorgu. Nasıl? Ve…
-

OP.462: zülâl menekşe – boynuzluyu indirdim*
parayı yaptı ikon, ikonu yaptı parahepinizin yükünü secdelerle belledimdünya bende sonradan nüksettiölçüye ayılıp boynuzluyu indirdim yadsımadım bilgeliğinialaycı doğrularını, kibirli acımalarınımelankolik sefahat akşamlarının seyrindeeline bir meyve, bir bıçak veripakan kanında aklamadım esrik varlığımı putları yıkamadım, sözlerimle evirdimher dikenine dilimin bir…
-

OP.461: tuba tanrıverdi – gürültüye ağıt*
Bütün aynaları sırtından vurdum bugün Kırıldı zamanın dilsiz yansıması Sabahın yüzünü sürdüm hüznümün güzüne Yoruldum maskaraların karasından İnce ve kısa kalsın kirpiklerim Kendi içine bükülen keskin bir sızı Yatağımdan kendime taşan nehirlerim Rüzgârımın uğultusuna yaslasam sırtımı Düşlerim serinliğinde uzak yazların Yerini arıyor hiçlikte asılı kalmış harflerim Yankısında kaybolan eski seslerce dinliyor beni Pencereden sızan tekinsiz gece, saklamış yıldızlarını Sığamadım ki gölgeme dar…
-

OP.460: nilden içağasıoğlu – arafın mührü*
Şehir, paslı bir dişli gibi gıcırdayarak dönen yozlaşmış bir çarkın dişlileri arasında eziliyordu. Elena, cinayet büronun en keskin zekalı dedektifi olarak bu mekanizmanın içinde rasyonel kalmaya çalışan tek parçaydı; yalanı bir kilometre öteden sezer, delilleri bir sarraf titizliğiyle işlerdi. Önündeki…
-

OP.459: gökhan demir – yengeç*
kaçır beni bu curcunadan, bu yapışkan kalabalıktangöğsüne bastır, baldırlarına yatır. geçici öldür beniçekirdeksiz karpuzla, napolyon kirazıyla şımartabart sevmeyi, dudaklarıma dadan, kokumu içsaçlarınla ört yüzümü, yer gök tanımasın bizi bir an fırlayalım, çırılçıplak sularda kaybolalımdiplerde sevişelim iki batık gibi bulunmayalımbermuda üçgenimize…
-

OP.458: serhat sungur – paralel evrende III*
Bir yarık düşer zamanasessizliğimizden geçerizbir kapıda itaat yazılıdırötekinde sürgün ve mühüraynı göğü paylaşırızama ayrı kaderlere yazılırızbirimiz alkışa mahkûmbirimiz karanlığa kaydedilirne söz kalır kurtaracakne pay düşer adalettenhakikat bile parçalanırgücün eğri terazisindebir yüzümüz açıkta kalıröteki geceye mühürlenirkim konuşsa eksilir buradakim susarsa çoğalır…
-

OP.456: feyza menteş – döl ve öl*
Yirmi dört yıl boyunca; duyduğum uzun tiratların sonunda aklımda kalan ve sorguya çektiğimde Allah’la kapıştığımı birebir hissettiğim nasihatten biri şudur: “İnsan biraz da kendi kaderini kendisi yazmalı.” Yırtık külotlu çoraplar, yabancı adamlarla süren geceler, ucuz odalar, içki, uyuşturucu, duvar ve…
-

OP.455: serap çokuysal – ayrık otu*
Eskittik günleri ve güneşi, güneşi ve gülleri sadece içinde bulunarak bu dünyada Saçını atmıştın geriye bir yanlışı düzeltirce o kadar sıradan Mesel, nedir bütün yoğunluğu bu sözlerin izinsiz bir işgal midir hissetmek, sordular, sorarlar hep mülkiyet hakkı ihlali, eğer bensem, eğer bende çatlıyorsa ışık, bu hiddetle kozamı delip geçen hangi…

