Kategori: opus
-
op.149: usame yördem, fazla ölü taklidi yaparken az yaşamak sesi

Zihnimi kiraya verdim: özlemine; bir şey etmiyormuş, anladım. Neredeyse ölüyordum, bu filme neden bu kadar ağladım? Birlikte aynı yalanları konuştuğumuz zamanki gibi Yan yana ama uzak sözcük seçimlerindeyiz. Sanki bir şeyler olsa başka türlü olacakmış Gibi Bir his. Sende de oluyordur, yersiz özgüven, izinsiz kat, bir şeyler olabilirmiş de buna bir şey engelmiş gibi bir…
-
op.148: memozan, lemmy kilmister için

bir iskele söküğünde büyük baba bekliyoruz kıçımıza sokmanı viskiye buladığın o orta parmağı kalbimizde bir çatlak sızı orta parmağa tapan orta çağlı lejyonerleriz büyük baba hepimizin ihtiyacı uçları bilenmiş maça ası silah henüz icat olmadı büyük baba yoksa harbi sıkardı küllerini bastığın kurşunu ıslak saçımıza kırık kollarımız kaldır kafanı utanma gökyüzünde sana son bir kuruş…
-
op.146: emre ay, ihlal

katı kavganın dalgın caz tadı yanı başındısakındın zamanı kalın karanlık makamındanacı kanı takıldı aklına çağ tanıklığının darmadağınaçık sanılan kapıların ardı artık yalın yanardağı esmer bir ezgi delilikte beklenir dedikrengi derin kesik tenin eksildi beklenmedikbeylik beyit sesin esirliği bezgin eskidinefes keskin değil kesik deli sessiz serinlikten beri övülür ölü sözü gördüm kördüğüm güngüz bölündü dün bütün…
-
op.145: çağrı topsöken, olasılıklar, istatikler ve çöpçüler

Üstüme düşeni yapamam. Çünkü üstüme düşen her şey bana hükmetmek içindir. Üstüme düşüp bana istediğini yaptırmaya çalışan bu tutumu direnerek değil, gerekirse yok olmaya razı gelerek reddedeceğim. Geceleri yalnızım. Geceleri kuşlar da yalnız, yuvalar soğuk. Yapmam gereken çok şey var; yaptığım hiçbir şey yok. Pekâlâ, öyleyse ipin kaç boğum geldiğine dikkat etmemiz gerekir mi? Boynum…
-
op.144: ebubekir narinciak, dilimin cinneti

beni kendi sokağında gör yadırga kör bıçağı bilerken ağzımda biriken kanı ödüm kırılırken, annem susarken, bir kedi bir denize bakarken ve bir çocuk intihar etmişken beni yadırga kaburgamdan aşağı inen ilk su damlasını sen hisset bak genzimde güvercinlerin kanıyla sevişen yeni yetmeler, işgüzarlar, patronlar var her hakkım bir sözleşmedir alnıma bak ve oku beni bağışladığın…
-
op.143: r’ulaş karakuş, nar kanarken

i. bir kırbaç gibi şakıyan şu güz karanlığı ve kaygılı gecenin ayartıcılığı… serçe parmağımda uyuyan kentler büyüttüm acıyla ve hüzünle yunulmuş saatler dakikalar… şiirlerin ömrünün uzadığını gördüm yana yana. yana yana! yanmalar icat ettim kendime yarı soyunuk gecelerde güzel yanarım bilirsin harfler kucağımda ayaklanırken. bu dünyaya ait değiliz sevgilim bu derisi…
-
op.141: uğur küçükkabaca’nın yarım yüzlü karnaval’ı

bin katlı hüzne ölüler dayanır ancak biraz kısalt şu geceyi hem ne radikal bir burnun var hem ne çöl gözlerin sanılır ki biraz önce yatağından doğrulup dünyanın üzerine eğilen bu karaltı bu günde bilmem kaç kere kimera kendi ülkesinde fırtınalar estirecek! ……………………………………..bir babanın erken ölmesi çocukların hepsine şiirdir çatı çatılmış yerlerde öğüt öğütür çocuklar neyiniz…
-
op.140: memozan, suzan avcı’ya

nasıl da soktun bıçağı böğrüme o akşam lüks bir otelin lobisinde dikince aynı şişeden likörü ne filmler sikimde ne kırmızı halı fır dönerken etrafında o mor tokalı ihtiyar yavşak ve elia kazan nasıl da kafalayıp seni yaktıysam sigaranı ne ödüller sikimde artık ne camda unuttuğum kokuşmuş botlarım ne vuslatın götü aynı şişeden dikince likörü öpüşmüş…
-
op.139: cem onur seçkin, katil

Annesi bir hayat kadınıydı ve daha 16 yaşındayken Charles Manson’ı dünyaya getirdi. Charles, çocuk yaşlarda annesinin cezaevine girmesinden dolayı hırsızlık yaparak geçindi, sokaklarda kaldı ve sokaklar onun evi oldu. 18 yaşındayken kendisi de tutuklandı. Cezaevinde bir arkadaşı tarafından bıçak tehdidiyle cinsel istismara uğradı ve ıslah evine yerleştirildi. 1954 yılında şartlı tahliye ile serbest kaldı. Kadın…
-
op.138: esra koyuncu, beni bul ve kazıkazan

bırak kaybolan başka hayatlar olsun kan ve bıçak görmeden gövdeni senin yatay ve dikey kızıllığında dolanan her daim benim, şüphesiz işte bu hayata gebeyim doğumdan emekli toprağını üzerime savuran dünyadan yeniden ve yeniden doğuran dünyaya nöbetlerim var, çetelesini tutan dudaklarımda nöbetlerin var beni bul ve kazıkazan
-
op.137: cevat galip tan, rüyalarında

Kimin rüyasına girsem, Ölmüşüm. Ya kafama sıkmışlar Ya da İkinci kattan atmışım kendimi. Yahut Işıklarda araba ezmiş, Uçmuşum dere kenarına. En kötüsü Ambulans gelmemiş saatlerce Gitmişim kan kaybından. Ulan! Hep mi can vermişim! Şimdi ömür uzamış derler, Hep tıraş!
-
op.136: aykut akgül, suyun yanması

milyarlarca surattan oluşan boşluk bütün girdaplar bir şeylere azmettirici tekmelenerek paramparça olmuş sifonlar cenneti saç tellerinden haşmetli mezarlıklar yaptık şehvet o bilindik süslü cevaplarıyla dağıttı olanca kalabalığı diş fırçanı havluna sarıp kaldırdım az önce ve biri bana neden giyindiğimi anlatsın neden tabanlarında her kestirme yolun çamuru var neden erkek spermleri bulamıyorum damağında hiç ruhunu kaç…
-
op.135: çağla nalbantoğlu, rastlantısal çiviler

Her zaman yaptığım gibi, çabucak tekrarladım. Rutin denilebilir buna, ritüel ya da ribozom. Sağ üst köşeye gün ay yılı sırasıyla, ortayı hizalayacak şekilde saati. Altına da iki küçük final çizgisi. Una luz en el silencio – sessizlikte bir ışık – çalıyor. Çayırlardaki kovuklarından bale yaparak çıkan kırk yaş üstü bekar hanımlar gibi hissediyorum. Elllerinde birer…
-
op.133: ahmet doğruer, sigara öncesi imgenin yüzü

kahretsin, odada asılı bir üzünç… DUVAR anlamanın diğer adı, öğrenmenin / usanc’ın ilkeli / çivinin çakılgan öznesi -acıyla- harç’ın yüzüne gülümseyen / sessiz ve konuşkan bir ç ü r ü m e sonatı -imlasız- konuşsun, üryanı öz insanı / durmanın ikircikli, kalmanın yumru tadı / taş olma hâli. DUVAR İKİ öz’ün yıkımı (bu taştan yapılma)…
-
op.132: toprak şems tezcan, civa’r

¿nerede kaldım bunca zaman süzülüyorum insan yanlarım takılıyor //ben kendimi bularak süzü/lüyorum o kadar abuk ki n e b u l a diyorlar hücrelerim yılkınıyor böyle bir uyanış böyle bir doğuş böyle bir toplanış kendini kendinde bulamazmış insan nefesli buğu sulu parmak izleri dudaklar morarıyor hafif bu dökülen pas asitleri dişlilere takılanlar hiçleşiyor işleyen yerlerim…
-
op.129: eray erkin, yolunu çevirdiğin anda biraver olmak

adını sayıklıyorum gündüz vakti etrafımı saran bembeyaz kar tabakasına doğru yürürken oldukça sessizim beni duyamazsın aslında küskün de değilim bir köşede lüksemburg’un başkentini yokluyor ellerin diğer köşede şili’de okyanusu dalgalandıran deprem bakışlarına rast geliyorum sağ kalan ilk insan oluyorum bir sonraki gün enkazda aranıyorum ispanya’nın faşist iktidarı varken pan’in labirentinde hayalperest bir çocuk oluyorum başka…
-
op.128: mahsun aksoy, kızıl ritüel

Yalnızlığı kuşanmadan kendimi buralarda unuturum benim kadim öğretim intihar biliyorsun evim hastalıklı derme çatma bir umutsuzluk kapımda bir ölüm megaliti yani elimde bir jiletle oyalanıyorum yani biliyorsun façam bozuk ve kavgasız yaşayamam kızıl bir ritüelle açıyorum kitapları istersen bir sabah bana gel elinle nabzımı yokla istersen gelirken Les Combes şarabı getir birlikte kusarız yani biliyorsun…


